Faşizm (XI), Adolf Hitler

Limitsiz ve frensiz bir özgürlük hayal eden birisi, faşizmin tohumlarını kendisinde taşır, avazı çıktığı kadar antifaşizmini haykırsa bile (Maurice Schumann).

Doğum soyadı Schicklgruber olan Adolf Hitler, 20 Nisan 1889 tarihinde Avusturya’nın Braunau kentinde doğdu. Babası gümrük memuru Alois Hitler Adolf’un annesiyle evlilik dışı ilişkinin sonucu doğmuştu. Ancak resmi nikâh işleminden sonra babasının soyadını almıştır. Hitler, yirminci yüzyılın bilinen en acımasız diktatörüdür. II Emperyalist Paylaşım Savaşı’nın baş mimarı ve kanlı Yahudi katliamlarının celladı hakkında çok sözler söylenildi, ciltlerle kitaplar yazıldı, filmler çevrildi.

Bu sayfalarda Hitler’in yaşamını anlatmaktan çok, kişiliği ve yaptıkları konusunda özet bilgiler vermeye çalışacağım. Adolf Hitler 1920’den önceki üçüncü hükümetin kapanmasına kadar yakın etrafı ile ilişkilerinde kendisine “Wolf” (Kurt) lakabı ile hitap edilirdi. Mavi gözlü, kumral saçlı, 1.70 boylarında bir onbaşıydı. Almanya’nın girdiği birinci paylaşım savaşında gazilik ve düşük rütbeli subaylık unvanı verildi. First Class, Demir Haç vb. birçok ödül kazandı. 1919 yılında bir asker yardımı ile orduda bir siyasi subay olarak istihdam edildi. Hitler hızla bu partinin en popüler propagandisti oldu. Kısa sürede Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi (NSDAP)’nin lideri oldu.  1923 yılı sonlarına doğru gelindiğinde gerek zayıf ekonomik koşullar ve gerekse etkileyici konuşmaları ve anti seminist, milliyetçi propagandaları sonucunda partisinde üye sayısı 56 bini geçti.

Bavyera’da üçlü komuta kademesi ile bir nevi diktatörlük yönetimi hâkimdi. Devlet Komiseri Gustav von Kahr, Reichswehr komutanı General Otto von Lossow, Devlet Polisi başkanı Albay Hans von Seisser idi. Bu yönetim, merkezî yönetimin ilettiği her talimatı yerine getirmiyordu. Özellikle Hitler’in yayın organının ve Nazilerin faaliyetlerinin durdurulmasına yönelik emirler uygulanmıyordu. 8 Kasım 1923 akşamı Münih ticaret örgütlerinin, Bürgerbräukeller isimli bir birahanede düzenlediği gecede konuşma yapmakta olan von Kahr ve orada bulunan yönetim ekibi, Adolf Hitler ve ona bağlı 600 silahlı adamının müdahalesiyle rehin duruma düştüler. Hitler bu üçlünün kendisiyle iş birliği yapmasını talep etti. Ancak üçü de bu konuda isteksizdi. Bu aşamada Hitler’e Almanların I. Paylaşım Savaşı’ndaki efsanevi komutanı Erich Ludendorff yardımcı oldu ve görünüşte Hitler’e katıldılar. Başarısız darbe girişimi sanıklarının davası 1924 yılının Şubat’ında başladı. Hitler davayı, kendi görüşlerini kamuoyuna aktarmak ve propagandasını yapmak için uygun bir fırsat olarak kullandı. Yargılama sonucunda 5 yıl hapis cezası almasına rağmen, 9 ay hapis yattıktan sonra Aralık 1924’te salıverildi. Ludendorff ise yaptığı hizmetler göz önüne alınarak ceza almadı[37].

