Pandemi: İktidara serbest, muhaliflere derdest


Bundan yaklaşık bir yıl kadar önce ülkenin ve neredeyse tüm dünyanın tek gündemi haline gelen ve bütün yaşam alışkanlıklarımızı değiştiren, yön veren bir virüsle, Kovid-19 ile tanıştık. İlk zamanlar bir magazin malzemesi gibi ilişkilensek de daha sonraları ölümlerin artması, yakınımızda-yöremizde bu ölümlere tanık olmamızla da işin ciddiyetine varır olduk.

Dünya çapında bir salgın haline gelip bütün yaşayışımızı değiştiren bir virüs karşısında, bilim ve teknolojinin böylesine çaresiz kalması; ticarileşen ve toplumsal yarardan uzaklaşan sağlık politikalarının / hizmetlerinin iflasının bir dışavurumudur. Bu toplumsal yararsızlığın en büyük kanıtlarından birisi de salgınla ilgili pratiğe konulan uygulamaların yüzyıllar öncesindeki salgın uygulamalarından hemen hemen hiçbir farkının olmamasıdır. Yaşadıklarımızı göz önüne aldığımızda ilaç tekellerinin hegemonyasındaki dünya sağlık sistemlerinin/uygulamalarının sonuçlarının pandemi sürecindeki karşılığına denk gelen ifadesi malumun ilanından başka bir şey değildir.

Bu çürümüşlüğün ve çaresizliğin dayattığı bir diğer sonuç ise pandemi sürecinde geceli gündüzlü ekranlardan tutarsızca açıklamalar yapan ve neredeyse el-yüz yıkamayı dahi yeniden öğreten “bilim insanları”nın gündelik yaşamımızı istilası olmuştur. ‘Bilimsel’ açıklamaları ve ‘çözüm’ önerileri sadece ‘tıp bilimi’ açısından değil, günlük yaşamın gerçekliğiyle çelişmesi bakımından da bir ‘faciadır’ ve ‘ayakları havada’ kalmaktadır.

Faciadır ve havada kalmaktadır çünkü:

1-Kendilerinden öylesine emin konuştukları her bir cümleyi birkaç hafta geçmeden kolaylıkla çürütebiliyor ya da gerçekçi olmadığını ifade edebiliyorlar. Üstelik reddettikleri cümleleri sanki daha önce kendileri kurmamış, başkaları anlatmış gibi –bakınız maske kullanımıyla ilgili önce ‘maske kullanmak faydasız’, daha sonra ‘mutlaka maske kullanmak gerekli’ vb. açıklamaları…

2-Virüse karşı vücudun daha dirençli kalması ve bağışıklığın güçlenmesi için önerdikleri ‘sağlıklı beslenme yöntemleri’ ve ‘takviye gıdalar/vitaminler’e ulaşımının emekçiler açısından hayalden ibaret olmasının dışında bir karşılığı yoktur. Bırakın açlık sınırının altında yaşayanları, iyi-kötü bir geliri olan aileler açısından bile bu tavsiyelere uymak, takviyeleri edinmek çok gerçekçi değil ya da en azından sürekliliği olamaz.

3-Saatlerce beynimizi şişiren bu medya bülbüllerinin dikkat çekici bir başka özellikleri de pandemiyle mücadelede devletin sorumluluklarını dillendirmeyip işin bütün ‘günahını’ halka/emekçilere yazmalarıdır. Ya ‘elini-yüzünü yıkamayı bilmemekte’ ya ‘maske takmayı becerememekte’ ya da ‘durumun ciddiyetini önemsememektedirler’ vs. Ama hepsinde de günah keçisi halk/emekçilerdir.

Bu maddeler uzar gider fakat belli başlı birkaç tanesiyle yetinebiliriz.

Ekranlarda boy gösteren ve bizi engin fikirleriyle aydınlatan ‘bilim insanları’mız için yazdığımız bu eleştirileri kuşkusuz devlet ve iktidar/lar (buradaki ‘lar’ ekini şimdikinden önceki iktidarları dahil etmek için kullandık. Şüphesiz AKP’den önceki iktidarların da halk sağlığı vs. politikalarında öncelik hiçbir zaman halkın değil, ilaç tekellerinin ve sermaye gruplarının çıkarları olmuştur. AKP iktidarı bu süreci hızlandırmıştır.) için de söyleyebiliriz. Ama sadece bu kadar mı?

