Ankara’da bir düş yolculuğu

Yetişkinler için “Deli Saçması”, “Tanık Sizindir” ve “O Kız Buraya Gelecek” oyunlarının yanı sıra çocuklar için de “Mavi Burun”, “Keloğlan ve Dr. Sihirbaz” ve Hacivat ve Karagöz oyunlarının sahnelendiği Düşkapanı Sanat Merkezi Ankaralıların soluk alacağı mekânlardan. Düşkapanı Sanat Merkezi kurucularından Evren Ersan, mekânın aslında 1970 yılında tiyatro olarak yapıldığını ama daha önceki yıllarda hiç tiyatro olarak kullanılmadığını buranın sanat merkezi olarak kullanılması için çok emek verdiklerini söyledi. Özel tiyatroların güçlükle ayakta durmasına rağmen hem daha özgür hem de içerik olarak yeniyi yarattıklarını belirten Ersan, “Her yıl düzenlediğimiz gösterilerle, seyircimizle buluşuyoruz. Bu sıralar “Tiyatrocu” diye bir oyun üzerinde çalışıyoruz. Herkesi, uzman kadrosu ve sıcak ortamıyla Düşkapanı Ailesi’ne bekliyoruz.” dedi.

Celal Bayar Üniversitesi İşletme Bölümü mezunu olan Evren Ersan, düşlerinin peşinden giderek sevdiği işi tiyatroyu tercih etmiş. Sanat merkezi açma hayallerini 2008’de kardeşi ile birlikte gerçekleştirdiklerini belirten Ersan, “Düşkapanı’nı ilk olarak 2008 yılında açtık ama o zaman bir apartman dairesindeydik orada eğitimler veriyorduk, daha sonra şimdiki yerimiz olan Akay Caddesi’ne taşındık. Maalesef hiç bir resmi kurumun veya sivil toplum örgütünün desteği olmadı. Tamamen iki kardeş kendi çabamızla burayı açtık” dedi. Aynı zamanda pandomime de gönül veren Düşkapanı Sanat Merkezi kurucularından Evren Ersan ile tiyatro ile olan hikâyesini, senaryosunu yazıp, yönetmenliğini ve oyunculuğunu üstlendiği oyunları ve tiyatro üzerine konuştuk.

  • Pandomim sanatçısısınız ama Türkiye’de bu sanata ilgi yok denilecek düzeyde. Pandomime neden ilgi yok bu nedenle mi tiyatroyu tercih ettiniz?

Tiyatro ile başladım pantomim sonra hayatıma girdi. Celal Bayar Üniversitesi İşletme bölümü mezunuyum ama orada okurken hep tiyatro yapmak istedim. Nevşehir’de doğup büyüdüm orada tiyatroya dair bir imkân yoktu. Aslında yazmaya o dönem başlamıştım. Nejat Uygur’u çok severdim tiyatroya onun videolarını izleyip başladım. Üniversitede okurken okulun tiyatro grubuna katıldım. ‘İşletmecilik yapmayacağım tiyatro yapacağım’ dedim ve öyle yola koyuldum.

Okulda bizi çalıştıran Erkan Kökten aynı zamanda bu işi İzmir’de profesyonel olarak da yapıyordu. O yönden çok şanslıydım usta çırak ilişkisi ile yetiştim. Elimden tuttu. Ailem ilk önce okulu bitirmemi istedi ve bu nedenle karşı çıktılar. ‘Okulu bitir öyle yardımcı olalım’ dediler. Okulu bitirince de ‘Tiyatronun senin için bir heves olduğunu sandık’ dediler. Üniversiteyi bitirdikten sonraki süreçte Ankara’ya geldim. Can Şenliği oyuncularıyla başladım ve 2 sene onlarla birlikte çalıştım. O süreçte konservatuara gitmek istedim sonrasında gerek olmadığını düşündüm. Çünkü orada öğretilen her şeyi dışarda da yapabiliyorsunuz. Açıkçası konservatuarda tornadan çıkmış gibi oyuncu çıkıyor. Çünkü akademinin kalıpları var ve sizleri o kalıba sokuyorlar. Tek düzeydi… Mesela ben tiyatroyu yaparak öğrendim.

