Siyaset-Boğaziçi ve öfke


Boğaziçi Üniversitesi’nde olanlar beni, bizi sanırım çoğumuzu ilgilendiriyor, etkiliyor.

Küçük bir mekanda, önümüzde küçük bir ekrandan ve “günlük” gelen gazeteleri bir gün sonra okuyarak (malum korona etkisi) izliyorum olanları. Dinlerken ya da okurken akademide yaşadıklarım/yaşadıklarımız da hızla geçiyor gözlerimin önünden.

Yaklaşık bir ay önce Yeni Yaşam gazetesine yazmıştım; kayyum rektör üniversitenin kapısında kelepçe, güvenlik ve istifayı konu eden yazıyı. Bu sizinle ikinci buluşmam, gene Boğaziçi, bu kez yaşadıklarımızın, yaşananların hiç de yeni olmayacağı gerçekliği.

Bir önceki yazımda da belirtmiştim. Ne Boğaziçi Üniversitesi’nde yaşananlar ilk ne de bugün yaşadıklarımız. Ne kayyum olarak ne üniversitelere müdahale olarak ne tutuklama olarak ne de ağız dolusu hakaret olarak ötekileştirme olarak bir ilki yaşıyoruz.

Bu ülke bunları yaşatanlar tarafından yönetiliyor. 12 Eylül 1980 sonrasının tüm oluşumlarını tek tek yaşatmaya devam ediyorlar. Saldırı, nefret, öfke, günlük siyasetlerinin pratikleri olarak yaşamlarımızı ele geçirmekte.

Son kırk yılda her dönemin iktidarları önce ve hep gençleri hedef aldı. Hayallerini ve geleceklerini çaldı onlardan. Sıra nereye geldiyse diğerleri kendini o sıradan ayrıştırdı. Oysa faşizmin girdabı giderek daha da çoğumuzu içine alarak sürdürdü saldırısını. Hala; yana savrulanlar, saldırının biraz gerisinde berisinde olanlar, sıranın kendilerine gelmeyeceğini sanarak sessiz seyrediyorlar.

Kaç yıl geçti hatırlamıyorum. On yıla yakındır sanırım TÖDİ (Tutuklu Öğrencilerle Dayanışma İnisiyatifi) ile Tekirdağ Cezaevi’nin önünde, başka bir yıl da Taksim’de Galatasaray Lisesi’nin kapısında “öğrencilerin yeri cezaevi değil okullardır” diye açıklama yaptığımız dönemden bugüne kadar geçen zaman.

12 Eylül ve YÖK, akademik özerkliği adım adım yok eden iki olgu olarak yaşamımızda varlığını koruyor. Özerkliğin kaldırılmasının ardından akademik özgürlükler aşama aşama yok edildi. Üniversiteye kameraların yerleştirilmesi, üniversitelerin girişine bariyerler konulması, özel güvenlikler yerleştirilmesi, polislerin önce sivil olarak sonra ofisleri ile birlikte sokulması, öğrencilerin fişlenmesi, soruşturma geçirmesi, tutuklanmaya başlanması, doktorası biten araştırmacıların görevine son verilmesi, sözleşmeli kadrolarla özlük haklarının araştırmacının elinden alınması, Yüksek Öğretim’in paralı hale gelmesi, araştırmacıların araştırma konularına müdahaleler yapılması, kısıtlamalar getirilmesi, Eğitim Sen’li öğretim emekçilerine soruşturmalar açılması, siyasi iktidarı eleştiren öğretim elemanlarına tehditler, soruşturmalar, tutuklamalarla gözdağı verilmesi… Bu ülkede kırk yıldır yaşananlar, gördüğümüz gibi hala da yaşanmaya devam ediyor.

Şimdi Boğaziçi Üniversitesi kimliği ile öğrencilere saldırılarak kurumları ile oynayarak dağıtılmaya çalışılıyor. Son bir aydır epey yol alındı.

Öğrenciler evleri basılarak gözaltına alındı, tutuklandı, terörist kimliği verildi, daha yetmedi başları ezilmeye kadar giden nefret söylemlerine iktidar ortağı ve bakanının azmettirici sözlerine maruz bırakıldılar. En az 300 öğrenci fişlendi “ceza”landırıldı. Kayyım rektör üniversitenin ve senatonun onayı olmaksızın kadrolarını yerleştireceği iki fakülteyi üniversiteye ekledi. Pek çok ilde üniversite gençliği Boğaziçi Üniversitesi’ne ve öğrencilere yapılanları alanlara çıkarak protesto etmekte. Boğaziçi Üniversitesi öğretim üyeleri günlerdir kesintisiz rektörlük binasına sırtlarını dönerek itirazlarını, açıklamayı sürdürüyorlar. Pek çok üniversiteden öğretim üyelerinden Boğaziçi Üniversitesi ile dayanışma yükseliyor.

Çünkü biliyoruz şiddet, saldırı, yok ediş her geçen gün giderek artıyor. Ve biliyoruz ki her saldırı alanına sadece o saldırıya uğrayanların sahip çıkmasının zamanı çoktan geçti.

Ve biliyoruz ki yok olan biziz, hepimizin yaşamı.

Ya hep birlikte, ya hiç…..

Kaynak: Yeni Yaşam

Beyza ÜSTÜN
Latest posts by Beyza ÜSTÜN (see all)