Çanakkale Geçilmez ya da Türkiye Kapitalizminin Renkli Devrimi


George Soros, duymuşsunuzdur, Soğuk Savaş sırasında, 1984 yılında, ilk olarak anavatanı Macaristan’da, 2018 itibariyle 72 ülkede kurduğu  Açık Toplum Vakıfları ile ünlü! Macar asıllı, Amerikalı (wikipedyaya göre) “milyarder, yatırımcı, hayırsever”! SSCB’nin 1991’de dağılmasından sonra eski Sovyet ülkeleri Ukrayna, Belarus, Polonya, Yugoslavya, Romanya ve diğerlerinde “tüm zamanların en büyük yardımlarını” yapan  Soros! Bu “yardımlarla” Gürcistan’da Gül Devrimi, Ukrayna’da Turuncu Devrim vb. renkli devrimleri desteklediğini inkar etmeyen; “dünyanın her yerinde böyle süreçleri desteklediğini”,  an itibariyle “Liberya’da  yapmakta olduğunu”, “Nepal’de de yapabileceğini” ilan eden iyiliksever! 

Soros’un Açık Toplum Vakıfları, Açık Toplum Enstitüsü Yardım Vakfı adıyla 2001’de Türkiye’de kurulan şubesi eliyle ilk beş yıllık dönemde 86 projeye, 7 milyon ABD Doları destek vermiş. Organizasyonları İçişleri Bakanlığı ve Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından yapılan Açık Toplum Vakfı senedine göre kurucu mütevelli heyetinde Can Paker, İshak Alaton,  Murat Sungur ve 2018’de Vakfın Kapatılması Kararının sebebi olarak, “27 Mayıs 2013’de başlayan Gezi Parkı olaylarını Türkiye geneline yaymayı, yurt genelinde kaos ve kargaşa ortamı meydana getirmeyi, bu şekilde cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmayı veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamemn engellemeyi amaçladığı, Açık Toplum Vakfı ve Anadolu Kültür AŞ.isimli vakıf ve şirketi kullanarak olayları finanse ve organize ettiği iddiasıyla” tutuklu,  Osman Kavala; Kurucu Yönetim Kurulu Can Paker, Osman Kavala ve Leyla Alaton olarak sıralanıyor. Kerim Paker ile Üstün Ergüder ise yedek üyeler (www.bbc.com/turkce/haberler-turkiye).  2001’de kuruluşundan bu yana Türkiye’deki projelere (yok bunlar baraj, yol, su, elektrik projelerei değil, Sivil Toplum Örgütleri eliyle “insan hakları, adalet ve hükümetler hesabına çalışan büyük gruplar için en özel fon sağlayıcı”)  projeler için 35 milyon dolar üzerinde yatırım yapmayı planlanıyormuş! 2018’e kadar Vakıf tarafından “sivil topluma” yaklaşık 2 Milyon dolar bağışta bulunulmuş (www.opencocietyfoundations.org/newsroom/acik-toplum-vakiflari-turkiye). Tamamen duygusal!

Aynı “hayırsever işadamı” Soros, Ukrayna’da da karşımıza çıkıyor. Bir başka Amerikalı, film yapımsıcı Oliver Stone, 2016 tarihli, “Ukraine on Fire(Ukrayna Yanıyor)” isimli belgesel hazırlarken, Soros’a da mikrofonu uzatıyor. Soros, Ukranya’da kurduğu Rönesans Vakfı’nın, 2013 Darbesinde önemli işler yaptığını, halen aktif olduğunu kabul ediyor.  2013 Olayları patlamadan önce eşzamanlı olarak kurulan ve tüm yayınlarında Maidan Olaylarını destekleyen üç televizyon kanalından Hromadske tv’nin Hollanda ve ABD Büyükelçilikleri ile Soros’un Rönesanas Vakfı’ndan bağış aldığı ortaya çıkmış. Soğuk Savaş boyunca(45 yıl), ABD’nin SSCB’ne karşı Ukranya’da Neofaşizmi ve millyetçi örgütlenmeleri desteklediği, SSCB’nin faşizme karşı zaferi ile sona eren 2.Emperyalist Savaşı henüz sürerken, 1943’de Ukrayna’ya giren Kızıl Ordu’nun önünden kaçan, Alman işgal ordularına üç büyük taburla katılan Ukraynalı Nazil önderleri sakladığına ilişkin şüpheler, belgeselde yayınlanan CIA belgeleri ile ortadan kalkıyor. Kesinleşiyor. Saklamıyorlar da.  

