Tarihte ve Günümüzde KADIN

Tarihte ve Günümüzde KADIN, Hasan Coşar’ın Sınırsız Kitap ve Yayıncılık tarafından okuyucusuyla buluşturulan bir araştırma – inceleme çalışmasıdır. İlk baskısı geçtiğimiz Mayıs ayında yapılan kitabın altı aylık aradan sonra 2. baskısı çıktı. Coşar, 15 bölümden oluşan çalışmasında, toplumsal sürecin ilk evrelerine uzanarak ilk topluluklarda etkin olan kadının ezilen cins konumuna düşmesinin tarihsel nedenlerini araştırmakla işe başlar, kadın erkek ilişkilerinin toplumsal sürecini irdeler ve farklı yanlarıyla konuyu ele alarak günümüze kadar getirir.

Kadın hareketi tarihinden kesitler sunarak, hareketin oluşum süreci, geçtiği evreler, belli başlı dönemlerde gündemleştirilen talepler ve örgütlenme biçimleri üzerinde de duran Coşar, Fransız devrimi anayasası ve insan hak ve özgürlüklerinin formülleştirilmesine fikirleriyle yön veren Rousseau’nun kadına bakışını da tartışır. Coşar, özgürlük ve eşitlik yaklaşımlarına karşın, konu kadınlara geldiğinde, Rousseau’da da erkek egemen paradiğmanın bozulmadığı değerlendirmesinde bulunur. Rousseau ile burjuva iktidarların kadına yaklaşımı arasında paralellik kuran Coşar, ayrıca egemen sınıfın imgelerini biçimlendiren tek tanrılı dini akımlarda kadının yerini tartışır, bu akımların erkek egemenliğinde ortaklaşan çizgisi üzerinde durur.

Kadın psikolojisini fantastik öğelerle ilişkilendirerek bir dönem Avrupa’sının popüler ismi haline gelen Freud’un yaklaşımlarını da değerlendiren Coşar, O’nun, Oidipus Karmaşası’yla formüllendirerek konuya erkek şovenizmi penceresinden baktığını, “penis imrenmesi” ve “libido”nun Freud’un görüşlerinin ana eksenini oluşturduğunu yazar. Coşar, Freud’un kadın psikolojisinin ele alınması ve cinselliğin tartışma gündemine girmesi gibi iki noktada konuya katkıda bulunduğunu da ifade eder.

Sosyalist hareketin konuyla ilişkilenişi üzerinde de duran Coşar, erkek egemen yaklaşımın devrimci hareketin kültüründe etkisini sürdürmeye devam ettiğini belirtir ve devrimci hareket “kadınların özgün konumlarını dikkate alarak kurtuluş mücadelesini örgütlemeye yaklaşımda erkektir” değerlendirmesi yapar.

Coşar, kadın hareketindeki teorik-politik etkinliğinden hareketle feminizmi çalışmasında başlı başına ele almayı önemser, yaklaşımlarını ve hareketin farklı tarihsel süreçlerdeki teorik liderleriyle belli başlıklar altında tartışır; Marksist hareketle feminist hareketin farklılaşan yanları üzerinde durur.

Egemen cins iktidarında maddi bir güce dönüşen erkek egemen düşüncelerin eleştirisini de yapan Coşar, “Erkekler ataerkil sistemin kendilerine sunduğu o ölçüsüz egemenlik alanında gücün sembolü olmayı yaşama tutundukları andan itibaren öğrenirler. Gücün sırrını çözdükçe erkekliği üretir, erkekliği üretirken insanal insanla aralarına mesafe girer” diyerek iki cins arasındaki erkek egemen bağlamı eleştiri konusu yapar.

Coşar, Geçmişten Geleceğe Aile, Evlilik ve Aşk başlıkları altında ilk insan topluluklarındaki cinsel ilişkiler, bu ilişkilerin evrimsel süreci, ilişkilerin farklılaştığı dönüm noktaları, aile ve evlilik kurumlarının ortaya çıkışı ve günümüzde aldığı biçime dair farklı araştırmacılardan aktarımlarda bulunarak tartışır; evlilik ve aşk ilişkilerinin birbirini iten yanları üzerinde durur ve bu ilişkilerin gelecekte nasıl bir hat çizeceğine dair yorumlarda bulunur. Aile ve evlilik kurumlarının özel mülkiyetle birlikte, insanın insana yabancılaşmasının bir ürünü olarak ortaya çıktıkları ve şekillendiklerini belirten Coşar, aşk ilişkisini savunur ve “Aşkla başlayıp evliliğe dönüşen ilişkilerde de sevgi bağımlılık ilişkisine dönüşür. İki kişi arasındaki çekim gücü özelliğini yitirir, kaybolur. İlişki, aşkın ateşleyici çekiciliği kaybolduğunda sıradanlaşır, mekanik bir alışveriş formuna girer” değerlendirmesini yapar.

Sovyetler Birliği’nde Kadın, kitapta ele alınan bir başka değerlendirme konusudur. Kadınların muazzam kazanımlarına karşın eski ilişkileri üreten tarihsel rollerine döndürülmelerinin üzerinde duran Coşar, alınan karar ve politika değişiklikleriyle kadınların neden ve nasıl kaybettiklerini belgelerle ortaya koyarak değerlendirir. Coşar, sosyalist inşa döneminde cinsiyet iktidarına da dikkat çeker ve bu dönemde erkek egemenliğiyle mücadelede sosyalist devletin renginin “kadın” olması gerektiğine vurgu yapar.

380 sayfalık bu çalışma, 15 ayrı başlık altında baştan sona farklı boyutlarıyla birbirini tamamlayan biçimde ele alınmış olmasına karşın, her bölüm kendi içinde bağımsız olarak işlendiğinden bölümler tek başına okunduğunda da okur açısından sorun oluşturmayacaktır.

.