Bayramlık Can Yücel

Kırk yıl düşünsem, Can Yücel şiiri üzerine yazabileceğim aklıma gelmezdi. Ne zamanki, Can Yücel imzasıyla “duygu dolu”, sevimli  metinler bizim mahallede dolaşmaya başlayınca, yeter artık, bir şeyler söylemek farz oldu dedim.

Can Yücel, iflah olmaz bir Komünisttir ey Ahali. Üstelik nasyonalizm (ulusalcılık vs)nin her türlüsüne sırtını dönmüş bir enternasyonalisttir. Hele hele hümanizmaya çok gıcık olur. “İnsanlığı sevmiyorum” der. “Fatma, Kamil bana yeter./Tek eyalimle kalayım,/Gerisini kalaylayım.” diye de tamamlar sözünü. Midesi bunaldıysa, bunu dosdoğru söylemekten çekinmez hazret. “Yalçın Küçük küçüktür ama/Mide bulandırır” deyiverir. Üstelik küfürbaz, huysuz, öfkeli bir deli şairdir o. Sadece bizimle, bizim değerlerimizle değil, kendisiyle bile alay eden biridir o. Kibarlığımız ona ağır gelir. Basar küfürü anında. Ağdalı, cilalı ve süslü laflarla işi yoktu onun. Her süslü ve ağdalı lafın bir yerlerinde bir yalanın gizli olduğunu, cilalı lafların ikiyüzlülük sırıttığını bilirdi çünkü. Biz ki, resmi ideolojinin tedrisatı dahilinde talim ve terbiye görmüş, ağzından henüz kötü söz çıkmadan acı biberin tadını hissetmiş, meramını lise kompozisyonu tadında söyleyen, ilke ve inkılaplarımıza şükrederek söze başlayan pür bir cemaatiz, Can Yücel ismi bizim paylaştığımız sevimli, ıslak ve duygulu sözlere pek uygun düşmez ey ahali!

Şimdi, nerden çıktı bu mesele, diyeceksiniz. Efendim, en son “bayram” vesilesiyle “şiir tadında     “ bir şeyler dillenmişti bizim mahallenin sokaklarında. Uzmanı olmamama rağmen, bu deli şairin şiirinin tadını, kıvamını, yoğunluğunu hissetmişliğim vardır elbet. Bu yüzden, mahallede dolaştırılan önceki birçokları gibi, bunun da Can’a ait olmadığından emindim. Ama bir kez daha Can’ın şiirlerini toplayıp okumam gerekti. Sağolsun mahalleli!

Özgürlükler ülkesi İnternet çöplüğünde her nereye baktıysam, “Nefes almak bayramdır mesela; günün birinde soluksuz kalınca anlar insan…” diye başlayan bu bayramlık şeyin altında Can Yücel imzası gördüm. Sayfasına girildiğinde “Cahillik mutluluktur” mottosuyla karşılaştığım birileri de bu metni Can Yücel imzası ile paylaşmıştı. Hatta bir takım “dini-mini” sitelerde de böyleydi bu! “Cahillik mutluluktur” özdeyişini görünce ne yalan söyleyeyim, aklıma muharrir Mustafa Mutlu geldi. Belki işin ehli biri olarak o bu bayramlık metnin aslımı astarını bilirdi. Bir de ne göreyim! Aynen şöyle demiş muharririmiz;

“Bugün bayram… Değişen ne peki? Ya da dün neden bayram yapmadık, en azından hâlâ hayatta olduğumuz için? Derin konular bunlar ve üzerinde bugüne kadar çok düşünüldü, yazıldı çizildi… Ama hiçbiri Can Yücel’in aşağıdaki satırları kadar beni etkilemedi: Madem bugün bayram, o satırları sizinle paylaşmanın tam zamanıdır:” Bu metnin Can Yücel’e ait olduğu konusunda zerrece kuşkusu yok muhteremin! Bu adamları neyle besliyorlar allahaşkına!