Avrupa, ABD ve Soros tarafından finanase edilen Bandera ve Lebed vd.leri öncülüğünde Neonazi Örgütleri eliyle,  1941’de Alman işgali altındaki Volhunya’da 36 750 Polonyalı,  30 ila 60 bin Lehli, Doğu Galiçya’da 25 ila 40 bin Lehli’nin etnik temizlik kurbanı olduğunu; Kiev’de, 33 771 Yahudi’nin katledildiğini öğreniyoruz. 1991’de, SSCB’nin çözülmesinden sonra bağımsızlığını ilan edecek olan ülkeye, barış bir daha hiç gelmedi.  2013’de Turuncu Devrim gerçekleşti. O günden bu yana Rus ve Yahudi Düşmanlığıyla beslenen, AB/D ve Soros destekli Neonazilerin başlatığı  iç savaş sürüyor. 2021 sonlarında Zerenski, NATO’yu yardıma çağırdı. Sonrasını biliyorsunuz.   Rusya sınırındaki Donbas eyaletine yönelik faşist saldırılar ve çatışmalar, 2014’den bu yana iç savaşa evrilirken, bir süredir Karadeniz’e komşu ülkelere yığına yapan NATO’nun göreve çağrılması, Rusya’nın Donbas’a girmesiyle Üçüncü Emperyalist Paylaşım Savaşı olasılığı  dünya emekçi işçi sınıflarının yüreğine ateş düşürecekti.. 

Türkiye coğrafyasında ise yaşam ve geçim araçlarına devlet zoruyla el koyulan, tüm kamusal varlıkları yağmalanan emekçi milyonların evinde ocaklar sönüyordu. Emekçi milyonlar hızla mülksüzleşir, açlığa sürüklenirken, bir avuç zengin Cumhuriyet tarihinin en büyük karlarını kazanıyor, servetine servet katıyor, eşitsizlik bir daha kapanmayacak şekilde büyüyordu. Nasıl mı; bakalım. 

Wikipedya’dan öğreniyoruz; Nurettin Nebati vd.nin Türkiye kapitalizmine hizmetleri konusunda yalan söylemeyeceğine güvenebiliriz!”Türk iş adamı ve siyasetçi” Nureddin Nebati, 2021 Aralık ayında, Hazine ve Maliye bakanlığına getirildi; tabii aynı yolun yolcusu, işbirlikçi, gerici ve faşist, karşı devrimci Cumhurbaşkanı tarafından. Cannes’de katıldığı Uluslararası Yatırımcı  Toplantısı’nda, Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisi’nin, yatırımcıları ağırlamaya hazır olduğunu söylüyor; “bir problem yaşarsanız bize hemen ulaşırsınız”, “en sevmediğim konu da şu yatırımcılara zorluk çıkaran mevzuat ya da bürokrasidir. Hep beraber kavga edelim, bürokrasiyi alaşağı ederiz, arkamızda Cumhurbaşkanımız var, rahat olun, mevzuatı da değiştiririz” diyordu.  Doğrudur.  Tarihsel olarak yüzlerce örneği var. 12 Eylül’den sonra KHK’ler ile yapılan, şimdilerde üstelik Anayasal Denetim dışında tutulan Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi, o da olmadı, ilgili bakanlıkların çıkaracağı yönetmeliklerle yapılmakta. Yani, yağmaya yasal kılıf hazırlanmakta.

