Küresel hegemonya yarışında yeni dönem!


Soğuk Savaş döneminde Sovyetler Birliği ile ABD arasındaki ideolojik, siyasal, askeri ve stratejik küresel hegemonya yarışı başlıca üç alanda, 1.Konvansiyonel ve nükleer silahlanma, 2.Balistik füze ve uzay çalışması, 3.Ulusal kurtuluş savaşlarına çok yönlü destek ve sistemden kopuşu önleme şeklinde sürdü.

İki blok açısından sürekliliğini ve sürdürülebilirliğini körükleyen bu hegemonya mücadelesi, “süper güçler” kavramına da kaynaklık eden ekonomik, askeri, bilimsel ve teknolojik rekabeti ifade ediyordu.

Yarışın ortaya çıkardığı bilimsel ve teknolojik gereksinimler, ABD için kapitalist üretim ve yeniden üretimin gelişme potansiyeline dinamizm katarken, Sovyet Sistemi için tam tersi bir durum yaratarak toplumun ilerlemesini ve refahın gelişmesini durdurdu.

Nükleer silah üretimini inatla sürdüren ve neredeyse kendi geleceğini bununla özdeşleştiren Sovyetler Birliği’nin tarihsel yanılgıları ya da kendi ifadelerine göre “tarihsel zorunlulukları” esas olarak üç temelde toplanıyordu:

Birincisi, ilk yarışın ABD’nin Japonya’ya karşı atom bombası kullanması ve üstü kapalı bir şekilde ABD başkanı Ruzvelt’in, Stalin’i “tehdit etmesiyle” başladığı iddiasıydı. İkincisi, Sovyet yöneticilerinin “Kapitalizmin ömrünü tamamladığı ve 20.yüzyılın sonunda yok olacağı” teziydi. Üçüncüsü, 1960’lı yıllardaki öngörülerine göre yüzyılın sonuna doğru “Komünizme” geçileceğiydi.

Ancak bu süreçte devlet, yani sürekli güçlendirilen bürokratik ve askeri araç yetkinleştirildikçe bırakalım komünizme geçmeyi, 1920’li yıllardan kalan reel sosyalizm idealine doğru ilerlemeyi bile engelledi. Kapitalist-emperyalist dünyaya uyum sağlamaya çalıştıkça Sovyet Sistemi iyice yozlaştı ve kendi içinde çürümeye başladı.

“Kapitalist olmayan yol”, “Barış içinde birlikte yaşama” gibi reel sosyalizmi bir ekonomik kalkınma modeli haline getiren reformist ve revizyonist tezler, bilimsel ve teknolojik gerilemenin de etkisiyle kısa zamanda iflas etti.

Ortadoğu’dan Uzak Doğu’ya, Afrika’dan Güney Amerika’ya kadar ısrarla sürdürülen üçüncü dünya ülkelerine karşılıksız mali ve askeri yardımlar, Sovyet proletaryasına ağır bir yük oldu. Yöneticilerin öngördüğü “toplumsal ilerleme” sağlanamadığı gibi diğer bazı iç ve dış faktörlerle birlikte sistem kaçınılmaz olarak çöktü.

Soğuk Savaş sonunda ise, eski Sovyetler Birliği’nin mirasını devralarak yeni bir emperyalist ve militarist güç olan Rusya ile ABD arasında yeni bir hegemonya ve süper güç yarışı başladı. Bu saflaşmada Çin ve Hindistan Rusya’nın yanında yer aldı.

Bu süreçte süper güç yarışına büyük bir istekle katılan Çin, yükselişini sürdürerek küresel hegemonya mücadelesini başlattı.

Böylelikle Ekim Devrimi’nden geriye, Büyük Rus Şovenizminin devamcısı Putin totalitarizmi ile Çin Devrimi’nden Büyük Han Şovenizminin devamcısı olan ÇKP totalitarizmi kaldı.

ABD, Rusya ve Çin arasında süren küresel emperyalist hegemonya yarışı dünyayı üç kutuplu hale getiriyor. Daha da önemlisi şimdilik bölgesel çapta süren savaşlar giderek yeni bir dünya emperyalist paylaşım savaşına yol açma potansiyeli taşıyor!

Şaban İBA