Can Şenliği’nde iki yıl çalıştıktan sonra İstanbul’a gittim. ‘Ya batarım ya da çıkarım’ dedim. Batıp geldim. İstanbul’da Yaşar Güner ile Sine-Sen’in (Sinema Emekçileri Sendikası) tiyatrosunu kurduk. Maalesef bizi destekleyeceklerini söyleyip 5 ay çalıştıktan sonra bizi desteklemekten vazgeçtiklerini söylediler. 8-9 kişilik bir ekip ortada kaldık. Bunun gibi bir sürü aksilik yaşadık. Sonra Ankara’ya tekrar döndüm ve bir bankada çalışmaya başladım. Orada da 4 ay çalıştıktan sonra dayanamadım. Ve sonraki süreçte 2008 yılının Ekim ayında Düşkapanı Sanat Merkezi’ni kurduk. O zaman bir apartman dairesindeydik. Daha çok atölye eğitimleri veriyorduk. Fotoğraf, sinema, tiyatro, drama dersleri veriyorduk. Tam bir sanat merkeziydi. 5 yıl orada çalıştıktan sonra ‘Bizim artık bir salona ihtiyacımız var’ dedik. Gezdik dolaştık burayı bulduk. Bu mekânda aslında 1970 yılında tiyatro diye yapılmış ama tiyatro olarak kullanılmamış. 2013 yılında buraya geldik ve 2015 yılında ancak açabildik. Buradaki her bir eşyanın bir hikâyesi var.

“KIZILDERELİ MİTOLOJİSİNDEN YOLA ÇIKTIK”

  • Düş Kapanı ismi nasıl ortaya çıktı?

Önceleri isim çok aradık, bulamadık. Bir anda aklıma geldi. Arkadaşımın yatağının baş ucunda asılıydı. Düş Kapanı Kızıldereli mitolojisinden gelme bir simge, kavram. Düş Kapanı simgesinin içindeki ağlara kötü düşüncelerin yakalandığına inanılıyor. Ortadaki delikten de bu kötü düşünceler gönderiliyor, yok ediliyor. Etrafındaki tüyler de güzel düşünceleri kendine çekiyor. İnanışa göre Düş Kapanı’nın olduğu yerde sadece güzel düşünceler oluyor, barınıyor. Özellikle çocukların başucuna asarlarmış, kabus görmesinler diye. Ve tabi yaşlıların, hastaların başucuna asarlarmış, bizdeki bir nevi nazar boncuğu gibi. Tabi anlamı da çok hoşumuza gitti, tam bizim yapmak istediklerimizi ifade ediyordu.

  • Bize biraz oyunlardan bahsedebilir misiniz?

DELİ SAÇMASI

Şu an “Deli Saçması”, “Tanık Sizindir” ve “O Kız Buraya Gelecek” isimli 3 oyun var.

“Deli Saçması” polisiye bir oyun. Akıl hastanesinde bir cinayet işleniyor. Olayın aydınlatılması için bir komiser görevlendiriliyor. Tabi komiserin sorgulayacağı kişiler de yine akıl hastaları. Onları sorguluyor sorguladıkça da başka bir şeye ulaşıyor. Ölen kişi aslında “Delillik” diye bir ideoloji geliştirmiş. Dedektif, tüm deneyimlerinin aksine, baskı yapmadan nasıl sorgu yapacağının şaşkınlığında, delilerden delil toplamaya çalışır.

TANIK SİZİNDİR

Diğer bir oyun ise yönetmenliğini Mehmet Ulusoy’un yaptığı “Tanık Sizindir” oyunu. O da bir polisiye oyun. Oyun bir köy evinde geçiyor. Düğünler eskiden 3 günmüş. Düğünün 3’üncü günü gelinin annesi bıçaklanarak öldürülmüş. Kimin öldürdüğünü bulmaya çalışıyoruz. Önce polisler sorguluyor sonra seyirciye dönüp ‘Sizin sorularınızı alalım’ diyoruz. İnteraktif bir oyun. Seyirci soru sorabiliyor. En sonunda seyirciden ‘Kimin öldürmüş olabileceği’ tahminlerini alıyoruz. Sonra cinayet anını gösteriyoruz ve ‘Ne yapalım?’ diye soruyoruz. Yani, ‘Katili hapse atalım mı yoksa bırakalım mı?’ Daha çok kadın hikâyesi üzerine bir oyun. Acaba katili kim? Daha da önemlisi, Neden? Sorgulamalarla birlikte o insanların küçük dünyalarında yaşanan büyük fırtınalar da ortaya çıkıyor. Küçük hesaplar yaparken devleştiğini sanan insanların dünyasıdır burası. Herkes kendi eşitsizliğini denklemeye çalışıyor.