1930 yılında yapılması kararlaştırılan “Reichstag” (Parlamento) seçimlerinde çözüm olmamıştı. Ülkenin içinde bulunduğu bunalım ve Versailles Barış Antlaşması’nın sonuçları ile iç savaş, ülkeyi içinden çıkılması zor koşullarla yüzleştirmiş, enflasyon korkunç derecede yükselmiş, işsizlik had safhaya çıkmıştı. Ayrıca 1929 tarihinde görülen tüm ülkelerdeki büyük kriz, ekonomiyi vurmuş, orta sınıf erimiş, işsiz sayısı milyonları bulmuştu. Siyasi partiler ve özellikle iktidar partisi buna çözüm bulamamıştı. Almanlar, partilere ve iktidara karşı güvensizlik içindeydi. Parlamentoya nefret gözüyle bakıyordu. Dış politikada ülkelerin sanki Almanya’yı bölmek istediği, komplolar kurduğu, ülkeyi parçalamayı planladıkları inancı hâkimdi. Bu inanç ister istemez milliyetçilik duygularını körüklemişti.

14 Eylül 1930 tarihinde yapılan Parlamento seçimlerinde Naziler oyların % 18,3’ünü alabilmişti. Bu sonuçla parlamentoda ikinci parti olma hakkını kazanmıştı. Sosyal Demokratlar (SPD) oyların % 24,5’ini almıştı. Komünistlerin oy oranı da % 13 idi. Bu tarihlerde merkez sağdaki bütün partiler birbiriyle kavgalı duruma gelmişti. Zorunlu olarak 6 Kasım 1932 tarihinde yapılan seçimlerinde Naziler oyların % 33,1’ni aldılar, bu da tek başına iktidar olmasına yetmiyordu. 3 Aralık 1932 tarihinde başbakanlığa getirilen General vom Schleicher de başarılı olamadı. Bunun üzerine aşırı sağcıların desteğini alan Hitler, 30 Ocak 1933 tarihinde başbakanlığa getirildi.

Adolf Hitler, kendi ideolojisini hayata geçirmek ve tek adam olmak amacıyla 27 Şubat 1933 tarihinde Reichstag (Parlamento) binasını yaktı ve bu saldırının komünistlerin marifeti olduğunu ilan etti. Bir gün sonrasında da “Halkı ve Devleti Koruma Kararnamesi” adı altında olağanüstü yetki yasasını çıkarttı. Anayasal haklar askıya alındı, bazı suçlar için idam cezası getirildi. Birkaç gün içinde muhalifler toplatıldı, bir hafta içinde de toplama kampları kuruldu. Muhalifler, solcular, liberaller, Yahudiler ile “milli örf ve adetlere uymayanlar” kamplara alındılar. Bazı liderler kamplarda infaz edildi. 5 Mart 1933 tarihinde göstermelik bir seçim yapıldı ve oyların % 43,9’unu aldıklarını ilan ettiler. Propaganda bakanının günlüğünde şunlar yazılıydı. “Seçimin ve sayımın ne önemi vardı ki, biz zaten devletin efendileriyiz…” Totaliter bir rejim için seçimin ve çoğunluğun önemi yoktu.

1933 – 1939 yılları arasında Nazi Almanyası’ndaki olayları 3. 4. ve 5. bölümlerde özet olarak yazmıştım. II. Emperyalist Paylaşım Savaşı başlı başına bir konu olması itibariyle anlatmayacağım. Ancak, tekelci sermayenin tetikçisi olan Hitler’in kişilik problemine kısaca değinmek istiyorum.

ABD’li psikoloji uzmanı Dr. Alexander Henry Murray’ın 1943 tarihinde yayınladığı raporda Hitler’in aile ve nüfus kayıt bilgilerini, okul yaşamındaki davranışları içeren raporları, ordu kayıtlarını, el yazmalarını, CIA’nın topladığı bilgileri ve belgeleri, hakkında yazılmış yazı, makale ve biyografileri topladı ve psikolojinin temellerinden olan “ihtiyaçlar teorisi” ile harmanlayarak, Hitler’in kişilik yapısını ortaya çıkardı ve herhangi olası bir mağlubiyette silahı kafasına dayayacağı sonucuna vardı. Buna göre hazırlanan raporda öne çıkan bilgileri sizlerle paylaşmak istiyorum.

