İstanbul’da Esir Pazarı

Osmanlı’da esir var mıydı?
Haşa!
Hiç Müslüman-Türk ecdadımızda esir, esaret böyle şeyler olur mu? Bunlar ancak Batılıların işleridir. Hiristiyan icadıdır! Osmanlı’da öyle şey olmaz…

Osmanlı’da”savaş ganimeti” vardı!..

“Futûhât” zamanında, yani Hristiyan ülkelerin işgal ve talanı sırasında “küffara diz çöktürünceye kadar” onların malı da canı da Müslüman’a “helâl”di. İş bitince de sıra “yağma”ya gelirdi ve buna insanlar da dahildi…

Her seferden dönüldüğünde, askerler, paşalar diledikleri kadar genç kızları, oğlanları yanlarına “cariye” olarak götürürlerdi. Tabi bu işin de bir “adâb” ve “erkân”ı vardı.

Önce Osmanlı sarayına gidecek olanlar seçilmeliydi. En akıllı, en zeki en yakışıklı oğlanlar; en güzel, en endamlı, en yetenekli genç kızlar [ben genç diyorum siz çocuk anlayın, 7’sinden 17’sine…] Osmanlı Sarayı’nın payıydı.

Sonra Paşalar, Yeniçeri Ağaları, Kethüdalar… derken bütün erkan tarafından böyle sırayla paylaşılırdı ganimetler.

Gelgelelim fetih seferleri azalıp, evladı fatihan ganimetsiz kalıp insanların esir alınamadığı dönemlerde bile ESİRCİLİK bir meslekti İstanbul’da. Yine “dar-ül harp”ten, sınır boylarından toplanan insanlar esir pazarına getirilirdi. Müslümanlar esir olmazdı, gayrı-müslimler esir olurdu. Ayrıca müslüman olmayanlar esir de satın alamazdı.

Yani öyle başıboş, yasa dışı, kaçak göçek değil. Fermanla düzenlenmiş, kuralları belirlenmiş, esnaflık haline gelmiş Loncaya bağlanmış, başında da Saraydan atanmış bir Kethüda bulunan bir ESNAFLIKTI ESİRCİLİK…

17.-18.yy’a kadar iyi gelir getiren itibarlı bir işti esircilik… ESİR PAZARI vardı, ESİRLER HANI vardı, ESİR KAHVEHANELERİ vardı İstanbul’da.

İstanbul Esir pazarı, iş gücü, kas kuvvetinden ziyade evlerine kız veya oğlan cariye kapatmak isteyen Beyzadeler ile esirlere fuhuş yaptırmak için sahip olmak isteyen “esnaf”lara çalışırdı. Sırf sadık uşak, hizmetçi, çırak arayanlar da yok değildi tabiiki…

Reşat Ekrem Koçu, İstanbul Ansiklopedisi’nde (1958) İstanbul’daki esir ticareti ve esir hayatı hakkında bilgiler verir. Yazdığına göre 17.yy’de Karadeniz’den getirilen esirler gözdeymiş.

Bu esirler üzerine bir DESTAN var; Esir Pazarının, Esirciler Hanının son demlerini görmüş Derviş Aşık Ali FİGÂNÎ yazmış onu paylaşayım da Osmanlı’da esircilik var mıymış, nasıl bir şeymiş siz karar verin.

Esirci Hanına düşerse yolun
Girüb kapusundan aklın yitirme
Temkin ü basiret üzere bulun
Bir nazar atfitsem ne olur dime

Odalar içinde kız ile oğlan
Mürgi hoş sadalar mehcûri vatan
Kaydı esâretde nice dilberan
Benzerler ayniyle dürri yetime

Sûreti beşerde nice yüz melek
Acıdır her birin hikâyesi pek
Esaret muhakkak ateşden gömlek
Lanet o esirci pelid zâlime

Oğlanı çıkarub mezâdi üryan
Hîcabdan yerlere geçer mûmiyan
Koşar hâcegiler mezadı duyan
Sine bülbülcüğü alan kendime

Dellâlbaşı ider mezadı küşâd
Çıkarub ortaya bir kadi şimşâd
Bideler rûşendir diller ise şâd
Bahâ biçilmez o külçei sime

Kâkülün perçemin zerrin telleri
Sineleri billur ince belleri
Ak zanbak güvercin ayak elleri
Pâyin bûs ederek değer tekrîme

Kimi ağzın koklar şâhi bütânın
Kimi dişin sayar dilber fetânın
Aman düz olmasın göster tabanın
Altun sayılacak şehlevendime

Yer yüzü cenneti Esir Pazarı
Değmesün buraya kem göz nazarı
At hûr i gilmâna aşk ile zarı
Ey Âşık Figaanî derviş kemine

Pelâspâre berdüş dervişiz yâhû
Bakub güzellere çekelim bir hû
Saydc şitâb itsem ben de bir ahû
Kuzgun beççe düşer kasir yedime

İstanbul Esir Pazarı, II.Mahmut tarafından (Tanzimat Dönemi) kaldırıldı ise de Esirci Hanı, Esirci Kahvehaneleri bu kez insan kaçakçılığının yasal olmayan biçimlerde sürdürüldüğü yerler olmaya devam etti.

Yazarın sayfamızdaki diğer yazıları