Cinayet Var

Ülke: TC
Şehir: Adıyaman
Kurban: İki dağ keçisi
Katiller: Amerikalı kadın avcı Emieblcek Harris ve kocası Michael Shaun Harris
Cinayete azmettiren ve yardım-yataklık yapan: Adıyaman Doğa Koruma ve Milli Parklar Müdürlüğü
Ceza: Yok

Hiçbir canlıya ve insana en ufak bir zararları olmayan, sadece çalılıklarla beslenerek dünyayı güzelleştiren dağ keçileri, dünyanın en özgür ruhlu fakat insana da yakın varlıklarındanlar ve Alevilik inancına göre de özellikle Dersim yöresinde kutsal sayılıyorlar. Ülkemizde henüz, ‘nesilleri tükenmek üzere olan canlılar’ kapsamına alınmamışlarsa bile, sınıra dayanmışlar. Hoş, dayanmasalar ne olur; bu dünya onlara da ait. Ne var ki insanın aç gözlülüğünün ve vahşetinin sınırı yok.

Kaçak avlanmaları halinde, ’26 bin lira’ para cezası varmış güya; ama sözde ‘Doğa Koruma ve Milli Parklar Müdürlüğü’, her sene Şubat ve Mart aylarını onlar için av mevsimi tayin etmiş. Adıyaman’da bu yıl avlanabilecek dağ keçisi kotası da, ’30’ olarak belirlenmiş. Elbette ki her türlü rüşvetle ve torpille vahşi emellerine ulaşan kaçak avcıları saymazsak, sekiz yaşlarına kadar kâğıt üstünde dokunulmazlığa sahiplermiş; sekiz yaşını geçtikten sonra ise resmen avlanabilirlik statüsüne giriyorlarmış. Tabii büyük paralar karşılığında…

Bugün hayatı alınan olağanüstü güzellikteki dağ keçilerinden biri, 130 cm boynuz uzunluğuyla 11 yaşına kadar yaşamayı başarabilmiş bir muhteşem canlı… Ne yazık ki hazin ömrü buraya kadarmış. Çünkü taa Amerikalar’da yaşayan bir kadının kara kalbi, onun heybetli kafasını kesip duvarına asmak arzusuyla yanıp tutuşuyormuş. Sonunda yememiş içmemiş, saatlerce uçarak Türkiye’ye gelmiş. Etkili ve yetkili mercilerin her av mevsiminde keçi başına yaptığı açık artırmayı en fazla doları bastırarak kazandıktan sonra, kocaman tüfeği ve kan bürümüş gözleriyle Sincik Devlet Avlağı’na dalmış; dağ bayır tırmanarak keçimizin izini sürmüş. Sonunda bulmuş onu ve korkunç cinayet aletiyle vurmuş.

Sonra da tıpkı özgürleştirmek için işgal ettikleri Irak’ta, Vietnam’da öldürdükleri insanların cesetlerinin üstüne postallarıyla basarak zafer pozları veren Amerikan askerlerininkine benzer bir şekilde üzerine çöküp, vahşice sırıtarak poz vermiş. Bu arada, acımasızca canını alırken gözleri açık giden zavallı keçinin, rüyalarını süsleyen görkemli boynuzlarına övünçle yapışmayı da ihmal etmemiş.

Türkiye’ye gelirken, eşi Michael Shaun Harris de onunla birlikteymiş. O da açık artırmada bastırdığı binlerce dolar karşılığında, Akdağ Devlet Avlağı’nda iz sürmüş ve boynuz uzunluğu 118 cm, yaşı ise 9 olan başka bir kadim dağ keçisini katletmiş.

Kocasının vurduğundan daha uzun boynuzlu bir keçi vurmuş olmasından dolayı, kadının başı göğe ermiş.

O meleklerin masum kafalarını Amerikan rüyası evlerinin duvarlarına asmak için koltuklarının altına alıp giderlerken; etkili ve yetkili şahıslara, “Türkiye’deki cinayet hizmetinden çok memnun kaldıklarını” belirterek hararetle teşekkür etmiş; “gelecek av mevsiminde yine geleceklerini” söylemişler.

Başı göğe erenler sadece onlar değilmiş tabii… Adıyaman’da her yıl av mevsiminde avcılardan alınan kan paralarıyla çok mühim işler başarılıyormuş.

Doğa Koruma ve Milli Parklar Şube Müdürü İsmail Kozan, konuyla ilgili şunları söylemiş: “Av turizmi kapsamında elde edilen gelirlerin yüzde 60’ı avlak alanının bulunduğu köylerde, muhtarlıklara aktarılarak köylerin cami, taziye evi, Kur’an kursu gibi ihtiyaçlarında kullanılıyor.”

Herkes ermiş muradına, ağla gözlerim ağla!

Not: Yazımı bitirdikten sonra devam ettiğim araştırmalarım sonucu öğrendiklerime göre, Adıyaman’da dağ keçisi avlandırma işinden akan paralar dudak uçuklatıcı rakamlara ulaşıyor. Örneğin, 2017-2018 av mevsiminde sadece 5 dağ keçisi kotası için yapılan açık artırmanın tamamını da yabancılar kazanmış ve 210 bin tl gelir elde edilmiş. O zaman da ilk avcı ABD’den gelmiş. Bu yıl belirlenen 30 avlık keçi sayısından akacak kanlı paranın tutarını hayal edemiyorum. Bu paraların, zaten hepsinin fazlasıyla camisi olan köy taziye evlerine ya da kur’an kurslarına gittiğine inanmak mümkün değil. Ah ne kanlı, ne kirli, ne karanlık bir ülke!

“Emperyalist Amerika’ya” ve bütün “gâvur ülkelere” her gün ağız dolusu küfrederiz; sonra coğrafyamızda yaşayan kadim hayvanları, başta doları bastıran Amerikalılar olmak üzere en yüksek parayı veren “gâvur avcılara” gururla peşkeş çekerek katlettirir; kazandığımız kanlı paralarla da av bölgelerindeki köylerimize “cami, taziye evi, kur’an kursu” açmakla övünürüz.

Biz bunu insanımıza, hayvanımıza, dağımıza, taşımıza, madenimize, deremize, yerli tohumumuza, şeker pancarımıza, bin yıllık zeytin ağacımıza, fındığımıza, değerli olan neyimiz varsa hepsine her zaman yaptırırız; ne de olsa ölümüne vatansever ve de müslümanız elhamdülillah!

Rabia MİNE
Yazarın sayfamızdaki diğer yazıları