  • Hitler’in kişilik yapısında tepkisel narsizm davranışı hâkimdi. Diğer bir deyişle olaylara karşı tepkisiz davranmayan, kendi kendini beğenmiş bir yapı hâkimdi.
  • Eleştiriye tahammülü yoktu. Karşısındaki insana karşı söz hakkını bile vermezdi.
  • Kaba bir yapıya sahipti. Karşısındaki insanları hep küçümserdi.
  • Hoşgörü ve tolerans sahibi değildi.
  • Her olayda olası hataları başkalarına yüklerdi. Bu da karakter yapısını oluşturmuştu.
  • Hep kendi çıkarlarını ön planda tutardı. Aşırı bir bencillik yapısına sahipti. Sahip olduğu hiçbir şeyi başkasıyla paylaşmak istemezdi. Konuşmalarında hep “ben” kişi zamirini kullanırdı. 1939 tarihindeki bir konuşmasında 138 defa “ben” kelimesini kullanmıştı.
  • Kinci ve intikamcıydı. İntikam almakta sabırsızdı.
  • Yenilgiyi asla kabul etmezdi.
  • Şaka yapma yeteneği yoktu.
  • Geçmişten ders çıkarma gibi bir derdi yoktu.
  • Bölücü, ayırımcı ve başkalaştırıcıydı.
  • Aynada saatlerce kendisine bakardı.
  • Irk ayırımı konusunda kimseye söz hakkını vermezdi. Aşırı milliyetçi ve kafatasçıydı, totaliter ve faşistti.
  • Kendisini Almanlar için tanrı ile mukayese edilmesinden hoşlanırdı.
  • Kendisine muhalefet edecek gücü ve imkânı başkalarına vermemişti.
  • Açgözlüydü. Doymak bilmez ihtirasları vardı.
  • Ölümsüz olduğuna inanıyordu. Çünkü ondan önce doğan kardeşleri ölmüş, kendisi ise ölmemişti. Ve üstelik kendisine karşı düzenlenen 40’a yakın suikast girişiminden sağ olarak kurtulmuştu [38]. Buna rağmen zehirlenmekten ve suikasttan korkardı.
  • Babasının, küçük yaşta şiddetinden olumsuz etkilenmiş ve buna uygun bir kişilik bozukluğunu sergilemişti. Babası Yahudileri hiç sevmezdi. Ayrıca Adolf’un yaptıklarının hiç birini beğenmezdi. Ancak ne gariptir ki ileride babasını örnek alacaktı. İleriki yıllarda kendisini babasına karşı borçlu hissedecek ve bu borcu Yahudileri ortadan kaldırarak ödeyecekti.
  • Gençlik yıllarında zevksiz giyinirdi.
  • Kendisine “asilzade kurt” denmesinden hoşlanırdı.
  • Gözlük takmaktan utanırdı. Çünkü Alman liderlerine yakışmadığına inanıyordu.
  • Yanında sigara içilmesine asla izin vermezdi. Alkol sevmezdi.
  • Geceleri hep karargâhta kalırdı. Havanın aydınlanmasına yakın evine giderdi.
  • Doktorları sevmezdi.
  • Köpekleri, insanlardan daha fazla severdi. Çünkü insanlara güvenmiyordu.
  • Kadınlara karşı zaafı vardı.
  • Sinema hastasıydı. Yerli ve yabancı filmleri saatlerce seyretmekten hoşlanırdı.
  • Filozoflardan en çok Friedrich Nietzsche’yi beğenirdi. Alman filozof Friedrich Nietzsche’nin efendi ve köle ahlakı hakkındaki görüşlerinin Adolf Hitler’in faşizminde önemli rol oynadığı biliniyor. Neitzsche’ye göre hukuksal ve ahlaki kuralların tümünü efendiler koyar, köleler de buna uymak zorundadır. Demokrasi ve hukuk düzeni Neitzsche’ye göre bir aşağılık duygusu ve savunma içgüdüsü sonrası ortaya çıkan kavramlardır. Bu görüş Hitler’e ve Nazi faşizmine ilham kaynağı olmuştur. Hitler’e insan haklarından söz edemezsiniz. Hitler’e göre insan hakları, köle beyannamesinden başka bir şey değildir. Neitzsche’ye göre zalim her zaman ahlaklıdır. Hitler’in Friedrich Nietzsche’nin, Hitler’in ilham kaynağının olmasının nedeni de budur.

