Savaş, protesto, ıslık, etli ekmek ve kahramanlar

10 Ekim 2015’te Ankara TCDD Gar Binası önünde, saat tam 10.04’te 3’er saniye arayla patlamıştı bombalar. 107 kişi öldü o gün.

O gün de bugünkü gibi Türkiye’nin Suriye’deki savaşa dahil olmasını istemeyenler, barış özlemlerini, isteklerini haykırmak için toplanmışlardı. Saldırının bir intihar saldırısı olduğu ve arkasında DEAŞ/ISID olduğu açıklandı.

Bugün de bir savaş var ve TSK Barış Pınarı adı verilen operasyonda Türkiye’yi DEAŞ/ISID teröründen korumak için yine Suriye topraklarında.

10 Ekim 2015’te barış isteyenler ve savaşı protesto edenler bugün yine barış istiyorlar, 10 Ekim’de DEAŞ/ISID militanlarının intihar saldırısında öldürülenlere sevinenler ile öldürülenlere sevinenlerin milli duygularla bu eylemi gerçekleştirdiklerine hüküm veren yetkililer ise bugün TSK’nın DEAŞ/IŞİD’in karşı düzenlediği operasyona methiyeler düzüyorlar.  10 Ekim’de barış isteyenler yine vatan haini; 10 Ekim’deki DEAŞ/ISID saldırısında öldürülenlere sevinenler, öldürülenlere sevinenlerin masum olduklarını söyleyenlerden bugünkü operasyona destek verenler ise yine kahraman, yine vatanseverler.

Bu da nereden çıktı demeyin. Türkiye ile İzlanda arasında Konya’da oynanan 2016 Avrupa

Şampiyonası grup elemeleri maçını hatırlayın.

13 Ekim günü Konya Torku Arena stadında oynanan Avrupa Şampiyonası kapsamındaki İzlanda-Türkiye maçı öncesinde, iki gün öncesinde Ankara’da gerçekleşen katliamda hayatını kaybedenler için saygı duruşu düzenlenir. Barışa, 10 Ekim’de Ankara’da bir araya gelerek (daha doğru gelemeyerek) barış isteyenlere dair nefret ve kin, o bir dakikalık saygı duruşunda taşar. Diken’in haberine göre 42 bin kişinin izlediği maçta, tribünde önce tekbir sesleri ardından da ıslık sesleri yükselir. Barış isteyen 100’lerce insanın katledildiği bir olayı, göstermelik dahi olsa anmayı mideleri kaldırmayan bir stat dolusu yüzsüz, ıslıklar ve tekbirler eşliğinde, savaşı protesto ettikleri, barış istedikleri için istedikleri için öldürülenleri protesto ederler.

13 Ekim’de Konya’da gerçekleşen bu olay, hükümetin bizzat planladığı, kurguladığı bir olay değildi ama bu olayın, muhafazakâr kitlenin hem Gar Katliamı ile ilgili hem de bugünkü Barış Pınarı operasyonu ile ilgili algılarını ölçebilmek için önemli bir detay olduğunu düşünüyorum. Şunu demek istiyorum; 6-7 Eylül Pogromu da Menderes’in şapkasından çıkmamıştı. Ancak bir şekilde sokağa dökülen kitleler, kendi psikolojilerini olaya nakşetmeyi başarmışlardı. Benzer bir durum 13 Ekim’de Konya’da yaşandı.

Islıklar, tekbirler, önceden planlanmış değildi. Ancak bir şekilde tribündeki kitleler, kendi psikolojilerini olaya nakşetmeyi başardılar. 10 Ekim katliamı sonrasında da işi neredeyse ölenlerin kendi kendilerini öldürdüklerini imaya kadar vardıran yetkililerin, Konya’da depreşen bu algının oluşmasında önemli rolleri olduğunu aklımızda tutmamız gerekiyor. Benzer bir durum 6-7 Eylül’de de geçerli değil miydi?

