İsmet Öztürk’ü hatırlamak*

Türkiye sosyalist hareketinde bir kuşak tükeniyor. İsmet Öztürk’ten önce, onun kuşağından sayabileceğimiz birçok devrimci tanıdım. Ankara’da devrimci kitle sendikacılığının öncülerinden Fukara Tahir’i (Tahir Öztürk), Yapı İşçileri Sendikası’nın efsane ismi İsmet Demir’i ve Necmettin Giritlioğlu’nu, 1951 TKP Tevkifatı’nın emektarlarından Terzi İsmail Amcayı, ayakkabıcı Yusuf Amcayı, Sivas Yıldızeli’nde Türkiye İşçi Partisi’ni (TİP) kuran ve yaşatan halk önderi Ali Han’ı, Amasya’da köylü önderi Şerafettin Atalay vb…

Sınıfsal konumları, kişilikleri, eğitim ve öğretim düzeyleri, üstlendikleri tarihi misyon gibi nitelikleri dikkate alındığında, bu kişilerin devrimci mücadeledeki özgün konumları ortaya çıkıyor. Bu kuşağı oluşturanlar, genel olarak işçi ve köylü hareketinin “Alaylı” devrimcileriydi. Onlar halkın içinden gelen, halkı iyi tanıyan, halkın duygularını, özlemlerini ve umutlarını hisseden devrimci önderlerdi.

Onlar, önceleri TİP, ardından Dev-Genç ve daha sonraki süreçte devrimci geleneği devam ettiren çeşitli siyasi akımların izleyicileriydi. Onlar olmadan bulundukları bazı yerleşim yerlerinde devrimci faaliyet olmazdı. Onlar, kendilerini devrim ve sosyalizm mücadelesine öylesine adamışlardı ki,  onlardan polis ve jandarma ciddiye alır ve çekinir, yerel eşraf ve tüm gerici güçler ise onlardan korkardı.

Bu kuşağın içinde hepsinden daha iyi tanıdığım, birlikte örgüt kurduğumuz, devrimci mücadelede önemli sorumluluklar üslendiğimiz, THKP-C Kurtuluş Hareketi’nin doğuşunda ve gelişmesinde önemli bir yeri olan İsmet Öztürk idi. Bölgedeki lakabı ile Çörtük İsmet veya Çörtüğün İsmet. Kendi ifadesine göre, “Önceki hayatı bar, saz, kumarhane ve hapishaneden ibaret olmuş, mektep-medrese görmemiş bir insanın, ağzı bir iki laf edebilen düzeyde bir devrimci olması” diğerlerinden daha farklı bir karakteri oluşturmuştu. Bu durum, üstlendiği devrimci misyonu göstermesi bakımından önemliydi.  Kendisi bu özgün durumu, “Mektepli değil de alaylı bir devrimcinin nasıl olup da onca okur-yazar ve yazı erbabı arasında yer edindiğini de açıklayabilir” şeklinde açıklıyordu.

Burada İsmet’in devrimci kişiliğinden ve mücadelesinden uzunca söz etmenin bir anlamı yok. Çünkü bu salonda ulunan herkes şu ya da bu şekilde onu tanıyor. Onun nasıl bir devrimci olduğunu biliyor. Ben burada sadece İsmet’in bir konumu üzerine vurgu yapmak istiyorum:

Kurtuluş hareketinin oluşumunda İsmet’in özel bir yeri vardı. Biz, (Şaban, Mustafa, İlhami, Mahir) 1974 yılında cezaevinden çıktıktan sonra okul, askerlik, evlilik vb. işlerle uğraşırken ve her cenahtan insanlarla afaki ilişkiler kurarken; Karadeniz’den İsmet çıkagelmiş ve bizi bir anlamda örgüt kurmaya/örgütlenmeye zorlamıştır.

Çünkü bizden önce bir grup genç arkadaşla birlikte Samsun’da yerel düzeyde örgütlenmişler ve bölgedeki ilişkileri toparlamaya başlamışlardı. Biz ise, hala sosyalistlerin birliği filan üzerine ahkam kesiyor ve afaki birlik projelerine kafa yoruyorduk. Bu basiretsizliğimizin bedelini de 1975 yazında devrimci gençlik kadrolarıyla yaşadığımız kopuş sürecinde ödemiştik. Bizim de artık tek başımıza yürümek zorunda kaldığımız bir sırada İsmet hayatımıza girmişti.