Evet! Gerçekten de cahillik mutlulukmuş! Budistler her türlü acı ve ıstırabın cahillikten kaynaklandığına inanırlar. Cahilliğin de dini, fikri taassuptan, bencillikten (batıda egoizm, fars dilinde hudperesti, Türkçesi kendine taparlık denilen şey) güç ve servet tutkusundan kaynaklandığına… Ama galiba Budistler yanılıyor! Peki, kimin ola ki bu bayramlık şiir diye de merak etmedim değil. Ama, konumuz bu bayramlık metnin kime ait olduğu değil, kime ait olursa olsun Can’a ait olamayacağı hususudur.

Can Yücel adındaki bu aykırı, anarşist, komünist şairin şiirini tanımak o kadar da zor olmasa gerek. Altında “Can Yücel” yazan bir şeylerin Can’a ait olup olmadığını anlamak için, alın size Can’dan onun şiirini tanıma kılavuzu; Cebinizde taşıyın, ya da Can’ın deyip bit takım şeyleri iletmeden önce ekranınızın bir köşesine yerleştirin.

Devrimcilik gibi şairlik de
İnen darbeyi duyabilmektir.
Kaslarının liflerinde,
İster copların darbesi olsun,
İster bilincin…
Gelerek, binbir işkenceden
–İnsanlık gibi tıpkı–
Çığlıklarla büyüyen Devrimci Şiir
Giderek, sömürüye ve zulme
Karşı akımıdır sevincin…
Hani Gayret Tepe’den
Verilip verilip de
Dal bedenlerimize elektrik,
Tam tükendiğini sandığımız yerde direncin,
En çelimsiz kızımızda bile baş veren
O silkiniş var ya,
O türkü, o öfke, o erkeklik
Kıvılcımlarla üreyip güçlenecek,
Güçlenecek yarın bamtellerimizde,
Güçlenecek,
Güççlenecek,
Güçççlenecek…
Ve de birden tepti miydi geriye,
Tepti miydi o yüklü yürek
Gözüne, yuvasına, kaynağına zulmün,
Bir gök gürültüsüdür, bir şimşek,
Bir sevinçtir akıp gidecek
Şebekelerin sigortası atıncaya dek!..

İşte böyle bir şiir bizim yazmak istediğimiz….

Görüldüğü üzere hazret, isyancının şahı. Öte yandan, hümanizm, sentimantalizm, konformizm vs. kokan bir şeyler görürseniz, altında Noter onaylı Can Yücel imzası görseniz de, bunların Can’a ait olmadığından emin olabilirsiniz. “Epigram”da kendisi söylüyor çünkü bunu;

Marks’ın da pek sevdiği bir Latin sözünü anımsıyorum
Nihil humanum mihi alienum est
Bu sözün altına ben de imzamı basıyorum
İnsana ilişkin ne varsa kabulüm
Şu hümanistler hariç

Yani, bu deli şair hiç hümanist değil ne yazık ki! Can Yücel bu! Değerlerinize saygı vs. beklemeyin O’ndan. Milli birlik ve beraberlik konusundaki hassasiyetimize rağmen, milli ve manevi değerlerimizi de makaraya almakta tereddüt etmez hiç. Toprağı bol olsun. “Okulun kendini sevdim anneciim ama/O Korkma Sönmezden çok fena korktum.” der mesela. Bu da “Dün gece isa’yı gördüm seyrimde” diye başlayan şiirinden;

“Malum ya , peygamberlik de bir meslek
Onun da bir fenni, bir marifeti var.
İlk fırsat, malını öne sürecek
Ki talep çoğalsın, gelişsin Pazar.
İsa’nın fenni ne ? Mucize elbet!
Hatırlar , incil’i bilenleriniz:
Zekeriyle balık tuttuydu hazret.
İmân kuvvetine bakın hele siz!