Konya’daki protestolar sonrasında ana akım medya olayı tevile soyunur. Milliyet gazetesi protestoları “İşte Saygı Duruşu Skandalının Perde Arkası” başlığıyla duyurur. Habere göre, Konyaspor’un taraftar grubu Nalçacılar Taraftar Derneği yaptığı açıklamada ıslıkların, oluşan protestoları önlemek için yapıldığını söyler. Milliyet gazetesi, derneğin basın sözcüsü İlker Kırnaz’ın yaptığı basın açıklamasını da haberinde yer verir:

“Saygı duruşu esnasında stadyum genelinde büyük bir sessizlik hakimken, küçük çapta gerçekleşen protestoları önlemek maksadıyla yapılan ıslıklamalar, saygı duruşunun tamamının protesto ediliyormuş gibi sosyal medyada böyle bir algı oluşturuldu. Bu durum daha önce de defalarca kez uygulanmaya çalışılan Konya’mızı karalama kampanyalarının bir yenisinin hayata geçirilmeye çalışıldığı düşüncesini akla getirmektedir.”

Dernek sözcüsü Kırnaz’ın kurnazlığı, derdi, belli. Demek ki, “kurnazlık”, “pişkinlik” sadece Konya’nın etli ekmeğine mahsus bir özellik/güzellik değil, bir katliamda öldürülen insanlara saygı duruşunu hazmedemeyen insanlara tepki göstermek bile pişkinlik istiyor güzel ülkemizde!

Pişkinlik sadece taraftar derneğinin yetkilisinde mi?  Türkiye-İzlanda maçında, Ankara katliamında ölenler için saygı duruşu yapıldığı sırada tribünlerde yaşanan ıslıklama, yuhalama ve tekbir getirme olayına ilişkin takipsizlik kararı veren Konya Cumhuriyet Savcılığına ne demeli?  Halkevleri, yaşanan olayla ilgili Konya Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunmuştu.  Savcılık, konuyla ilgili kovuşturmaya gerek olmadığına karar verdi. Konya Cumhuriyet Savcılığı, ilgili takipsizlik kararında, ‘Ya Allah Bismillah Allahuekber’ diyerek tekbir getirilerek atılan sloganı ‘Milli birlik ve beraberliğimizi tehdit eden durumlarda atılan bir slogan’ olarak nitelendirdi.

Savcılık, Ankara saldırısında öldürülenler için yapılan saygı duruşu sırasında tribünlerde yaşanan ıslıklama, yuhalama ve ‘Ya Allah Bismillah Allahuekber şeklinde atılan sloganlara ilişkin ise “Slogan sırasında DAEŞ propagandası ve şiddet eylemlerini öven bir söz ve davranışta bulunulmamıştır” şeklinde tespitte bulundu.

Savcılık, kararında ıslık eyleminin neden yapıldığının tespit edilemediğine karar vererek, “Bir an için saygı duruşunda bulunmayı protesto için yapıldığı düşünülse dahi ancak saygı duruşuna saygısızlık olarak değerlendirilebilir.” şeklinde tespitte bulundu.

10 Ekim günü Ankara Garı çevresinde arkadaşlarımızı yitirmiştik. “Partimiz üyesi” bilmem kimi, “sendikal mücadelemizin yılmaz neferi” falancayı, “yoldaşlarımızı” falan değil; bildiğiniz “arkadaşlarımızı” yitirdik. Hani o her gün görüşülmese de Kızılay’da rast gelindiğinde ayaküstü hâl hatır sorulan, epeydir telefonlaşamamış olunsa da bir bahaneyle telefon edildiğinde en az on dakika sohbet edilen insanlar var ya, işte 10 Ekim de onların cesetleri yayıldı ortalığa. Biz hayatta kalanların en çok canını acıtan da, 10 Ekim’de canlı bombacının çektiği pim değil, 13 Ekim’de Konyalıların çaldığı ıslık oldu… bir de Savaşın adının Barış koyulması.

Keyifli Pazarlar…

Mete Kaan KAYNAR

1972 yılında Ankara’da doğan Mete Kaan Kaynar, lisans eğitimini Hacettepe Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü’nde tamamladıktan sonra aynı bölümde yüksek lisans ve doktorasını yaptı. Bir süre Westminster Ünivesitesi’nin Demokrasi Çalışmaları Merkezi’nde misafir araştırmacı olarak çalışan Kaynar, 2009 yılında siyasal hayat ve kurumlar alanında doçentlik unvanı aldı.

Yazarın sayfamızdaki diğer yazıları