Gözünü Açtığın Anda Hayat Yeniden Başlar

Benim gibi altmışlarına yaklaşan bir arkadaşımla sohbet ederken bir anda, “Hayat kırkından sonra başlar,” dedi. Gülümsedim ve sordum “Kırkından mı, yoksa farkından sonra mı?”

Geçmişin yüklerini bırakıp onları sadece birer deneyim olarak yanımıza aldığımızda, ama gerçekten yalnızca bugünü yaşadığımızda mı başlar hayat? Belki de başlangıç, bir yaşa değil, bir fark edişe bağlıdır.

Sohbet bittikten sonra bu sözün sadece kültürel bir deyim olmadığını düşündüm. Sanki daha derin bir yere, kadim bir inanca da dokunuyor. Semavi dinlerde peygamberlerin çoğuna peygamberlik görevinin kırk yaş civarında verilmesi boşuna değil herhalde. Kırk yaşın bir “olgunluk eşiği”, bir “kendini bilme yaşı” olarak görülmesinin sebebi belki de bu. Kırk hem dış dünyanın hem de iç dünyanın daha berraklaştığı, insanın kendini daha net duyduğu bir dönem gibi.

Ama ben bu sözün sınırlarını biraz genişletmek istiyorum. Çünkü bence hayat kırkında değil; gözünü açtığın her yeni günde yeniden başlayabilir.

Belki dün pişmanlıklarla geçti. Belki yarın kaygılarla dolu hissediyorsun. Ama bugün var. Bugün yepyeni bir başlangıç. Ve sen, gözlerini açtığın anda aslında hayatın yeni perdesi aralanıyor.

Bence kırk yaş dediğimiz şey, çoğu zaman gençlik yıllarının koşuşturmacası ve arayışlarıyla geçen dönemden sonra gelen o netlik hâlini ifade ediyor. Hayatın ambalajına kanmadığın paketin içine odaklandığın, “Ben neyim?”, “Ne istiyorum?”, “Ne yapabilirim?” gibi soruların daha berraklaştığı bir eşik. Bu yüzden kırk, sembolik bir yaş olmuş. Bir iç oturuş, bir dinginlik, bir olgunluk.

Ama ya biz “Her yeni gün yeniden başlar” diyorsak? O zaman kırk yaş eşiğine kadar beklemeye gerek kalmıyor. Deneyim elbette değerli ama asıl mesele farkındalık.

Her sabah kalktığında kendine şunu sorabilirsin: “Bugün neyi farklı yapacağım? “Hangi yönümle barışacağım?” “Kendim için neyi seçeceğim?”

Bazen küçük bir adım, bazen minicik bir karar ya da taze bir bakış açısı yeter. Bir günün bir önceki güne benzememesi bile bir başlangıç. Yeni bir şey öğrenmek, yeni bir deneyim… Hepsi hayatın yeniden başlaması için kocaman birer kıvılcım.

O yüzden kırk yaş bir dönüm noktası değil. Çünkü asla “çok geç” değil. Dün geçti, yarın bilinmez… ama bugün var. Ve bugün senin.

Atasözünü biraz değiştirip şöyle desek nasıl olur? “Hayat kırkından sonra değil, her yeni günle yeniden başlar.” Bu bakış açısıyla hayatın her anı bir fırsata dönüşür. Sabah uyandığında, “Bugün hayatım yeniden başlıyor,” deme hakkın hep vardır. 

Yazar, bu yazıyı nasıl bitireceğini düşünürken aklına iki cümle düşer:
“Yaşlanarak değil yaşayarak tecrübe kazanılır, zaman insanları değil armutları olgunlaştırır.”  Peyami Safa

Ve Platon’un şu sözü: “Hiç ölmeyecek gibi yaşayanlarla, hiç yaşamadan ölenlerle doludur mezarlıklar.”

Onlara bir rahmet ve selam gönderir. Sonra müziğin sesini biraz daha açar ve Engin Noyan’ın dizelerine yüksek sesle eşlik etmeye başlar:

Hayat kırkında başlar, inanın bana dostlar…”

Sesi yükseldikçe içindeki titreşim de artar. Yılların ağırlığı hafifler.
Zamanın tüm tortusu sanki o anda erir gider.

Şarkı bittiğinde çalma sırasındaki eser bu kez Fikret Şenes’indir. Melodi akar ve şu sözler odaya yayılır:

“Bırak varsın geçsin yıllar, bitsin artık bu korkular. Her yaşın ayrı bir güzelliği var…”

Bu kez hem müziğin hem de yazarın sesi daha yüksek çıkar. Ve bağırır “Güzelsin be”. Sanki bir anlığına odadaki hava değişir; yılların birbirine eklenen rüzgârı, notaların içinden geçip nefesine karışır.

Yaşadığını hisseder. Var olduğunu hisseder. O ezgilerde kendini yeniden kurar; notaların akışına hiç direnmeden bırakır kendini.

Ve tam o anda, kendi sesine karışan melodiler eşliğinde derin bir “Ohh…” çeker. Bir ferahlık. Bir kabulleniş. Bir yeniden doğuş gibi.

Sonra usulca fark eder. Hayat yeniden başlar. Her seste. Her sabah. Her nefeste. Her uyanışta. 

Gülümser kendi kendine. Ve finali şöyle yapar: “Yaşamak lazım bu hayatı”


Görsel Bilgisi:  İşevi, Semih. (2025). Gölde gün batımı – Ontario / Kanada

A. Semih İŞEVİ
Latest posts by A. Semih İŞEVİ (see all)