Hasan Kaya’nın “Sessizlik” adlı kitabı, yalnızca bir edebiyat eseri değil, aynı zamanda çağın çığlığına tutulmuş bir yankı, bastırılan sözün ve susturulan belleğin inatçı bir kaydı olarak karşımıza çıkıyor. Modern dünyanın hızla artan gürültüsünde, sessizliğin kendisi bir direniş mekânına, bir politik edime, hatta bir tanıklık biçimine dönüşüyor. Kaya’nın metni, bu sessizliği bir boşluk olarak değil; tersine, anlamla, hafızayla, kayıpla ve direnişle örülü bir doluluk olarak ele alıyor. Bu nedenle kitap, yalnızca edebi bir yapıt değil, aynı zamanda toplumsal belleğe dair felsefi bir sorgulama, suskunluğun politik tarihine dair bir yolculuk niteliğinde.
“Sessizlik”, parçalı bir anlatıdan çok, bütünlüklü bir çığlık gibi kurulmuş. Ancak bu çığlık kulakları sağır eden bir patlama değil, daha çok bir derin kuyuya bırakılan taşın yankısı gibi, ağır ağır genişleyen, okurun ruhuna dokunan, onu sarsan bir sessizlik biçimi. Kaya, satır aralarında yalnızlığın, unutulmuşluğun ve bastırılmışlığın izlerini sürerken, bireysel deneyimle toplumsal olan arasındaki çatışmayı da gözler önüne seriyor. Yalnızlık, bir bireyin içsel kapanışı olmaktan çıkarak kolektif bir çöküşün aynasına dönüşüyor. Bu noktada kitap, yalnızca bireysel psikolojinin değil, toplumsal yapıların da portresini çiziyor.
Kaya’nın dili şiirsel, yer yer kesik kesik, ama her zaman içten ve vurucu. Okur, metnin içine adım attığında kendisini bir sessizlik ormanında yürürken buluyor. Bu ormanda her ağaç bir tanıklık, her gölge bir kayıp, her taş bir susturulmuş hikâye gibi duruyor. Yazar, metaforlarını tekrarlarla sıradanlaştırmadan, sürekli yeni imge katmanları açarak sessizliği hem bir yük hem de bir umut olarak sunuyor. Sessizlik, bir yandan toplumsal baskının ve unutmanın aracı, öte yandan yeni bir başlangıcın, yeni bir sözün ve yeni bir yolun da eşiği.
Kitapta dikkat çeken en önemli boyut, Kaya’nın sessizliği yalnızca bireysel değil, aynı zamanda politik bir mesele olarak ele almasıdır. Mahkeme salonlarından kayıp meydanlara, şehirlerin taş sokaklarından kırların terk edilmişliğine kadar uzanan geniş bir sahada, sessizliğin iktidar tarafından nasıl dayatıldığını ve nasıl kırıldığını gösteriyor. Sessizlik, baskı aygıtlarının en incelikli silahı olarak beliriyor: susturulan bedenler, yasaklanan sözcükler, görünmez kılınan acılar. Ancak aynı sessizlik, bir başka yerden bakıldığında, direnenlerin, unutmayı reddedenlerin, belleği diri tutanların ellerinde bir direniş biçimine dönüşüyor. İşte Kaya’nın ustalığı da burada: sessizliği hem bir bastırma hem de bir özgürleşme sahnesi olarak katmanlı bir şekilde anlatmasında.
“Sessizlik”, edebiyatın salt bireysel bir iç döküm olmadığını, aynı zamanda toplumsal bir yüzleşmenin mekânı olduğunu hatırlatıyor. Kitap boyunca Sessizliğin sınıfsal boyutunu açığa çıkaran bu yaklaşım, taşrada ve şehirde, kırda ve meydanda, her yerde farklı biçimlerde dayatılan susturulmuşlukların aslında aynı iktidar mekanizmalarının ürünü olduğunu gözler önüne seriyor. Bu bağlamda Kaya, sessizliğin coğrafyasını çizerken, kapitalizmin yarattığı yalnızlaşma, kopuş ve belleksizlik biçimlerine de ışık tutuyor.
Kaya’nın kitabı aynı zamanda bir estetik manifesto niteliği taşıyor. Dilin sınırlarını zorlayarak, edebiyatın sadece anlatmak değil, aynı zamanda hatırlatmak, sarsmak ve yüzleştirmek olduğunu hatırlatıyor. Metin, kimi yerlerde bir şiir gibi akar, kimi yerlerde bir felsefi deneme gibi yoğunlaşır, kimi yerlerde de bir ağıtın içli tınısını taşır. Bu çok katmanlılık, okuru yalnızca pasif bir alıcı olmaktan çıkarır; onu bir tanığa, bir hatırlayana, hatta bir sorgulayana dönüştürür.
Sonuçta “Sessizlik”, bir kaybın kitabı değil, kayıpların hatırlanmasının kitabı. Bir suskunluğun kitabı değil, suskunluğun içinden yükselen sözün kitabı. Hasan Kaya, bu çalışmasıyla yalnızca edebiyatımızın değil, aynı zamanda toplumsal düşünce dünyamızın da merkezine güçlü bir katkı yapıyor. Kitap, okuru kendi sessizlikleriyle yüzleştiriyor; bireysel ve toplumsal belleğin birbirine nasıl düğümlendiğini gösteriyor. Her satırında şu soru yankılanıyor: Sessizlik gerçekten bir yokluk mu, yoksa yeni bir sözün, yeni bir hakikatin başlangıcı mı?
İşte tam da bu nedenle “Sessizlik”, yalnızca okunacak bir kitap değil, yaşanacak, içselleştirilecek, üzerine düşünülecek bir deneyimdir. Dergi sayfalarına sığmayacak kadar geniş, ama her okurun yüreğine dokunacak kadar kişisel bir çağrı… Hasan Kaya, Sınırsız Yayınevin‘den çıkan bu kitabıyla bir kez daha gösteriyor ki edebiyat, suskunluğu bile dile dönüştürebilen en güçlü araçtır.
Yayın Tarihi: | 20.08.2025 |
ISBN: | 9786256196469 |
Dil: | TÜRKÇE |
Sayfa Sayısı: | 162 |
Cilt Tipi: | Karton Kapak |
Kağıt Cinsi: | Kitap Kağıdı |
Boyut: | 13.5 x 21 cm |
- Sessizliğin Çığlığı: Hasan Kaya’nın Görünmeyenle Hesaplaşan Kitabı - 28 Ağustos 2025
- Kötülük Üzerine: Bireyin Gölgesinden Toplumun Yapısına - 5 Ağustos 2025
- Ahmet Özer’den Cezaevinden Siyasi Operasyon Yorumu: “Bahçeli Durumdan Rahatsız” - 22 Temmuz 2025