İsmet’in ısrarları ile 1975 sonbaharından itibaren örgütlenme adımları atmaya başladık. İsmet’in meşhur sözü olan “Bir olduğumuz yere kadar biriz” bağlamında 5 kişi ile bir Merkez Organ (MO) oluşturduk. Bu organın kuruluşu ile Kurtuluş hareketi uzun ve ince bir yola çıktı. Yaklaşık bir yıl sonra Ali ve Doğan’ın katılımları ile Merkez Organ 7 kişilik bir organa dönüşerek yoluna devam etti.

Şimdiye kadar yapılan menkıbelere ve kişisel spekülasyonlara rağmen, eğer hakkaniyetle Kurtuluş Hareketi’nin ilk kurucu önderlerinden söz edilecekse bu kişiler İsmet’in de içinde yer aldığı bu 5 kişi ve Dev-Genç’ten beri onlarla birlikte yol yürüyen (burada isimlerini sayamayacağım) çok sayıdaki devrimciydi. İsmet’in bu misyonu, tarihimizde unutulmaması ve unutturulmaması gereken siyasal ve örgütsel bir olgu olarak bilince çıkarılmalıdır.

Son olarak İsmet’in iki iyi şey daha yaptığını vurgulamak istiyorum. Biz hala cenazelerimizi cami avlularında yaparken, o bedenini kadavra olarak üniversiteye bağışlaması ile örnek bir tutum gösterdi.  İkinci olarak da devrimci mücadele hayatını yazarak (İsmet Öztürk, THKP-C’den Kurtuluş’a Mücadele Hayatım, Dipnot Yayınları)  gelecek kuşaklara iyi bir miras bıraktı.

Konuşmamı toparlarken, ben, bugün İsmet’i uğurlarken belki de hiç birinizin düşünmediği bir öneri yapmak istiyorum. Bu öneriyi kiminiz yanlış bulabilir, kiminiz abartılmış bir öneri olarak görebilir, kiminiz de “Şimdi mi aklına geldi? Şimdiye kadar neredeydin” diyebilirsiniz. Bu tür tutumlarınızda haklı olabilirsiniz. Ancak, yine de ben başka biri için düşünemeyeceğim bu öneriyi İsmet için yapmak istiyorum.

Önerim şöyledir: Önümüzdeki günlerde veya aylarda, İsmet Öztürk için bir Sempozyum yapalım. Bu Sempozyumda “İsmet’in hayatını ve devrimci mücadelesini” irdeleyelim. Kuşkusuz bu Sempozyum,  bir tür anma toplantısı niteliğinde olmayacak. Sempozyumda bilimsel nitelikte veya bu değerde bildiriler sunulacak. Onu tanıyanlar, yazılarını okuyanlar ve bu kuşak hakkında araştırma yapanlar vb. kişiler katılacak.

Bu Sempozyumda, İsmet’in doğduğu yer olması ve çıkardığı çok sayıdaki öncü devrimci kadroların (Harun Karadeniz, Ziya Yılmaz, Ertan Saruhan, Cihan Alptekin, Fikri Sönmez, İsmet Öztürk ve bugün aramızda bulunan İsmail Yeşilyurt vb.) çıkması bakımdan özgün bir nitelik gösteren Karadeniz Bölgesi ve Karadenizliliği de sorgulamalıyız. Konuyu şimdi burada tartışarak günün anlamını ve önemini göz ardı etmeyelim. Bu iş için gönüllü olan arkadaşlar görev almalı. Kısacası bu önerimi ciddiye alanlar olursa, lütfen beni arasın.

Son olarak bir vurgu yapmak istiyorum. Kendisiyle yapılan röportajda İsmet’in de söylediği gibi Kurtuluş Hareketi’nin uzun tarihsel sürecinde aramızda her zaman ideolojik ve siyasal farklılıklarımız oldu, ancak biz devrimci mücadelemizde ilişkilerimizde sevgi, saygı ve devrimci dayanışmayı göz ardı etmedik. Bu bağlamda İsmet Öztürk’ü sevgi ve saygı ile selamlıyorum. Anıları devrimci mücadelemizde yaşayacaktır. Aynı şekilde gelecek devrimci kuşaklar tarafından yaşatılmalıdır!..


(*) 1935 yılında Samsun’un Çarşamba İlçesi’nde doğan ve 19 Kasım 2011’de İstanbul’da ölen İsmet Öztürk için İstanbul Tabip Odası konferans salonunda 21 Kasım 2011 günlü yapılan taziye ve anma toplantısında yaptığım konuşma metnidir. Üzerinde hiçbir değişiklik yapmadan yayınlıyorum.

Yazarın sayfamızdaki diğer yazıları