O KIZ BURAYA GELECEK

“O Kız Buraya Gelecek” isimli son oyunumuz ise eğlenceli bir oyun. Bir çocuk var ve evleneceği kadını bir akşam yemeğinde ilk defa arkadaşlarıyla tanıştırıyor. Ve genç kadın ilk defa adamın evine gelmiş. Genç adam kadını çok seviyor ama çok dindar bir ev sahibi var ondan da korkuyor. Çocuk dindar değil ama ev sahibi az kira aldığı için çocuk dindarmış gibi davranıyor. Cumalarda gözüküyor. Çocuğun bir de annesi var. Telefonla ikide bir arıyor. Çevresindekilere hep altın takmış onları geri almanın peşinde anne. O nedenle anne Çorum’da da düğün yapmak istiyor. Genç kadın da Çorum’da düğün yapmak istemiyor. Yine arada kalma durumu yaşıyor. Üstüne bir de kıskançlık ekleniyor genç kadın adamı terk edip gidiyor. Aradan 6 ay geçtikten sonra adam o ana geri dönmeyi çok istiyor. Bunu çok istediği bir anda birden bir cin geliyor. Cin de çok matrak. Cin, adama bir şans veriyor ve adam her şeyi düzeltmek için tekrar o geceye gidiyor. Düzeltmeye çalışıyor ama bir türlü olmuyor. Sonra yine bir gün cin yine geliyor ve ‘Ne yaptın’ diyor. Cin ilk geldiğinde genç adama ‘Ne yapacaksın ki geri gidip. Bir şey olmuşsa olmuştur’ diyor. Cin ikna edemiyor ve ‘Seni gönderelim.’ diyor.

 

Cin, ‘Bütün ışıkları kapat arkadaşlarını terk et’ diyor. Genç adam da ‘Tamam’ diyor. Evet gerçekten her şeyi yapıyor ve o kızla evleniyor. Evleniyor ama hiç mutlu değil. O kadar istemesi ve uğraşmasının sonucunda mutsuz oluyor. Oyunda, kendinden feragat ederek mutlu olamazsın mesajını veriyoruz aslında.

3 ÇOCUK OYUNU OYNANIYOR

  • Sanırım bir de çocuk oyunlarınız var…

“Mavi Burun”, “Keloğlan ve Dr. Sihirbaz” ve Hacivat ve Karagöz isimli çocuk oyunlarımız var.

MAVİ BURUN

‘Mavi Burun’ da modern insanla ilkel insanın çatışmasını anlatıyoruz. Parası olmadığı için bilimsel çalışmalar yapamayan bir bilim adamı ve onun beceriksiz asistanı, bilim yoluyla zengin olmaya çalışırlar. Artık çalışmaları sadece para üzerine yoğunlaşmıştır. Bunun için bir zaman makinesi geliştirirler. Bu makineyle istedikleri zamandan, istedikleri insanı getirebileceklerdir. Amaçları kendi zamanında zengin olan kimseleri getirip, üstündeki altınları, mücevherleri alıp geri göndermektir. Fakat işler, hiç de düşündükleri gibi gelişmez.