Sermayenin çıkarları uğruna yasal engellerin aşılmasına güncel bir örnek, Çevre Kanunu, Maden Kanunu, Zeytin Kanunu ve taraf olunan uluslararası sözleşmelere açıkça aykırı biçimde, üreticinin yaşam ve geçim aracı Zeytinlik alanların devlet zoruyla elinden alınarak, Madenlere açılmak sureiyle, sermayeye aktarılması. Bir yanda, zeytin diyarı Kuzey Ege’de, üreticiye daha yüksek verim, yüksek gelir için sulama vaadiyle, Kuzey’de Kazdağları, Güney’de Madra dağları arasında, Çanakkale, Balıkesir, İzmir, Manisa illeri sahil şeridini kapsayan coğrafyada Balıkesir Burhaniye’de mahkeme kararına rağmen 2017’den beri inşası aralıksız devam eden Reşitköy Barajı dahil, 97 baraj projesi, tek bir SÇED Raporu ile Nihai Projelendirilir, erişilemeyen ÇED Olumlu Kararıyla onaylanırken;  diğer yandan, 1 Mart 2022/31765 Gün ve Sayılı Resmi Gazetede Yayınlanarak yürürlüğe yürürlüğe giren,  “Maden Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik” ile 21/9/2017 tarih ve 30187 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Maden Yönetmeliğinin 115’inci maddesine aşağıdaki fıkra eklendi:   

“Ülkenin elektrik ihtiyacını karşılamak üzere yürütülen madencilik faaliyetlerinin tapuda zeytinlik olarak kayıtlı olan alanlara denk gelmesi ve faaliyetlerin başka alanlarda yürütülmesinin mümkün olmaması durumunda madencilik faaliyeti yürütecek kişinin faaliyetlerin bitiminde sahayı rehabilite ederek eski hale getireceğini taahhüt etmesi şartıyla Genel Müdürlük tarafından belirlenen çalışma takvimi içerisinde zeytin sahasının madencilik faaliyeti yürütülecek kısmının taşınmasına, sahada madencilik faaliyetleri yürütülmesine ve bu faaliyetlere ilişkin geçici tesisler inşa edilmesine kamu yararı dikkate alınarak Bakanlıkça izin verilebilir. Zeytin sahasının taşınmasının mümkün olmadığı durumlarda sahada madencilik faaliyetleri yürütülmesine ve bu faaliyetlere ilişkin geçici tesisler inşa edilmesine kamu yararı dikkate alınarak Bakanlıkça izin verilebilmesi için madencilik faaliyeti yürütecek kişinin madencilik faaliyetleri bitiminde sahayı rehabilite ederek eski hale getireceğini ve Tarım ve Orman Bakanlığınca uygun görülecek alanda dikim normlarına uygun, faaliyet yürütülecek saha ile eşdeğer büyüklükte zeytin bahçesi tesis edeceğini taahhüt etmesi zorunludur. Bu fıkra kapsamında zeytin sahasının taşınmasına ilişkin tüm masraflardan ve zeytin sahasının taşınmasından kaynaklanan tüm taleplerden madencilik faaliyeti yürütmesi yönünde lehine karar verilen kişi sorumludur. Bu fıkra kapsamında zeytin sahasının taşınmasına ilişkin usul ve esaslar Tarım ve Orman Bakanlığının uygun görüşü alınarak Bakanlıkça, zeytin bahçesi tesis edilmesine ilişkin usul ve esaslar Tarım ve Orman Bakanlığınca belirlenir.”

