Hayatı perküsyonla keşfediyor

Gazi Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi Resim Bölümü mezunu olan Hüseyin Çiğdem bağlama ile başladığı müzik serüvenine perküsyon çalarak devam ediyor. Çiğdem, tıpkı yaşam gibi renkli bir enstrümana merak saldığını dünyasında hem resim hem müzik hem de mekân tasarımının büyük bir yer kapladığını ifade ediyor. Çiğdem’in hikâyesi de tıpkı çaldığı perküsyon gibi rengarenk yoktan var edilen bir hikâye… Deyim yerindeyse, Çiğdem tam bir perküsyon ve aynı zamanda bir yaşam sihirbazı… Bizde Çiğdem’in bağlamadan perküsyona geçiş yolculuğunu ve farklı materyallerden oluşturduğu resimlerini konuştuk.

Biraz kendinizden bahseder misiniz?

Hem müzik hem de resim var hayatımda. 20 yıldır müzikle uğraşıyorum. Müziğe ilk bağlama ile başladım. Resim ve müzik yan yana gitti hep benim için. Annem ve babam devlet memuru. Aslen Muğlalıyım ama babamın görevi nedeni ile liseye kadar Aksaray’da yaşamak zorunda kaldık. Müzik hikâyem annemin sayesinde başladı. Çok yaramazmışım. Annem yaramaz olduğum için beni bağlama kursuna yazdırmış. Bağlama kursuna gittiğimde 7 yaşındaydım. 10 yıldır elime almadığım bağlamayı geçenlerde tesadüfen elime aldım ve sanırsın dün çalmış gibiydim.

Lisedeyken babam bir resim öğretmeni buluyor güzel sanatlara hazırlanmam için. Aksaray gibi bir yerdesin koşulların kısıtlı. Yetenek sınavlarında ne istiyorlar onu dahi bilmiyorum. Bir gün bir geldim evde misafir. Neyse oturduk sohbet ettik resim öğretmeniymiş gelen misafir. Misafir gittikten sonra ‘Ailem niye geldi biliyor musun’ dedi? ‘Yok bilmiyorum’ dedim. ‘Güzel sanatlara hazırlanman için sana eğitim verecek’ dediler. Ama resim öğretmeni daha öncesinden odama girmiş yaptığım resimleri görmüş ‘Bu çocuğa verebileceğim bir şey yok’ demiş ve gitmiş.

Bu sırada eğitmen aramaya devam ediyoruz. Bir gün babamın valilikte bir işi var. Valilikte yeni mezun olmuş bir resim öğretmeniyle karşılaşıyor. Babam da ‘Benim oğlum da resimle ilgileniyor onun resimlerine bakma şansınız var mı’ demiş. O da açıkçası ‘Çok yoğunum’ demiş ve böyle bir şey istememiş. Biraz bahanelere yaratıp ‘Benim evim çok uzakta’ demiş. Babam ‘Eviniz nerede demiş’ kadın adresi söylemiş meğerse bizim yan apartmanımızda oturuyormuş. Babam da yan apartmanda oturduğumuzu söyleyince mecbur kalıp gelme teklifini kabul ediyor. Sonrasında çizimlerimi gördü ‘Yetenekli bir çocuk hayır diyemem’ deyip beni 2 ay boyunca güzel sanatlar fakültesi için yetenek sınavlarına hazırladı.

2 AYLIK ÇALIŞMAYLA HACETTEPE’Yİ KAZANMIŞ

2 aylık eğitimle mi güzel sanatları kazandınız?

Evet, 2 ay sonra Hacettepe Güzel Sanatlar Fakültesi’ni kazandım. 1996 yılıydı. O dönem, lisede kredili sisteme denk gelen bir dönem vardı ve bir dersten kredim yetmediği için liseden mezun olamadım. 2 ay sonra mezun olabildim ve kayıt yaptıramadım. 1 sene sonra tekrar sınava hazırlanmak zorunda kaldım ve Gazi Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi Resim Bölümü’nü kazandım.

Resim de hep var mıydı sizin için?

Resim, hayatımın odak noktasıydı. Bir seçim yapmadım aslında resmin yanı sıra yaşamıma müziği ekledim. Şöyle bir anımdan bahsedeyim size: Matematik öğretmenim bir gün bana ‘Babanı çağır okula’ dedi. Baba ‘Öğretmenim seninle görüşmek istiyor’ dedim. Babam okula geldi ve matematik öğretmenim benim için ‘Hüseyin çok iyi bir öğrenci ama dersle hiç ilgilenmiyor her seferinde oturup resim çiziyor’ ifadelerini kullanmış. Babam da, ‘Sizinle iletişimi nasıl hocam?’ demiş. O da ‘Benimle iyi arkadaşlarıyla da bir problemi yok’ demiş. Babam da ‘O zaman bırakın gitsin hocam zaten matematikçi olmayacağı belli, bu çocuğun gözü resimden başka bir şey görmüyor bu yolda gidecek.” diye yanıt vermiş. Ailem beni resim konusunda çok destekledi.

