Can Yücel

Olurda bir gün sıraya konsa “Eski Datça” Türkiye’nin en meşhur mahalleleri arasında kaçıncı sıraya yerleşir kestirmek zor ama Datça’nın İskele ve Reşadiye ile birlikte üç mahallesinden biri olan Eski Datça neredeyse Can Yücel ile eşanlamlı kullanılır.  Gerçekten de, yolunuz Eski Datça’ya uğradığında mahallenin her yanının hâlâ onunla ile dopdolu olduğunu hissedersiniz; sanki birazdan elinde sigarası ile yan sokaktan çıkıp yolunuzu kesecekmiş gibi.

Can Yücel’in cenaze töreni, 2011 yılında mezar taşının paramparça edilmesi kadar haber olmamıştı. Nasıl olsun ki, 12 Ağustos 1999’da masasındaki Evin Şarabı’nı yarım bırakıp aramızdan ayrıldıktan sonra dönemin İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Piriştina’nın hamartlığı ile Datça’ya defnedilmesine karar verildiği gün, 17 Ağustos Depreminin olduğu gündü ve can pazarındaki Türkiye’nin Can Yücel ile hiç uğraşası yoktu.

Yıl 2011’e geldiğinde, 12 yıldır kimsenin “manevi değerlerinin” rencide olmadığı Can Yücel’in mezarına şarap dökülmesi “etkinliği” (!) bir anda dönemin Muğla Datça’da AK Parti İlçe Başkanı Ahmet Sedat Deniz’i rahatsız eder olmuştu. Deniz, rahatsızlığını şu kelimelerle dile getirir: “Biz kimsenin içkisiyle uğraşacak değiliz. İstedikleri kadar içip istedikleri kadar sarhoş olabilirler. Ama bunu yaparken lütfen milletimizin inançlarına, geleneklerine, manevi duygularına küfretmeye, hakaret etmeye kalkışmalarına da sessiz kalacak değiliz. İnsafla düşünmek lazım. O mezarlıkta yatanları rencide edici harekette bulunma hakkını kim kendinde görüyor? Efendim Can Yücel ’Ben öldükten sonra benim mezarıma şarap dökün’ demiş ve güya vasiyetini yerine getiriyorlarmış. Can Yücel asla böyle bir söz sarf etmemiştir. Bunun şahitleri hayattadır. Ama bazıları milletin değerleriyle alay etmeyi, milletin manevi duygularıyla oynamayı zevk haline getirmelerinden dolayı bu saçma sapan olayı gerçekleştirmek istemişlerdir. Ama unutmasınlar bu olayın bir daha tekrar olmaması için var gücümüzle çaba sarf edip yetkililerin atacağı adımların takipçisi olacağız.

Sanılmasın ki AKP İlçe Başkanı tektir. Hiç, MHP ona destek olmaz, CHP’de odun kırıcının arkasından “ıh” demez olur mu? Olmaz! CHP Datça İlçe Başkanı Gökhan Sağır da, “12 Ağustos Cuma günü şair Can Yücel’i mezarı başında anma programında bazı sorumsuz kişilerin şarap içerek ve Can Yücel’in mezarına şarap dökerek yaptıkları eylemleri kınıyoruz. ” der. MHP Datça İlçe Başkanı Mülayim Topaloğlu ise Yücel’in anılması sırasında mezarına şarap dökülmesini, hem şaire, hem ailesine, hemde dine büyük bir saygısızlık olarak değerlendirir.

Artık neredeyse her türlü tahammülsüzlüğün popüler ifadesi haline getirilmesini ne yazık ki kanıksadığımız “milletin manevi duygularıyla oynamak” sözlerinden sonra,  heykeltıraş Mehmet Aksoy’un yaptığı mezar taşı paramparça edilmiş ve 71 yaşındaki Teyfur K. 21 yaşındaki Şener K Muğla’da olayın faili olarak tutuklanarak “ibadethanelere ve mezarlıklara zarar verme” suçlamasıyla 1 yıldan 4 yıla kadar haklarında hapis istemi ile tutuksuz yargılanmaya başlamıştı.

Can Baba’nın eşi Güler Yücel, olaydan sonra “Can’ın mezarına şarap dökülmesi ve boş şişelerin bırakılmasına, aile olarak karşı olduğumuzu herkes biliyor. Bu amaçla mezarın başına, ’Çiçek dışında hiçbir şey bırakılmaması rica olunur’ diye uyarı levhası da koymuştuk. Buna rağmen şarap dökenleri, kınıyoruz. Ancak aynı şekilde, bu vahşi saldırıyı yapanlara da tepkimiz büyük. Üzüntümüz sonsuz. Bu, Can’a yapılmamalıydı.” şeklinde bir açıklama yapar.

