Büyük leke: Akıl (II)


Genellikle namus, ahlâk nidalarıyla insanı kirliliğin içine davet eden, onu mutlu edecek şeyi hor gören, sevimsize yüz veren, insanı içindeki cennete doğru değil, çöle doğru yönlendiren akıl, zihinsel kapasiteyi yerli yersiz işgal eden soyut bir kavramdır.

Artık zihinde verilen mücadele aslında çölde hükümranlık mücadelesidir. Orada efendi kölesini ezme, köle efendisini mutlu etme derdindedir. Bu minval üzere inşa olunan değerler piramidine “hayır” demek, insan evladının yaşamında yapabileceği en kutlu görev, mübarek bir duruş ve ibadet olacaktır. Çünkü bu durum insanın kendini yeniden yaratma işinin başlama noktasına işaret etmektedir.

Bu, onun için, faillikten masumluğa, yetişkinlikten çocukluğa, yaşamın sonundan başlangıcına, ustalıktan çıraklığa bir ilk hareket, bir kutsal evet olacaktır. Nietzsche “Üst insan, kendi değer koyan insandır. Değerleri var eden insandır” demişti. Hâkim akıl ve onun ahlakı ve dahi duygusu (bırakalım üst insanın aklını) kendini kutsal, mutlak ve tek mükemmellik imgesiyle çerçevelemiştir. Bu durumun tüm canlı yaşamı ne kadar desteklediğine bakmaksızın…

Yeni bir akıl yaratmalı ama önce eskiyi tanıyıp mahkûm etmeli, yeni bir başlangıç için…

Söz konusu aklın meşruluğunu sorgulamak açısından onun yargıç koltuğuna kimi oturttuğuna bakmalı… Şimdi yargıç koltuğunda kim vardır? Mülkün kutsallığı mı, iktidar aşkı mı, kâr tutkusu mu, türcülük mü? Hepsi birden mi? Ya da adalet mi, tüm yaşamın kutsallığı mı, bilgelik mi? Egemen olan aklın, tamamen yok olmasını istediği bu iki seçenekten hangisidir? Sıkıştığında bilimselliğin arkasına saklan, akıl cevap versin! Kaldı ki bilimsellik, bir meşrulaştırıcı (güç sahipleri için olabilir ama) araç olarak kabul edilmemeli. Bir tutumun, bir maddi varlığın, bir sürecin “bilimsellik” halesiyle çevrelenmiş olması onu haklı kılmaya yetemez. Zira, bilim başlı başına bir tahakküm ve iktidar aracıdır. Hâkim aklın kendini gerçekleştirme süreci, ortaya koyduğu “ürünler” ve sonuçları itibarıyla da söyleyebiliriz ki, o lekelidir. Leke, daha oluşum sürecinde anlının tam ortasına konmuştur aklın.

Bir şeye, bir duruma isim vermek ve “iyi”yi tarif etmek aklın vazgeçemediği bir şeydir. İsim vermek ve tanım yapmak her zaman hâkim olanın bir özelliği ve kendine tahsis ettiği bir haktır! Zira, hâkim aklın “iyi” dediği şey tüm toplumun kabul etmek durumunda olduğu şeydir. Söz konusun aklın verdiği isim de öyle…

Sonuçta, “iyi”, fayda ile kendini eşitleyen bir şeydir. Evet ama kimin için fayda? İnsanlık tarihinden öğrendiğimize göre, akıl, hakikatin değil, faydanın peşinde oldu hep… Akıl ve onun yandaş duygusu; iktidarı, yönetmeyi, başkasına kendi yararı için güç uygulamayı; bu uğurda yargılamayı, mahkûm etmeyi ahlâkileştirirken, aynı zamanda da tüm bunlara katlanmayı da ahlâkileştirdi, normalleştirdi.

