Aleviliği devletleştirmek


7 Ekim’de Şahkulu Sultan Dergahı ve Cemevi’nde toplu cemevi açılış töreni için açıklama yapan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı bir Kültür ve Cemevi Başkanlığı kurulacağını söyledi. Türkiye’deki tüm cemevleri bu başkanlığa bağlanacak. İmar, lojistik ve eğitim faaliyetleri, ilgili başkanlık tarafından yürütülecek. Kimlerin hangi koşullarda tam olarak yararlanacağı şu an için açık olmamakla beraber, isteyen inanç önderlerine kadro verilecek. Yani dedeler tıpkı imamlar gibi kamu personeli olabilecek.

Bu açıklama, pek çok açıdan Türkiye’deki din-devlet-toplum ilişkilerini derinden değiştirecek niteliğe sahip. Önce yapılmayı vadedilenler ve üzerine konuşulmayan meseleleri inceleyelim. (1) Cumhuriyet tarihinde ilk defa Alevilerle ilgili bir devlet kurumu kuruluyor. Hatta Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılmasına paralel bir şekilde Bektaşi tarikatını yasaklayan 1826-1827 sürecinden bugüne devlet aygıtıyla Aleviler arasında ilk ciddi resmi temas, bu düzenlemeyle sağlanacak. Bu bağlamda kurum kurulması kararı, Türk devlet örgütlenmesi bakımından “devrimci” bir karaktere sahip. (2) Ancak tartışma devletten topluma kaydırıldığında radikal dönüşüm beklentisinin yerini hayal kırıklığı alıyor. Çünkü devlet Alevilerle ilgili bir kurum kurarak onları tanıyor. Ama cemevlerini ibadethane saymayıp, zorunlu din dersleriyle ilgili adım atmayarak eşitsiz ilişkiyi devam ettiriyor. Yani ortada bir tanıma var. Ama eşitlik yok. (3) Eşitsizlik sadece tanımanın niteliğiyle değil, kurumsal muhataplık sorununun çözülme biçimi bağlamında da söz konusu. Mesela Cemevleri Başkanlığı’nın Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlanması, Aleviler için son derece rahatsız edici. Çünkü cemevi otel, müze veya ören yeri değil. AKP iktidarı cemevlerini Kültür Bakanlığı’na bağlayarak “Siz inanç değil, kültürsünüz” önyargısını yeniden üretiyor. (4) Cemevlerinin ne olduğunu söylemeden, onu bir kuruma bağlama girişiminin uygulamada pek sorun yaratma potansiyeli var. Alevi dernek yöneticilerinin yorumlarında da anladığımız üzere pek çok kişi bu projeyi bir “devletleştirme” girişimi olarak görüyor. Diyanet aracılığıyla devletleşen Sünniliğin yanına, Cemevleri Başkanlığı aracılığıyla devlete bağlanan Alevilik gelecek.

Atılan adımla ilgili iki hususun altını ise ayrıca çizmek gerekir: Öncelikle ibadethane meselesine değinmek istiyorum. Pek çok Alevi örgütü var. Bunlar arasında ciddi anlaşmazlıkların olduğu, ortak sorunlar hakkında ortak çözümler geliştirme iradesinin çok da güçlü olmadığı bilinen bir gerçek. Bu genel yargının en büyük istisnası cemevlerinin statüsü. Aleviler cemevini ibadet yeri olarak görüyorlar. Ancak devlet, vatandaşlarının bu talebini dikkate almıyor. Oysa cemevini ibadethane olarak tanımak için ciddi bir hukuki hazırlığa gerek yok. Çünkü ibadethanelerin isimleri, anayasada ve kanunlarda yazmıyor. Sadece 4736 sayılı Kanun’un 1’inci maddesinin 4’üncü fıkrasına dayanılarak çıkartılan ve 23 Mayıs 2002 tarihli ve 24763 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 12 Nisan 2002 tarihli ve 2002/4100 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı’nda, “İbadethaneler (cami, mescit, kilise, havra ve sinagog)” şeklinde sayılmış. Pekala bir Cumhurbaşkanı Kararnamesi yoluyla ilgili ifade “İbadethaneler (cami, mescit, cemevi, kilise, havra ve sinagog)” şeklinde düzeltilebilir. Ayrıca “cemevini ibadethane sayarsak Aleviliği de ayrı bir din saymış oluruz” itirazı yersiz. Çünkü cari mevzuat İslam dininden cami ve mescidi, Hıristiyanlıktan kiliseyi, Yahudilikten ise sinagog ve havrayı ibadet yeri saymış. Demek ki bir dinden birden fazla yer ibadethane olabiliyor. Cami ve mescidin yanına cemevi yazdığımızda İslam’ın birliği bozulmaz. Ancak ne yazık ki bu yol tercih edilmedi. Alevilere yönelik tanınma, eşit vatandaşlık seviyesine çıkartılmadı.

Bir diğer husus Alevi toplumu, Alevi dernekleri ve cemevleri arasındaki ilişki bakımından tartışılmaya açılmalı. Türkiye’de yaklaşık bin 600 cemevi var. Dedelik kurumu ciddi ölçüde gerilediğinden cem yürüten dede sayısı bu rakamın da altında. Çok sayıda Alevi derneği ve federasyonu olduğunu hepimiz biliyoruz. Ama bu kesimlerin tabandaki güçleri zayıf. Çünkü cemevlerinin büyük bir kısmı muhtarlıklara bağlı, bir kısmı ise bağımsız. Dolayısıyla kurulan Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın Alevi örgütlenmesi içinde federasyonlara karşı bir ağırlık merkezi oluşturacağı ve yönetimlerinin çoğu sola yakın dernek birliklerinin tabandaki güçlerinin daha da zayıflayacağını şimdiden öngörebiliriz. Devletin başkanlık üzerinden cemevlerine kaynak aktarması durumunda, yani işin içine maddi güç girdiğinde, cemevleri üzerindeki devlet ve hükü met etkisi daha da artacaktır. Ancak şu temel gerçeği unutmamak lazım. Alevilik cemevlerinden ibaret değil. Alevi vatandaşlar düzenli bir şekilde cemevine gidiyor da diyemeyiz. Alevi vatandaşların Aleviliğin devlet tarafından resmen tanınması dışında da pek çok siyasi, ekonomik ve kültürel talebi var. Bu nedenle cemevlerinin sorunlarını çözdüğümüzde, kendiliğinden bir şekilde Alevi vatandaşların sorunlarını da çözmüş olmuyoruz.Kaynak:

Kaynak: Gazete Durum

Armağan ÖZTÜRK