Hitler’in I. Emperyalist Paylaşım Savaşı sırasında bıyıklarını kısa kesmesinin nedeni gaz maskesinin uygulanabilmesi içinmiş.

1937 yılında İsviçreli psikiyatrist ve psikoterapist Carl Jung, Hitler’in “kadınsı içgüdü ile birçok tipik insanın özellikleri”ne sahip olduğunu yazmıştı.

Dikkat çeken diğer özellikleri de vardı. Bunlar:

  • Mimar olmak istemişti, ancak başaramadı, opera sanatçısı olmayı arzuluyordu, sesi beğenilmedi.
  • Resim yapmaya meraklıydı, ancak Viyana Güzel Sanatlar Akademisi’ne giremedi. Buna rağmen güzel resimler yapardı. Ressamların ortak görüşüne göre Viyana Güzel Sanatlar Akademisi, kendisine haksızlık yapmıştı.
  • Neye el attıysa, elinde kaldı. Her zaman onun önünde giden Yahudiler vardı. Kendisine bir türlü fırsat gelmedi.
  • Sefalet ve perişanlık içindeydi, ama Yahudiler zevk ve sefa içinde yaşıyorlardı.
  • Kalabalığı seviyordu.
  • Gençlere önem veriyordu.
  • Her konuda olduğu gibi yargı konusunda da kendisini üstün görüyordu. “En büyük yargıç benim” diyebiliyordu.
  • Alman mimarların en büyüğü kendisiydi. Öyle görüyordu.
  • Zamanın birçoğunu bina taslakları ve kent modelleri çizerek geçirmekten hoşlanıyordu.

Hitler, iki cilt halinde yazdığı “Kavgam” adlı kitabında yaşamını, bakış açılarını, anılarını ve Yahudiler hakkındaki düşüncelerini yazmıştır.

Psikolog Aysun Köle, Diktatörler, narsizm patlaması yaşıyor adlı makalesinde şunları yazıyor: “…. diktatörlerin aile ve çevre ilişkilerinde anti sosyal kişilik sergilediklerini görüyoruz. Çocuklukların da aileleri ve arkadaşları tarafından aşağılanıyorlar. Zamanla suç ve suçla ilgili toplumca kabul görmeyen davranışlara eğilimli oluyorlar. Bazı olaylarda cinsel istismar da olabiliyor. Etrafındakilerden zarar gördükleri için zamanla kendini koruma mekanizması geliştiriyorlar. Kendilerini çok değerli gördükleri için sürekli bir korku yaşıyor ve korunma ihtiyacı hissediyorlar. Bir süre sonra bu, ‘Ben çok değerliyim, artık beni kimse ezememeli’ noktasına geliyor. Geçmişte sürekli ezilmiş olmaları, narsist patlama olarak tepkiye dönüşüyor [39].

Finans kapitalizminin sıkıntı yaşadığı dönemlerde nice Hitler ve benzerlerinin türemesi kaçınılmaz olacaktır.

Diğer birçok üçüncü dünya ülkelerinde olduğu gibi bizim ülkemizde de iktidar sahiplerinin birçoğu finans kapitalizminin tetikçisi Hitler’e olan hayranlıklarını her fırsatta dile getirirler ve ona benzemek istediklerini anlatırlar.

 

< Bir önceki bölüme git                                                     Sonraki bölüm >


[37] https://tr.wikipedia.org/wiki/Birahane_Darbesi

[38] stratejik analiz. com (Hitler’in kişilik özellikleri, Hitler niçin yanlış kararlar vermiştir)

[39] Turkuaz Ali çimen, Adolf Hitler (Narsizm Psikopat adlı makalesi)

Yazarın sayfamızdaki diğer yazıları