Zaman makinesinin arızalı çalışmasından dolayı, zengin bir kral yerine, eski çağlardan ilkel bir adam geliyor. Adı Mavi Burun. Bizim para düşkünü Profesör tam umutsuzluğa kapıldığı sırada, Mavi Burun kabilesinin hazinesini aradığını söylüyor. Profesör de ona dost görünüp, hazineyi bulmasında yardım etmek istediğini söylüyor. Böylece Mavi Burun ve Profesör, maceralı bir yolculuğa çıkıyorlar. Hazinenin yerini ise sadece hazineyi ormanda bulan Aslan ve doğadaki her şeyin anası olan Doğa Ana biliyor. Aslan, hazineyi onlara nasıl kaptırmayacağını hesaplarken, Doğa Ana da doğaya verdikleri zararlar yüzünden, insanlara yardım etmeme kararı alıyor. Yani bizim maceracıları zorlu bir yolculuk bekliyor. Bu yolculuk esnasında Profesör, Mavi Burun’un saf düşüncelerinden etkilenir ve içsel bir değişimin temelleri atılıyor. Tabi ki hazine sandığını Aslan’dan geri alıryorlar. Fakat sandık da öyle kolayca açılmıyor. Bu macera sonunda ve sandığın içinden çıkan şey yoluyla, Profesör yaşamda en önemli olan şeyin, insanın kendisinin olduğunu kavrıyor. Böylece para kazanmaya yarayan ve doğaya zarar veren çalışmalardan uzak durmaya karar veriyor.

KELOĞLAN VE DR. SİHİRBAZ

Diğer bir oyun ise Keloğlan ve Dr. Sihirbaz. Keloğlan annesi ile yaşıyor ve çok yoksullar. Günümüzde bütün süper kahramanların doğaüstü güçleri var. Kimisi ışınlar gönderiyor, kimisi uçabiliyor vs. Fakat bizim kahramanımızın hiçbir doğaüstü gücü yok. Onun tek gücü saflığı ve dürüstlüğü. Bu öyle bir güç veriyor ki kendisine üstesinden gelemeyeceği hiçbir şey kalmıyor. Fakirlik Keloğlan’ın canına tak ettiği esnada Dr. Sihirbaz’la karşılaşıyor. İkisi birlikte çok iyi para kazanıyor. Fakat Keloğlan’ın annesinin ettiği bir oyunla Dr. Sihirbaz’ın foyası ortaya çıkıyor. Böylece Keloğlan, Dr. Sihirbaz’ın insanları gerçekten iyileştirmediğini anlıyor. Bu noktada Keloğlan için ağır bir sınav vardır. Ya sihirle insanları kandırmaya devam edecek ve zengin olacak ya da her şeyden vazgeçecek ama fakir kalacak.

HACİVAT VE KARAGÖZ

Üçüncü oyun ise Hacivat ve Karagöz. Oyunda, her zaman olduğu gibi, Hacivat Karagöz’ün işsizliğine çare bulmaya çalışıyor. Laz Çiçekçi’den toptan aldıkları çiçeklerle, beraber bir çiçekçi dükkanı açıyorlar.

Fakat Karagöz internetten bulduğu bir ilaçla çiçekleri bir an önce büyütme derdine düşüyor. Oysa ki ilaç çiçekleri çok hızlı büyüttüğü gibi çok hızlı da çürütüyor. Bu çiçekleri Tuzsuz Deli Bekir’e satınca da işler iyice karışıyor. Neyse ki Hacivat ve Karagöz’e doğru yolu gösteriyor. Karagöz ve Hacivat, çocukların güncel yaşadığı bir problemi konu alıyor: Hazırcılık. İnternetle birlikte kes-yapıştır anlayışı hepimizin içine yerleşti. Öğrenmeden, kavramadan bilgileri kopyalıyoruz. Bu nedenle de her şeyi pratik yöntemlerle ve emek vermeden halletmeye çalışıyor biraz buna vurgu yapmak istedik. Emeğin önemini anlatıyoruz.

İDEALİST BİR TİYATRO OYUNCUSUNUN YAŞAMI SAHNEYE AKTARILACAK

  • Bize biraz yeni projelerinizden bahsedebilir misiniz?

“Tiyatrocu” diye bir oyun üzerinde çalışıyoruz. Tiyatroya çok manevi duygularla başlıyoruz. Bu sıralar, insanların ünlü görme takıntıları var. Ünlü varsa iyidir ünlü yoksa kötüdür düşüncesi var. Biz bununla uğraştığımız için ünlü değiliz bunun peşine düşmediğimiz için. İdealist bir tiyatrocu bir teklif almış bir diziden. Çok iyi para kazanacak ve ünlü olacak. Onun açısından bir anda her şey değişecek ama bir yandan ideallerini bırakmak istemiyor. Oyunda yaşadığı çelişkileri vurgulamak istedik.

 

Yazarın sayfamızdaki diğer yazıları