“Hazreti Âdem Efendimize Küfretmek” Nasıl Bir Suçtur?


Mevzu şöyle: Develer tellal iken, pireler berber iken, ben babamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken, bir dönem Sezen Aksu’nun menajerliğini de yapan Yaşar Gaga isimli bir genç, Cushing Sendromu’na yakalanır. Gaga, 2018 yılında 44 yaşında vefat etmeden bir yıl önce -2017’de- aralarında Sezen Aksu, Tarkan, Nazan Öncel, Özkan Uğur, Sertab Erener, Aşkın Nur Yengi ve Serdar Ortaç gibi birçok ünlünün de desteğiyle bir albüm çıkartır; belki de bu ünlüler Yaşar Gaga için bir albüm çıkartırlar demek daha doğru olacaktır. İşte Sezen Aksu’nun sözlerini yazdığı “Şahane Bir Şey Yaşamak” başlıklı şarkı da bu albümün ikinci şarkısıdır. O şarkının sözleri içinde de “Binmişiz bir alamete/ Gidiyoruz kıyamete/ Selam söyleyin o cahil/ Havva ile Âdem’e” sözleri geçmektedir. Gel zaman, git zaman, neredeyse albüm çıktıktan altı yıl sonra bir gün, Avukat Mikail Yılmaz ve arkadaşlarının Yaşar Gaga’nın 2017’deki Alakasız Şarkılar albümünde yer alan “Şahane Bir Şey Yaşamak” şarkısı içinde geçen “Selam söyleyin o cahil/ Havva ile Âdem’e…” sözlerinden alınasıları, dinî hassasiyetleri yaralanasıları, maneviyatları örselenesileri tutar. Mikail Bey de Sezen Aksu hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunur.

O arada şarkı sözleri Milli Beka Hareketi Genel Başkanı Murat Şahin ve arkadaşlarının da dikkatini çeker. Onlar da bu şarkı sözlerinden alınırlar, örselenirler, rencide olurlar ve “haklı olarak” (!) Sezen Aksu’ya akşam sekiz gibi sendeyiz mesajı gönderirler: “14 Temmuz 2016’da ‘CUNTA’ imalı şarkının sözlerini yazan, dün de dinî hassasiyetlerimize hakaret içeren şarkı sözlerini piyasaya sürerek kinini kusan, FETÖ’nün ‘aziz dostum’ dediği Sami Yıldırım’ın kızı #sezenaksu yarın 20:30’da kapındayız…”

Murat Şahin’in bahsettiği “14 Temmuz 2016’daki Cunta imalı şarkı” da Sezen Aksu’nun Tarkan’a verdiği ve içinde “cuppa cuppa” sözlerinin geçtiği şarkıdır. Sezen Aksu’ya had bildirme, ayar, kalay çekme, hizaya sokma, adam etme, burnunu sürtme… furyasından elbette Bahçeli de geri kalmaz ve Minik Serçe namıyla maruf şarkıcıya cevabını verir veriştirir: “Sorumsuz şarkıcının sefalet hali, cehalet çukurunun açık seçik bir numunesidir. Bu sanatçıya diyorum ki serçeysen serçeliğini bil, sakın kuzgunluğa heves etme.” Ve artık top Reis’tedir -ki had bildirme, onun ellerinde “dil koparmaya” terfi ediverir: “Hz. Âdem efendimize kimse dil uzatamaz; o dilleri yeri geldiğinde koparmak bizim görevimizdir.”

Sorular, sorular; cevapsız sorular…

26/9/2004 tarih ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 216 maddesinin 3. fıkrası “Halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağılayan kişi[nin], fiilin kamu barışını bozmaya elverişli olması halinde, altı aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırıl[acağını]” hükme bağlamaktadır.

Hukukçu değilim, Sezen Aksu’nun şarkı sözlerinin bu hükmün neresine düştüğüne dair bir şeyler söylemek de haddime değil. Ayrıca, insanların maneviyatları ile ilgili kutsallarına küfür etmenin matah bir şey olduğunu da söyleyecek değilim. Konuşmak istediğim, aslında sormak istediğim şeyler farklı: Eleştiri nerede biter, kanunda bahsedilen “dini değerleri alenen“ aşağılamak ve bu aşağılamanın “kamu barışını bozmaya elverişli olması durumu” nerede başlar? Dinî değerlerin “aşağılanması” ile kolayca bozulan “kamu barışı” insanlar evlerinin önünde hedef gösterildiklerinde de bozulmazlar mı?