Hangi enstrümanları çalıyorsunuz?

Müziğe bağlamayla başladım ama şu an perküsyon davul çalıyorum. Vurmalıların hepsini çalıyorum. Anka Project diye bir grubumuz var. Ben orada davul perküsyon çalıyorum. Grubumuzla Ankara’ya gelen birçok ünlü kişilere de eşlik ediyoruz. Nur Yoldaş, Jale, Ersan Erdura, Gülden Karaböcek İskender Doğan gibi isimlerle aynı sahneyi paylaştım. Anka Project, blues, jazz, rock çalıp söyleyen bir grup. Evrensel bir müzik tarzı var grubumuzun. Çerkez müziklerinden tutun da Balkan müziklerine kadar geniş bir yelpazenin notaları ile buluşuyoruz diyebiliriz.

Neden davul peki?

O da hep vardı. Hep perküsyon vardı son dönemde de davul oldu. İlkokulda bile vardı hatta bağlama dersine gittikten bir ay sonra oradaki eğitimcilerle birlikte konserlere çıkıyordum. Konserlerde davul perküsyon çalıyordum. 2004 yılında Latin perküsyon derslerini Merter Fosforoğlu’dan aldım.  Müzikte sahnede piştim. Ama resim öyle değil tabii ki.

ESKİZLERİN TABLOYA DÖNÜŞEN YOLCULUĞU

Resim yaparken yağlı boya yerine matbaa boyası kullanıyorsunuz? Neden?

Pigmenti çok yüksek ve üzerinde oynama şansım daha fazla oluyor. Matbaa boyasının bütün renkleri transparan ve benim için çok fazla avantajlı bir durum. Yağlı boyada tüm renkler transparan değildir yarısı opaktır ve bu benim işime geliyor açıkçası matbaa boyası ile uğraşmak ve maliyet olarak da çok daha uygun. Bir cafeye gidip oturduğumda Amerikan servislerinin arkasını ters çevirip çizmeye başlıyorum. Bir yandan arkadaşlarımla sohbet ediyorum bir yandan da bir şeyler çiziyorum. Çok düzenli bir insan değilim. Kağıtlar var bir dolu notlar onları bir yerde tutuyorum sonra çıkarıp bir tabloya yansıtıyorum. Mesela 40 tane tablo siparişi geliyor. Daha önce çizdiğim eskizleri tabloya dönüştürüyorum.

Yaptığım resimlerde çok fazla malzeme kullanıyorum köpükten tutun da lateks kimyasal macunlara kadar farklı farklı bir sürü malzemeyi bir araya getirip kullanıyorum. Standardın dışına çıkmak çok fazla hoşuma gidiyor. Yani kullanılmayan malzemeyi kullanıyorum.

HER MATERYALİN BAŞKA BİR DİLİ VAR

Yaptığınız resimlerde atık malzeme de kullanıyor musunuz?

Benim açımdan onlar atık malzeme değil. Kendi işlevinin dışında başka bir işlev kazanıyor çoğunlukla  ve her materyalin başka bir dili daha ortaya çıkıyor başka bir materyal ile daha birleştiği zaman. Lateks ayakkabıcıların kullandığı bir malzemedir benim açımdan kalıba döküldüğünde çok güzel form alan bir malzeme ve lateks kullanmak çok hoşuma gidiyor. Zamanla materyal bilgim çok fazla oluştu.

Mekân tasarımları da yapıyorsunuz değil mi?

Evet, piyasaya dekoratif işler ve mekân tasarımları da yapıyorum. Duvar resimleri, müzik, resim ve aynı zamanda dekor işi ile de uğraşıyorum. Farklı malzemeleri bir araya getirip tasarım yapmaktan çok keyif alıyorum. Aslında, daha çok kişisel resimler ve dekoratif işler yapıyorum. Bir mekânın aydınlatmasından tutun da tavan yüksekliğine kadar olan sürecin hepsiyle ilgileniyorum. Müşteri içeriye girdiği zaman dekor nasıl görünüyor müşteri nasıl hisseder işte eğlenceli bir yerse ona göre her şeyi ile ilgilenirim. Aslında bir mekanın görsel tasarım sürecinin hepsini yürütebiliyorum.

DENİZİN ALTINDA SIRADIŞI BİR SERGİ

Yapmak istediğiniz ya da gerçekleştirmek istediğiniz bir hayaliniz var mı?

Dalmayı çok seviyorum denizle haşır neşirim. 3 yıldır dalıyorum. Bu nedenle Kaş’ta denizin altında bir resim sergisi açmayı çok istiyorum. Biraz da sıradışı bir sergi açmak istiyorum klasik bir tuvalin üzerine değil suyun altında bozulmayacak ve uzun süre kullanılabilecek malzemeleri bir araya getirip sergi açmayı hedefliyorum. Başka yapmak istediğim bir proje de deniz altında duvar resimleri yapmak.

 

Yazarın sayfamızdaki diğer yazıları