Bilim insanları her seferinde insan beyninin diğer hiçbir canlıda olmayan bir biçimde gelişkin olduğunu söylerler. Doğrudur. İnsan beyni gelişkindir. Ama bu onları daha akıllı yapmaya yetmez. Beynin çapıyla, gelişmişliğiyle aklın gelişmişliğini eşitlemek doğru bir soyutlama değildir her şeyden önce. Şöyle ki, akıl ve duygu niteliğine sahip olmadığını düşündüğümüz diğer canlıların onlarca yıl “vahşi” doğada nasıl hayatta kalıp, türlerini nasıl devam ettirebildiklerini bilmiyoruz. Onların “akılsız” olarak hayatta kalabilmek için, insanda var olmayan ne gibi duyarlılıkları, sezgileri var, bilmiyoruz. Üstelik onların söz konusu duyarlılık ve sezgileri insanın aklından daha gelişkin olmalı ki, hiçbir sömürü mekanizması kurmadan, buna ihtiyaç duymadan pekâla genetiğinin ona verdiği süre ne ise, beş, on, on beş, yirmi yıl yaşamayı başarabilmektedirler.

O nedenle şimdi insan, aklıyla ve duygusuyla o kadar da övünmemelidir. Ayrıca “gelişmiş” olmanın kriterini yeniden düşünmek gerekmiyor mu? Bu durumda “gelişmişlik” terimine yeni/farklı bir anlam kazandırmanın zamanı gelmedi mi? Tekrar sormak istersem; doğanın en genel amacına hizmet eden canlı türü mü akıllıdır, yoksa o amaca sekte vuran canlı türü mü akıllıdır? Kendi varlığının sebebini ortadan kaldırmaya çalışan tür mü akıllıdır; varlık sebebini besleyen tür mü akıllıdır? Sahi, akıl nedir? Ne işe yarar o vakit, duyguları manipüle etmekten başka?

Unutulmamalıdır ki, insanın gen havuzu, en genel anlamıyla diğer canlıların gen havuzundan beslenmektedir. Doğanın böyle bir aklı ve duygusu vardır. İnsan, doğanın aklının yerine kendi aklını ikame etmek istemektedir, ki bu imkânsız bir şeydir. İnsanın idealize ettiği akıl ve duygu o kadar da mükemmel değildir. Bu herhangi bir insanın general nişanı takarak kendini general zannetmesine benzer. Ne kadar komik değil mi?

İnsan aklı, kendi kısır yaşam kavrayışı nedeniyle bir yaşam piramidi yapıp kendisini de en tepeye yerleştiriyor. Oysa böylesi bir hiyerarşi piramidinin doğada bir karşılığı yoktur. Doğada geçerli ve işlevsel değildir onun piramidi. Ama negatif anlamda bir işlevinden söz edebiliriz tabii. Bütün bunlar bir saçmalık… Bir sistemi totaliter bir anlayışla empoze etm çabasıdır bu. İnsan soyunun diliyle konuşursak “akılsızcadır”.

İyi ki doğanın aklı insanın aklı gibi işlememektedir. O, yaşamı, piramit gibi algılamaz, daha çok küre gibi algılar. Her bir canlının “merkeze” eşit uzaklıkta olduğu bir küre… İnsanın tüm yaşamı kendine uydurmaya çalışmasından uzak, her canlının benzersiz olmasını amaçlayan, yaşamı bu anlamda besleyen bir küre… Her canlıyı birbirine muhtaç kılan bir küre ve akıl…

İnsan aklı her şeyi “insanlık için” yapıyor. Bu bakış açısıyla her şeyi kendine tâbi kılıyor. Zira, insanlık başka türlerin yaşam biçimiyle ilgilenmiyor. Yeryüzünde her ne varsa, onun aklının bir aracına dönüşüyor. “İnsanlık” amacı her aracı haklı kılıyor! İnsan aklı, doğada tüm yaşamla barış içinde olmadan ne nihai barışa, ne de huzura kavuşacaktır.

Akıl, insana ait o üstünlük duygusunun zincirlerini kırmadan asla gerçek anlamda saygıya değer olamayacaktır. İnsan türünü kibre zincirleyen akıl o zinciri kıracak potansiyeli de üretmeli…

Espri bu ya: Uzaylılar, insan aklını bu haliyle büyük bir leke gibi görüyor olmalılar…
Ne dersiniz, insan, başarabilir mi bu lekeden kurtulmayı? İşte büyük soru bu…

Ali Rıza GELİRLİ
Latest posts by Ali Rıza GELİRLİ (see all)