Hükümetin, salgının duyurulması sürecinden başlayarak bugüne kadarki uygulanagelen politikalarının neresinden tutarsanız tutun, elinizde kalacaktır. Hafızamızı biraz zorlarsak ilk önce ülkedeki vaka tespitinin ilanının hangi sürece denk geldiğini hatırlayabiliriz. Dünya Sağlık Örgütü’nün koronavirüs ile mücadele için ödenek ayırdığını duyurmasının üzerinden çok zaman geçmeden bizde de vakaların görülmeye başlandığı açıklandı! Ve o günden bugüne kadar geçen zaman bize bir şeyi çok açık ifade etti: hükümet pandemi sürecini iyi yönetemedi fakat pandemi hükümetin hükmetmesini kolaylaştırdı. Bununla neyi anlatmak istediğimize kısaca göz atalım.

Öncelikle süreci yönetememesinden başlayalım…

Pandemi sürecini vakaların ilanıyla başlatacak olursak, ilk açıklama geldiğinde hemen hemen hepimizin aklından ya da sohbetlerimizde ‘zaten olmaması imkânsızdı’ cümlesi geçmiştir. Elbette ki bu, toplum nazarında genel kabul görmüş bir durum tespitiydi. Hükümet, ilk başta virüsü yok sayarak önlem almamış, bilgilendirme yapmamıştı. Vaka tespiti ilanından sonra verilen rakamlar da hep tartışılır olagelmiştir. Birçok sağlıkçı örgütlenmesi, demokratik kitle örgütleri ve yer yer de belediye gibi kurumlar bu durumla ilgili somut veriler paylaşarak gerçeğin saklanmasının önüne geçmeye çalışmıştır. Ve gerçek rakamların verilmediği toplumun hemen her kesimi tarafından dillendirilmiştir.

Pandemi sürecinde alınan(!) önlemler ve uygulanan programların çoğu fiyasko ile sonuçlanmıştır. İlk sokağa çıkma yasağı ilanından sonraki birkaç saatte yaşananları sanırım hepimiz hatırlarız. Birkaç saat içerisinde tüm marketlerin hınca hınç dolması ve hatta market önündeki kuyrukların uzadıkça uzaması; benzinliklerdeki mini marketlerin raflarının bile boşaltılması; insanların sanki bir kıtlık ya da savaş çıkacakmış gibi panikletilerek alışveriş yaptırılması görüntüleri bugün bile birçok insanın hafızasında tazeliğini koruyordur. Ya maske dağıtımındaki beceri yoksunluğu? Sonucu 1 adet maskenin en fazla 1 TL’ye satılması zorunluluğuyla biten bir maske krizi…

Koronavirüsle ilgili ilk teşvik/destek açıklaması peki? Karşılıksız ekonomik destek yerine ‘biz bize yeteriz’ sloganıyla vatandaşa IBAN vermek salgının değil ama akıl sağlımızla oynamamın pik noktasıydı. Vergi, prim ve benzeri kamu alacaklarının silinmesi yerine ileri bir tarihe ertelenmesi; faizsiz ve geç ödemeli kredi kullandırma; gelir düzeyi düşük olan halka verilmesi gereken gıda desteğinin ‘gıda yardımı’ adı altında yetersiz, düzensiz ve kaos görüntüleri eşliğinde dağıtılması; neye göre ve ne şekilde düzenlendiği belli olmayan, en yeteneksiz mizahçıların bile bolca malzeme bulduğu sokağa çıkma kısıtlaması kriterleri; hastanelerin ve sağlık personelinin yetersizliği, donanımsızlığı ve çalışma şartlarının ve ortamlarının günden güne kötüleşmesi… ez cümle sağlığın sağlıksız yönetimi vb.… Bu sayılanlar daha da çoğaltılabilir.

Tüm bunlar bize iki temel veri sunuyor… Birincisi hükümetin bu süreci yönetememesi; ikincisi ve daha önemlisi ise bunu kendisinin değil de bireylerin sorumluluğuymuş gibi bir algı yaratarak, medya vb. araçlar ile bu algıyı toplumda kabul edilebilir kılması…

Şimdi de pandeminin hükmetmeyi kolaylaştırmasıyla devam edelim…

Gelmiş geçmiş tüm iktidarların en temel isteği; pasif, biat eden bir halk kitlesini yönetmektir. Kovid-19 (ve bağlı olarak pandemi süreci) ise bunun en etkin ve bulunmaz bir aracı olmuştur [Pandemi süreciyle ilgili senaryolardan biri de toplumun bu biçimde daha kolay yönetilmesi ve dizayn edilmesidir. Henüz herşeyin çok yeni, çok belirsiz ve sürecin devam etmesi bu konuda net fikirler beyan edebilmekten alıkoyuyor bizi. Belki büyük resmi görebildiğimizde tam da bu amaçla böylesi salgınların tasarlandığını söyleyebileceğiz].

