6 Şubat 2023 depremlerinin üzerinden üç yıl geçerken, on binlerce insanın ölümüne ve milyonların yerinden edilmesine yol açan yıkımın ardından bölge, kamusal kayıplara karşılık sermaye için yeniden yapılandırılmış bir birikim alanına dönüştü; Kansu Yıldırım’ın Evrensel’de yayımlanan kapsamlı analizine göre, afetin gerçek kazananları şirketler ve uluslararası finans çevreleri oldu.
“Asrın Felaketi” Söylemi Ve Sınıfsal Gerçeklik
Resmi rakamlara göre 53 binden fazla insanın yaşamını yitirdiği, 14 milyondan fazla kişinin doğrudan etkilendiği 6 Şubat depremleri, iktidar tarafından “asrın felaketi” olarak tanımlandı. Ancak Evrensel yazarı Kansu Yıldırım’a göre bu söylem, yıkımı doğallaştırarak depremin sınıfsal ve siyasal boyutunu görünmez kılmayı amaçladı. Soma Maden Katliamı’nda olduğu gibi “fıtrat” vurgusuyla kurulan kaderci dil, bu kez “doğal afet” retoriğiyle yeniden üretildi.
Yıldırım, depremin fiziksel bir doğa olayı olmakla birlikte, onu kitlesel bir ölüme dönüştüren asıl unsurun “sermayenin sınırsız tahakkümü” olduğunu vurguluyor. Korkut Boratav’ın kavramsallaştırmasına atıfla, rant odaklı imar politikaları, denetimsiz yapılaşma ve finans-toprak ilişkilerinin, depremin yıkıcılığını katladığına dikkat çekiliyor.
Deprem Bölgesi Bir Üretim Ve Sömürü Havzası
Depremden etkilenen 11 il, Türkiye kapitalizminin emek yoğun büyüme stratejisinin en sert biçimde uygulandığı bölgeler arasında yer alıyor. Tekstil, gıda, metal ve tarıma dayalı sanayi üretiminin yoğunlaştığı bu coğrafya, düşük ücretler, kayıt dışı istihdam, göçmen ve çocuk emeğiyle küresel meta zincirlerine eklemlenmiş durumda.
Yıldırım’a göre, Kahramanmaraş’tan Hatay’a uzanan bu geniş üretim alanında emekçiler, sermaye için bir “girdi kalemi” gibi çürük ve denetimsiz binalarda yaşamaya zorlandı; depremler, bu yapısal eşitsizliğin kaçınılmaz sonucu olarak binlerce can aldı.
Ekonomik Kayıp Hesapları Ve Sermaye Odaklı Bakış
İktidar ve sermaye çevreleri, depremin toplumsal yıkımından çok ekonomik maliyetine odaklandı. Strateji ve Bütçe Başkanlığının verilerine göre depremin toplam maliyeti 103.6 milyar dolar olarak hesaplandı; bu rakam, Türkiye’nin milli gelirinin yaklaşık yüzde 9’una karşılık geliyor.
2023’te yayımlanan resmi raporlara göre deprem bölgesindeki 38 Organize Sanayi Bölgesi’nde (OSB) yaklaşık 550 bin işçi çalışıyordu ve bölge, milli gelirden yüzde 9.8 pay alıyordu. 2025 itibarıyla bu tablo daha da çarpıcı hale geldi: Kapasite kullanım oranları Türkiye ortalamasının üzerine çıktı; sanayi elektrik tüketimi yüzde 5.5, doğal gaz tüketimi ise yüzde 29.8 arttı.
Şirketler İçin Teşvik, Emekçiler İçin Güvencesizlik
Depremden sonra bölgede şirket kuruluşları hız kesmedi. TOBB verilerine göre 2024’te 12 bin 460, 2025’te ise 12 bin 900 yeni şirket kuruldu. Türkiye genelinde şirket kuruluşları azalırken, deprem bölgesinde artış yaşanması dikkat çekti.
İhracat rakamları da bu eğilimi doğruluyor. 11 ilin toplam ihracatı 2023’te 22.9 milyar dolarken, 2025’te 25 milyar dolara yükseldi. Bölge ihracatı, ülke ortalamasının üzerinde bir artış gösterdi. Buna karşın istihdam edilen 4.3 milyon işçinin yüzde 37’si kayıt dışı çalışıyor; ücretler ise büyük ölçüde asgari ücret seviyesinde.
Teşvikler, Vergi Silmeleri Ve Kamu Kaynakları
Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı verilerine göre, OSB’ler ve sanayi siteleri için sağlanan kamu kaynağı 23 milyar TL’yi buldu. Binlerce yatırım için teşvik belgeleri düzenlendi; KOBİ’lere, küçük sanayi sitelerine ve danışmanlık projelerine milyarlarca lira aktarıldı. 2025 sonu itibarıyla deprem bölgesinde sermayeye yönlendirilen doğrudan ve dolaylı desteklerin toplamı 17.6 milyar TL’ye ulaştı.
Uluslararası Finansman Ve Yeni Bağımlılık
Yeniden imar ve üretimin eski temposuna dönmesi için dış finansman da devreye sokuldu. Dünya Bankası, Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası (EBRD), Asya Kalkınma Bankası, Japon ve İslami kalkınma kurumları aracılığıyla bölgeye 8.7 milyar dolara yaklaşan kaynak aktarıldı. Bu finansmanın yaklaşık yarısı, ihracatçıların ve reel sektörün desteklenmesi amacıyla kullanıldı.
Yıldırım, bu tabloyu “deprem sonrası sermayenin uluslararasılaşmasının hızlanması” olarak değerlendiriyor; afetin, Türkiye ekonomisini daha derin bir finansal bağımlılığa sürüklediğini vurguluyor.
Konteyner Kentler Ve Değişmeyen Eşitsizlik
Üç yılın sonunda 242 konteyner kentte hâlâ 360 binden fazla insan yaşam mücadelesi verirken, depremden en az zarar gören kesimin şirketler olması, yazının temel sonuçlarından biri olarak öne çıkıyor. Kansu Yıldırım’a göre 6 Şubat depremleri, yalnızca bir doğa olayı değil; sınıf ilişkilerinin, sermaye birikim rejiminin ve siyasal tercihlerinin çıplak bir dışavurumu.
Kaynaklar:
– Kansu Yıldırım, “6 Şubat Anadolu katliamı: Yerdeki çatlaktan uluslararası sermaye çıkıyor”, Evrensel
– Strateji ve Bütçe Başkanlığı raporları
– Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, TOBB, OSBÜK verileri
– Dünya Bankası, EBRD, Asya Kalkınma Bankası açıklamaları
- 6 Şubat’ın Enkazından Sermaye Çıktı - 6 Şubat 2026
- Bahçeli Ve Anlamın Askıya Alındığı Siyaset - 4 Şubat 2026
- Epstein Dosyaları Açılırken: Güç, Ahlak Ve Sessizlik Rejimi - 3 Şubat 2026