Protesto yürüyüşlerine sebep sayılabilir şu dizeleri. Ne var ki mutedildir bizimkiler! Sadece mezarını parçalamakla yetindiler.

“Garson, dedim, bana biraz sabır ver!
Allahtan isteyeceğinizi benden istiyorsunuz, paşam, dedi.
Öyleyse bir allah ver! dedim.
Gitti. Bi daha da gelmedi…

Dedim ya, bu çılgın öfkeli ve küfürbaz şair, hiç hümanist değil, “insanlık”ı da sevmez ama insanları sevdiğini söyler! Kafa karıştırıcı, doğrularımızın içine eden, bir felaket adam bu! Halbuki biz kuramsal olarak insanlığı sevmeyi bellemişizdir. Tek tek insanlarla işimiz olmaz bizim. Bakın, şöyle sesleniyor toplumsal ahlakımızın kurumsal bekçilerine:

“reis bey dedim reis bey
asın beni dedim dövün öldürün… beni
suçluyum dedim kahpenin soysuzun biriyim ben
vatan hainiyim belki de
çalmadım öldürmedim ama
daha kötüsünü yaptım

biliyorum suçluyum razıyım cezama
çalmadım öldürmedim ama
daha kötüsünü yaptım

na’aptım biliyor musunuz reis bey
tuttum insanları sevdim …”

Hakikatten de Can Yücel çok öfkeli bir komünisttir. Şöyle haykırır öfkesini: “Benim öfkem gecelerin beyidir, Kalkar bi tek çocuk ağlasa! İşte bak bu anasız yasa, Kanuni’nin değil bizimdir.”  Ve ölüp gidinceye kadar öfkesini dindirecek hiçbir şey olmadı bu ülkede!

Dahası bizim püriten ahlakımızla, sevgimizi ifade ederkenki zarafetimizle alay edecek denli kibarlıktan hazzetmediğini her vesileyle belli eder. Sevgisini bile bi tuhaf dillendirir. Biz ki güzel ahlaktan nasiplenmiş bir nesiliz, uyar mı bize, sevgiyi böyle küfreder gibi ifade etmek. Buyrun işte! Şöyle sesleniyor “sevgi duvarı”nda;

“Sen miydin o yalnızlığım mıydı yoksa
Kör karanlıkta açardık paslı gözlerimizi
Dilimizde akşamdan kalma bir küfür
Salonlar piyasalar sanat sevicileri
Derdim günüm insan içine çıkarmaktı seni
Yakanda bir amonyak çiçeği
Yalnızlığım benim sidikli kontesim
Ne kadar rezil olursak o kadar iyi

Kumkapı meyhanelerine dadandık
Önümüzde altınbaş altın zincir fasulye pilakisi
Aramızda görevliler ekipler hızır paşalar
Sabahları açıklarda bulurlardı leşimi
Öyle sıcaktı ki çöpçülerin elleri
Çöpçülerin elleriyle okşardın beni
Yalnızlığım benim süpürge saçlım
Ne kadar kötü kokarsak o kadar iyi

Baktım gökte bir kırmızı bir uçak
Bol çelik bol yıldız bol insan
Bir gece sevgi duvarını aştık
Düştüğüm yer öyle açık seçik ki
Başucumda bir sen varsın bir de evren
Saymıyorum ölüp ölüp dirilttiklerimi
Yalnızlığım benim çoğul türkülerim
Ne kadar yalansız yaşarsak o kadar iyi”

İşte Can’ın şiirinin ruhu bu! Bu tarzda şiir yazmış birinin güzel şiirlerimize ambalaj olması kabul edilemez değil mi? Üstelik bir takım başka şairlere ve şiirlere de pek sempatisi yok hazretin. O şair geçinen cenah hakkında ne düşündüğünü bilmek ister misiniz? Buyurun o zaman;

Bi sen misin, başka tazı yok mu yani kocayan,
Dalmışım gözlerinle bituhaf, tuz göllerine!..
O yavşanlar arasında yarıştığın tavşandan
Bi bok da olsa kalan, bileceksin kadrini!
 