Hiç tartışmaya gerek yok ki bu sorunun cevabı, çubuğu nereye doğru büktüğünüze doğru değişecektir. Çubuğu eleştiri hakkından yana değil de “dinî değerlerin aşağılanması”ndan yana bükmeye teşneyseniz hâkim dinî değer/uygulamaların dışına taşan ya da taştığını düşündüğünüz her davranış, düşünce, hatta ima, dinî değerlere yönelik bir hakaret olarak değerlendirilebilecektir. Örneğin, Cuma namazına gitmemek de inananlara bir saygısızlık, bir hakaret olarak değerlendirilemez mi? Ramazan’da alenen yenilen bir yemek, herkesin gözü önünde içilen bir sigara… Âdem’e cahil demek bir hakaretse, örneğin, başını kapatmayan bir kadın da bir Müslüman erkeği “mecburen” (!) günaha sokarak onun dinî değerlerini aşağılamış sayılmaz mı? Peki suçların cezası “dil koparmak” mıdır, evinin önünde insanları tehdit etmek midir, onları hedef göstermek midir?

Çubuğu tersine, eleştiri hakkına bükmeyi istemek demokratik bir tavır mıdır, dinsizlik midir? Bir hukuk devletinden beklentimiz nedir, eleştiri hakkının yanında durması mı, dinî değerlerin yanında durması mı?

TCK 216, bir “pozitif hukuk” kuralı mıdır, linç kültürünün meşruiyet kaynağı mı? Değil dine dair bir “eleştiri” -Sezen Aksu ve bu tür şarkıları sevenler de beni affetsinler ama- saçma sapan bir şarkı sözündeki boş beleş bir “cahil Âdem ile Havva” sözü, o kişinin evinin önünde hedef gösterilebilmesini; cumhurbaşkanı, koalisyon ortağı partinin lideri, Diyanet İşleri Başkanlığı gibi kurumların yöneticileri vb. tarafından hedef gösterilmesini, tehdit edilmesini meşru kılar mı?

Sahi bu kutsallar ne kadar kutsal, dinî değerler ne kadar “dinî değer”dir? Faiz oranları belirlenirken kullandığınız “nas kriterleri” de bu “kutsal”ın, bu “dinî değerler”in içinde midir? Eğer “Nas”, “Allah’ın ve Hz. Peygamber’in sözü” (bkz. İslâm Ansiklopedisi “Nas” maddesi) ise “Neymiş efendim? Faizleri düşürüyormuşuz. Benden başka bir şey beklemeyin. Bir Müslüman olarak naslar neyi gerektiriyorsa onu yapmaya devam edeceğim. Hüküm bu,” diyen Erdoğan’ın faiz kararlarını, iktisat politikalarını eleştirmek de -Nas’ı eleştirmek de- dinî değerleri aşağılamaya ya da hiç değilse Diyanet İşleri Başkanlığı’nın adlandırmasıyla “dini şahsiyetlerle ilgili özensiz tutum” göstermeye örnek teşkil eder mi?

Yukarıda, peş peşe sıraladığım soruların cevapları değil önemli olan, soruları cevaplarken nerede durduğunuz, nereden hareket ettiğinizdir. Kimsenin dinî değerleri aşağılanmamalıdır ama demokratik değerlerin içleri de boşaltılmamalıdır. Dinî değerlerin aşağılanması kadar, dinî değerlerin popülist söylemler uğruna istismarının yanlışlığı da vurgulanabilmelidir.

Dinî değerler demokratik değerlerin karşısına konulduklarında ya da bugün Sezen Aksu üzerinden köpürtülen hassasiyetler, yıllar önce Aziz Nesin üzerinden yapıldıklarında, insanların nasıl da göz göre göre yakılabildiğini unutmamak için sorulara verdiğimiz cevaplardan önce soruları cevaplarken durduğumuz yeri değiştirmemiz gerektiğini aklımızdan çıkarmamamız gerekiyor.

Mete Kaan KAYNAR