Kızı Su Yücel de benzer şekilde “Bu olayda babamın ’Can’ının yandığına inanıyorum. Çok üzüntülüyüm. Son iki yıldır şarap dökülmesi olayı yaşanmıyordu. Aile olarak bu konuya hassas olduğumuzu biliyorsunuz. Ancak bu yıl tekrarlanması bizi üzdü. Aile olarak şarap dökülmesini önleme gibi bir gücümüz yok. Bu olayı bahane ederek, bir insanın mezarına bu şekilde saldırıda bulunma hakkını kim nereden buluyor bunu da anlamıyoruz” şeklinde açıklama yapar.

Bu saldırının ardından aile, suçluların bulunamaması ve ilgisizlikten dolayı çok haklı olarak üzülen ve Datçalılara kırgın olan Can Yücel’in eşi Güler Yücel eskiden yapılan anma törenini artık düzenlememe kararı alır.  Güler Yücel, hislerini bir şiire döker:

Yine geldi 12 Ağustos
Yine cırcır böcekleri ötüyor
Bu yıl Ege Denizi senin dediğin kadar sakin değil
Ortalık biraz karışık
Kırdılar taşını
Taşı kırmakla kalmadılar, beni de kırdılar
Bu kırma başka türlü bir kırma
Yalnız sana değil Can’cığım
O canım usta Mehmet Aksoy’un ellerine de vuruldu balyozlar
Dilerim, balyoz vuranların başına bile gelmesin böyle bir şey
Böyle bir acıyı tatmasınlar
Ama bilsinler ki hiç umulmadık yerlerde can buluyor senin şiirlerin
Kuytu bir köşede, bir kayrak taşının üzerinde bu şiirlere rastladığımda, senin sevincini hissediyorum
12 Ağustos’ta yine geleceğiz senin yanına
Ben, Güzel, Su, Hasan, Defne, Ali, Talat, Denis, Neru, Shive, Narayan hepimiz senin etrafında olacağız
Seni sadece o gün anmıyoruz; rüzgarla, denizin dalgalarıyla, toprakla, suyla hep anıyoruz birtanem

Heykeltıraş Mehmet Aksoy , Can Yücel ‘in mezar taşını bir kez daha yapmak için kolları sıvar. Elbruz Denge Atölyesi‘nde heykeltıraş İclal Marmarisli ve ressam Ebru Demirkıran ile birlikte çalışan Aksoy, mezar taşında yer verdiği figürlerle ilgili olarak şu açıklamalarda bulunmuş T24’e: “Sutaşı hayatı, can taşı da insanın içindeki canı, çocuğu anlatıyordu. Bence kaç yaşında olursa olsun Can Yücel naif bir çocuk gibiydi. Sevgi doluydu. Yalansız yaşadı ve en büyük düsturu da oydu. Olduğu gibi yaşadı. Kimseye rol yapmadı. Düşündüğünü de özgürce söyleyebildi. Şairlik yanı da, hayatıyla birleşmiş gibiydi. Her eylemi bir şiir gibi olmaya başlamıştı. Böyle bir insanın mezar taşını yaparken de o anlamda bir şey olmasını istedik.” der.

Mehmet Aksoy’un dediği gibi “naif bir çocuk”tu Can Yücel, şiirimizin Picasso’su, Şair Eşref’iydi; Çatlak yüreğiyle türkülü yollara düşmüştü ki, o kadar olur. Bir Ağustos ayında,  seke seke geldiği bu dünyadan güle oynaya çekti gitti.

Keyifli Pazarlar, keyifli bayramlar.

 

 

Mete Kaan KAYNAR

1972 yılında Ankara’da doğan Mete Kaan Kaynar, lisans eğitimini Hacettepe Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü’nde tamamladıktan sonra aynı bölümde yüksek lisans ve doktorasını yaptı. Bir süre Westminster Ünivesitesi’nin Demokrasi Çalışmaları Merkezi’nde misafir araştırmacı olarak çalışan Kaynar, 2009 yılında siyasal hayat ve kurumlar alanında doçentlik unvanı aldı.

Yazarın sayfamızdaki diğer yazıları