Türkiye kapitalizminin tarihine, 17-24 Aralık Yolsuzluk Haftası adı  ile geçen, Bilal’le “milyon dolar/avroyu sıfırlama” sohbetiyle ünlü Cumhurbaşkanı ve bağlı bakanlıklardan Tarım ve Orman Bakanlığı’nın Kuzey Ege Nehir Havzası Yönetim Planı-Stratejik Çevresel Etki Değerlendirmesi Raporu’nun onaylanmasıyla kesinleşen Kuzey Ege Nehir Havzası Yönetim Planı Nihai Raporu hazırdır. Çevre Şehircilik ve İklim Bakanlığı, Tarım ve Orman Bakanlığı’nın KENHYPNR kapsamında yapımmı planlanan Reşitköy Barajı dahil 25 baraj(altısı faal), 72 Gölet olmak için sözde “sulama” amaçlı 97 Proje  için   ÇED Raporu siparişleri verir. Sermayenin endişe etmesine gerek yok, hepsi için ÇED Olumlu Kararları verilecektir.  Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı da boş durmaz! Ne de olsa, Hazine ve Maliye Bakanı’nın söylediği gibi,  Cumhurbaşkanı yanlarındadır; karşılarına çıkacak olan üretici güçlerle “hep beraber kavga edebilir”, “bürokrasiyi alaşağı edebilirlerdi”. Rahat olabilirler, “mevzuatı da değiştirirlerdi.” Değiştiriyor, değiştiremediklerini çiğniyorlar. Bir kez daha, yağmaya yasal kılıf dikiyorlar.

Kazdağları ve Madra dağları binlerce yıldır zeytin yurduydu, madenler nereye el atsa zeytin karşısına çıkıyordu. Orda duruyordu! Bundan böyle durmayacak.  Varsın, “Maden Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına İlişkin Yönetmelik”le, zeytinliklerin madenlere açılması Maden, Zeytincilik, Çevre ve diğer yasalara, Anayasa’nın 90/son gereğince, uygun bulma kanunu ile iç hukuk normu haline gelmiş Paris İklim Sözleşmesi, Ramsar ve diğer sözleşme hükümlerine aykırı olsun! Bu defa gerekçe, enerji ihtiyacıdır! Öyle ya, madenle sulama yapılmaz. Enerji santrallerinin çoğu doğalgazla çalışmaktadır; en büyük doğalgaz alımın yapıldığı Rusya, Ukrayna ile savaş halindedir. Tereddütsüz, NATO’nun yanında yer alan, Amerikan uçak gemisinin Kuzey Ege sularında ağırlayan Türkiye kapitalizmi, ABD/NATO savaş gemilerinin Karadeniz’e çıkması halinde taraf haline geleceği Üçüncü Emperyalist Savaş nedeniyle mahrum kalacağı Rus Doğalgazı bahanesiyle, zeytinlikler başta olmak üzere, çevresinde yer alan orman ve tarım alanlarınının geri dönüşsüz yıkımına yol açacak saldırı resmi gazetede ilan edildi. 

Kazdağları ve Madra dağlarında maden ruhsatları çoktan dağıtılmış, ancak bir çoğu yeraltı sularının çıkarılması maliyetli olduğundan barajların yapımını bekliyor olmalı! “Sulama” bahanesiyle projelendirilen, en çok ömrü 50 yıl ile sınırlı baraj projelerinin gizli amacının, aynı Kazdağları ve Madra dağlarında ruhsatları dağıtılan, faaliyet alanında binlerce yıllık  orman ve zeytinlik alanların yer aldığı “madencilik sektörünün gelişmesi, GSMH’da payının yükseltilmesi”  olduğu kesinleşmiştir.  Faaliyet alanı çevresinde yaygın tarım, orman, zeytinlik ve hatta Doğal SİT alanlarının, sulak alanların yağmalanmasına izin verilen  maden işletmelerinin çıkarına; 2 Aralık 2020/31322 Gün ve Sayılı Resmi Gazetede yayınlarak yürürlüğe giren, 7257 sayılı “Elektrik Piyasası Kanunu İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hk. Kanun” ile; 3213 Sayılı Maden Kanunu 13 ve 24.Maddesi gereğince,   6183 Sayılı “Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun”un 22/A maddesi kapsamında vadesi geçmiş borç durumunu gösterir belge aranılması zorunluluğunun kaldırılarak madencilik sektörünün gelişmesi, üretim ve istihdamın artırılması ile sektörün GSMH içerisindeki payının yükseltilmesi amacıyla … borcun bulunmaması koşulu kaldırılmış(https://madencilikturkiye.com/7257-sayili-kanun-ile-maden-kanununda-yapilan-degisiklikler)tır. Sınırsız ve engelsiz maden arama ve işletme ruhsatı dağıtılan madenler, faaliyete geçmek için tarımsal “Sulama” bahanesiyle projelendirilen barajların inşasını beklemektedirler. Sulanacak olanın, çıkarılacak, yıkanacak olan maden cevheri olduğu açıktır. Her şey sermaye için! Yönetmelikler, talana yasal kılıftır.

