Bir Biyoloji Araştırması…


Doğa bilimleri alanındaki araştırma ve buluşlarla ilgili haberler, yabancı gazetelerde çok ilgimi çeken – fakat maalesef bizim basında pek yer almayan- konular arasında. Geçenlerde bunlardan biri de çeşitli batılı üniversitelere mensup bir ekip tarafından yapılmış bir “metabolizma” araştırmasıydı. (Science, 12 Ağustos, 2021). Herkesi ilgilendiren bir konu, üstelik şaşırtıcı bilgiler de var!.. Ben de Le Monde’da (30 Ağustos, 2021) özetlenen sonuçları Face arkadaşlarımla paylaşayım dedim..

***

Araştırma, 40 yıllık bir zaman diliminde, 8 günlük bebekten 95 yaşına gelmiş insanlara kadar uzanan (% 64’ü kadın) 6 421 kişilik bir örneklem üzerinde, insanların metabolizma (enerji sarfı) sürecini inceliyor. Ve sonuçlar bu konudaki bazı sanılarımızı çürütücü nitelikte.

Bu konuda genellikle ne sanırız? Örneğin sanırız ki büluğa erme, otuzlu kırklı yaşlar gibi dönemler, enerji sarfı açısından, yaşamımızda önemli dönüşümlere sahne oluyor? Oysa hiç de öyle değilmiş!

Peki, nasılmış?

Araştırma insanlarda metabolizma konusunda, cinsiyet farkına göre değişmeyen dört dönem saptıyor: 1) Bebeklik dönemi: insanlar, dokuzuncu ayla 13’üncü ayları arasında, yetişkin insanlara göre -tabii kitleleriyle orantılı olarak- % 50 daha fazla enerji yakıyorlar. Bunda da, bebeklerin ağırlıklarının ilk 12 ayda doğuştakinin üç katına çıkmasının yanı sıra, hücrelerinde, “onları daha aktif kılan, fakat henüz açıklaması da yapılamayan bazı süreçler”in cereyanı rol oynuyor!? 2) 13. ayla başlayan ve 20 yaşına kadar süren ikinci dönemde ise, insanlar her yıl muntazaman % 3 civarında metabolizma kaybına uğruyorlar ve -sürpriz- ne büluğa erme ne de hızla büyüme bu düşüşü etkilemiyor. 3) İzleyen kırk yıl ise istikrar dönemi; 20 ile 60 yaş arasında insan metabolizması “dikkate değer bir istikrar” gösteriyor. O kadar ki kadınların hamileliği bile enerji ihtiyacını artırıp, bu dengeyi bozmuyor! 4) Nihayet çöküş başlıyor ve 60 yaşından itibaren insanlar her yıl % 07 civarında bir oranla metabolizma kaybına uğruyorlar. Bu da bulaşıcı olmayan kronik hastalıkların daha çok altmışlı yaşlarda başlamasının bir rastlantı olmadığını gösteriyor. Son olarak da şunu ekleyelim: her kategoride insanlar arasında farklar oluyor ve bu farklar ortalamanın % 25 altında ya da üstünde olabiliyormuş.

***

Araştırma sonuçları işte böyle; fakat bunlar madalyonun sadece bir yüzü. Bir de insanoğlunun araçlar kullanarak sarf ettiği enerji var ki onu da fizikçiler araştırıyor. Bu konuda da Etienne Klein’in bir yazısını okumuştum. O da olaya fizikçilerin nasıl baktıklarını anlatıyor..

Fizikçilerin bulgularına göre bir insan -istirahat halinde- saatte ortalama 100 watt, günde 2,4 kilowatt enerji harcıyormuş. Oysa araç kullanarak bu miktarı çok daha artıyorlar ve buradan hareketle fizikçiler bir de “enerjetik köle” diye bir kavram icat etmişler! “Örneğin, diyor Klein, günde arabasıyla 50 km yapan biri, ortalama 40 kilowatt ek enerji kullanır ki bu da (40/2,4) 17 civarında ‘köle’ye tekabül eder”. Ve böyle birçok kriterler kullanarak, tablolar yapılmış; sonunda da ortalama bir Fransızın günde 150’den fazla “enerjetik köle” kullandığı sonucuna varılmış!

Ne var ki fizik demek sayı ve denklem (equation) demek; Klein da fizikçi ve tarihte köleliğin son bulmasını da, sanıldığı gibi “ilerleme fikirleriyle” değil, “petrolün bulunması”yla açıklıyor! Belki de yakında bunu bir de “denklem”le ifade edecek!?

İşte bir fizik aliminin tarihi maddeciliğe katkısı da bu!! Takdir sizlerin.. Artık herkes takriben kaç “enerji kölesi”ne sahip olduğunu kendi hesaplasın..