Bi sen misin, başka ozan yok mu yani kab’zolan!
Uvunup duracağına, boyut şiir yaz be adam!

Bir başka çağdaş şair için de şunları söylüyor;

Bir Beyaz Rustan kapmış
Bir Tepebaşı otelinde Şiiri
Gayrı ne permanganat ne antibiyotik
Bir akıntıdır gidiyor sittin senedir
Gözünden yaş geliyor su dökerken bile
 
Belini doğrultmak için Türk Şiirinin
Çekiyormuş bu çekilmez çileyi,
Yoksa çaldığı gibi başından büyük bir taşa
Kırarmış çoktan
Pelikan marka dolma kalemini
 
Bakarak bu Çağdaş ve de Cardaş Şaire

Hiç de zührevi değilmiş meğer Zühre!

Cumhuriyetimizin resmi ideolojisi onun mimarları ve uygulayıcısı kadrolara vs. dair ne düşünürdü hazret acaba diyorsanız, doğrusu ben de bilmem ama “yakın tarihimiz”i şöyle özetlediğini bilirim;

Kim 
Çalının ardında?
            Reşit
            Midhat
            Talat
            Enver
            Cemal
            Kemal
            Ve
            İsmet
                  Paşalar
Arap itfaiyeci demiş ki:
Ateş yiyen kıvılcım saçar.

Dizeleri, “kıvılcım saçar” diye bitirmiş bu deli ihtiyar, ama siz çalının arkasında ne yapılır bilirsiniz! Bir de “Bindokuzyüzkırkbirbuçuk” şiiri var ki, vaziyeti müşkül hale getiriyor, ezberlerimiz karşısında mutlu olup, “otur evladım, beş” diyerek gururla yerimize oturmamızı isteyen öğretmenlerin elinde büyümüş biz mahalleli için;

Dr.Refik Saydam, Başbakan
Millî Korunma Kanunu mevzuu ve mevzuatı
dolayısıyla
“A’dan Z’ye değişmeli vatan!”
Demesinden bir gün sonra ta,
Pera Palas Oteli’nde sekte-i kalpten
Gümleyerek vatana kayboldu adam…
Onun için A’dan Z’ye değil, aman!
Z’den A’ya değişmeli bu cihetteki cihan!…

Adam resmen resmi ideolojiyi tersine döndürmek gerektiğini söylüyor farkında mısınız? Resmi ideoloji demişken Halk Partisini anmamak olmaz herhalde. Buyrun dinleyelim Can Yücel’i, Yirmibeş adlı şiirinden;

Görüştü bugün, 17 Ekim…
Her gelen –Dışarda sözleşmişler mi nedir?-
Önce bir kıkırdayıp
Hadi gine! Dışardasınız yakında! diye başlıyor…
Halk partili dostlar – sol olsunlar-
Biraz da kabararak,
-E olacak tabi o kadar-
Hiç merak etmeyin diyorlar.

Dayanamadım artık bu iyiniyetli dostların birine

Beni halk mahkum etmedi ki, dedim, affedileyim,
Ama Halk Partisi için diyorsan, o başka
CHP’yi halk otuz yıl önce mahkum etmişti,
Bak, şimdi affetti

Deliliğinden olsa gerek, küfrederken gümbür gümbür küfreden bu ihtiyar gülerken de gümbür gümbür gülüyor; Aşağıdaki mısralarda olduğu gibi;

Görüşe bir hanım geldi geçen gün,
“Teselli için söylemiyorum, vallahi” dedi.
“dışarıya göre emin olun, sizin burası saltanat !
Mesela hiç imkan var mı, efendim, şu çayı…”
Tel örgüden süzülen ışığa tuttu bardağı;
“Dışarda…”
Dayanamadık artık, bastık kahkahayı…
“Canım, biliyoruz” diye üsteledi,
“Biliyoruz, içerde de vaziyet bombok,
Bombok ama,
Hiç değilse içerde içeri düşme tehlikesi yok !”
Düşündük sonra arkadaşlarla,
Ziyaretçi hanım haklı çok…
Ya da şu mısralarda olduğu gibi:

Geçen gün görüşe gelenlerin isimleri okunurken, hoparlörde,
Otobüs terminalleri düştü aklıma,
Aynı çatlak ses, aynı nalça ağız:
“Adana’dan İstanbul istikametine gitmekte olan Gazanfer Bilge Turizm otobüsü yolcuları, otobüsünüz hareket etmek üzredir…”
A, baktım, şaka-maka derken daldırıp gidiyoruz İstanbul istikametine !
Tıh ! Tıh ! Tıh ! Tıh ! Tıh !
Sıçmışım ben böyle 1930 model ranzayla çıkılan İstanbul seyahatinin içine !

Mülkiyet düşmanı bu adam aynı zamanda. Dedik ya komünist anarşist ne de olsa! Yoksa Proudhon’un adını niçin ansın?

Fransız feylesofu Proudhon’un ünlü bir sözü vardır:
Mülkiyet hırsızlıktır diye
Milletçe daha da ileri gidiyoruz biz
Mal diyoruz uyuşturucu maddeye
Mal sahibi de, yani mâlik
Esrar kaçakçısı gibi bişey oluyor demek.
Ha bakın, felaket bununla kalsa iyi
Bizde sermaye denirdi eskiden fahişeye
Buna göre sermayedar da…
E, siz çözün artık bu ayıplık bilmeceyi!

Tamam, aykırıdır, komünisttir, yıkıcı ve bölücüdür ama, tüm bunlardan hareketle O’nun vatan ve milletin bölünmezliği hususunda duyarsız olduğu fikrine kapılmayın;

Bu Datça’da
Bu uzak zürafasında Anadolu’nun
Filizkıran fırtınası esiyor
Eşzamanda İstanbul’da, Gaziosmanpaşa’da
Dal gibi Aleviler kırılıyor
İşte bu vatanla milletin
Bölünmez bütünlüğüdür.
Yaşamaya tutkuyla bağlıdır bu deli. Aslında sadece deliler yaşamayı hakkediyor ya neyse!

Çaresiz dertlere düştüm
Yok mu bunun çaresi
Var:
Yaşamayı ölecek kadar sevmek!

Bu deli komünistin şiirlerini okurken, günün mana ve ehemmiyetine oldukça uygun dizelerine de denk geldim; “Ben ki gençliğimde Mozambik’te, Angola’da döğüşmeği kurmuştum/ Çiçekleri geride bırakmaktan korkuyorum kururlar diye.” Ben de tam da bu notu bitirip yerine koyayım da, hanımın yokluğundan istifade, tavukları bahçeye salayım diyordum. Çiçeklerin dibini eşliyorlar diye hanım bahçe yasağı koymuştu. Onlar da bunun üzerine yumurtlamaktan vazgeçtiler. Fark bu işte! Bir tavuk kadar bile dik duruş sergileyemiyor insan. Bunca baskı ve eziyete rağmen!

Neyse, diyeceksiniz ki Can Yücel’in bayramlık şiiri yok mu? Var elbette, ama öyle değil şöyle;

Koyunlar keçiler ve koçlar için
Ne kadar bayramsa Kurban Bayramı
Bu barış var ya, bu barış
Cephedekiler için o kadar barış.

Gördüğünüz üzere, bu Can Yücel bizim mahalleye göre değil. Unutun gitsin!

Kurban bayramı da geliyor bu arada. Dağlarda, ovalarda, arap, kürt, türk çocuklarının kanı birbirine karışarak akıyor. Kurbandan maksat can vermek, kan akıtmaksa yeterince kan akıtıyoruz zaten. Bir de hayvanlarınkini akıtmayalım derim. Ne dersiniz?