Zira, Çanakkale’de altın arayan, işleten TÜMAD altının yıkanması, ayrıştırılması için her biri 300 metrelik altı kuyu açmak zorunda kalmıştır! Yıllık su kullanımı Balıkesir Burhaniye ilçesinin tarımsal sulama dahil üç yıllık tüketimine denk gelmektedir. Bu bilgiyi, BURÇEP sözcüsü Süleymen Eryılmaz, DSİ tarafından STÖ ile yapılan bir (ikna) toplantı(sın)da öğrenmiş. Kendisine güvenebiliriz. Kapitalist devlet yüzey sularının toplayacağı yüzlerce barajla, maden işletmelerinin yatırım maliyetinin önemli bir kısmını ortadan kaldırmış olacaktır. Oysa, sulu tarım vaadiyle kandırılan tarım üreticisi yüzey sularını kullanırken, yeraltı sularını madenler kullanmaktadır. Üç beş metrede su, hem de içme suyunun çıktığı Kuzey Ege coğrafyasında, bin yıllık öykülere konu Bin Pınarlı Kazdağları’nda üreticinin yeraltı sularına gereksinimi yoktur. Ancak, madenlerin  her şekilde suya ihtiyacı vardır. İnşa edilen büyük su kütleleri baraj ve göletler arttıkça, orman ve zeytinlikler madenlere açıldıkça iklim ve yağış rejimi değişmekte, kuraklık ve aşırı yağışlar üretim ve yaşamı altüst etmektedir. Akarsuları kurutan, canlı yaşamı sonlandıran, tarım ve hayvancılığı imkansız hale getiren, sırf sermayeye kaynak aktarma amacıyla plansız, bilimdışı, aşırı baraj ve maden işletmeleriyle yaşam ve geçim kaynakları kurutulmaktadır. Milyonlarca yıldır yurt edindiği coğrafyada üreten, yaşayıp yaşatan insan ve diğer canlıların yaşam ve geçim araçları su ve toprak, zeytin ve orman maden ya da bir başka sermayenin malı değildir. SATILAMAZ. YAĞMALANAMAZ. Yasal kılıfla, meşruiyet kazanamaz.

Sermaye iktidarı, üretici milyonların yaşam ve geçim araçlarının yağmalanmasında belirleyici dev bir adım daha atmıştır. Üreticinin üzerine kolcular salıp, kendi zeytinliğinde koyun otlatmasına izin vermeyenler, meralar gibi devlet zoruyla üreticinin elinden alacağı zeytinlik, tarla ve ormanları madenlere açmaktadır. Madenlere açılacak milyonlarca dönüm arazinin geri kazanılması olanaklı değildir. Zeytin ve diğer ürünleri başka bir coğrafyada başka bir iklimde üretemez, yaşatamazsınız. Bunun için biliminsanı olmaya gerek yok, üreticinin kendi öz deneyimleriyle bildiği bilimsel gerçeği sermayenin ajanları da bilmektedir. Ancak, üyesi oldukları sermayeye kaynak aktarmak için iktidardadırlar. Öyleyse, iktidarlarını başlarına yıkacağız. İki sınıf var, birinin zaferi diğerinin yıkımı olacaktır.   Ya sermaye ya emek, bir kazanacak biri kaybedecektir. Direnen kazanacaktır. Çanakkale Geçilmez, döğüşenlerin torunları padişah torunlarına karşı direnirlerse.