Kötüye giden ekonominin faturası hükümet yerine Kovid virüsüne kesilmiştir, kesilmeye çalışılmıştır. İnsanların pandemi yasaklarını ihlal ettiği gerekçesiyle vatandaşlara kesilen cezalar hükümet için adeta yeni bir gelir kapısı olmuştur. Bununla birlikte ekonomik anlamda varlık yokluk mücadelesi veren birçok işletme kapanmış ya da kapanma tehlikesiyle karşı karşıya kalmıştır. Tüm bunların sonucunda işsizlik ve yoksulluk artmış, intihar vakaları çaresizliğin getirdiği bir eğilim olarak azımsanmayacak oranda tercih edilebilir olmuş, toplumun sadece fiziksel olarak değil, ruhsal sağlığı da görünür biçimde bozulmuştur.

Pandemi sürecinin hükmetmeyi kolaylaştıran bir diğer yönü de bu dönemdeki demokratik eylem ve taleplerin pandemi bahanesiyle yasaklanması, bastırılması ve görmezden gelinmesi oldu. İşyeri pandemi dolayısıyla kapatılan yüzlerce, binlerce esnaf ve çalışanın eylem ve etkinlikleri yasaklandı. Demokratik taleplerini dillendirmek isteyen işçi-emekçilerin, devrimci-demokrat kurumların kanunen hak olan eylem ve etkinlikleri pandemi gerekçe gösterilerek yasaklandı. Bununla birlikte iktidar partisinin tüm kongre, açılış vb. etkinlikleri bu yasaklardan etkilenmediği gibi, ilk ağızdan Cumhurbaşkanının takdir cümleleriyle teşvik edildi. Ezcümle iktidara serbest, muhalefete derdest bir pandemi prosedürü uygulandı.

İşin hükümet ile ilgili boyutları elbette bunlarla sınırlı değil. Başta Kovid-19 PCR testlerinin temini ve uygulanmasından tutun da aşı tedariki ve uygulamasında yaşananlara kadar birçok konuda bencil, beceriksiz ve halk sağlığından bihaber uygulamalarla süreci sağlıklı yönetemedikleri gözler önündedir.

Pandemiye hazırlıksız yakalanan bir diğer kesim de ilerici-demokrat kişi ve kurumlar olmuştur. Burada böyle bir genelleme yapmak ne kadar doğru olur bilinmez ama görebildiğimiz kadarıyla –en azından sürecin ilk zamanlarında- durum bundan pek farklı değildi. Örnekleyecek olursak virüsün eşitlikçi olup tüm toplum tabakalarının aynı oranda risk altında olduğunu ifade edip daha sonraları çalışan/yoksul emekçi halkın gerek çalışma ve gerekse de yaşam koşullarının; sağlıklı beslenme ve vücut bağışıklığını güçlendirebilecek gıda veya ilaçlara ekonomik olarak ulaşım güçlüğünün vs. farkına varılarak bu söylem düzeltildi. Keza ‘kapanma’ ile ilgili de alternatifsiz bir talepler/öneriler dile getirildi. Bunların temelinde bir aylık bir kapanma ile ekonomik olarak ihtiyaçların devlet tarafından karşılanması önerisi vardı. Fakat burada ekonomik ihtiyaçların devlet tarafından karşılanması sorunu çözen bir formül değil. Bir aylık kapanmanın insanlarda yaratacağı psikolojik ve fizyolojik hasarlar da gözardı ediliyor. Bunun önüne geçebilmek için alternatifler yaratılmıyor yada sunulmuyor.

Bu kişi ve kurumlarımızın pandemi boyunca (özellikle vaka sayılarının çok arttığı zamanlarda) hükümetin politikalarındaki yanlışlıkları tespit ve teşhir etmesi; başta sağlık çalışanlarının çalışma koşullarının ve özlük haklarının düzeltilmesi; bilgi aktarımındaki eksikliklerin vurgulanarak gerçek rakamların ortaya çıkarılmaya çalışılması gibi pratiklerine vurgu yapmadan bitirirsek haksızlık etmiş oluruz. Ve elbette ki tüm bu süreçte tabiri caizse canını dişine takarak çalışan, bu salgınla mücadelenin en önünde duran sağlık emekçilerine minnetle…

Toplum ve birey olarak –başta akıl sağlığımız olmak üzere- daha sağlıklı günler geçirmemiz temennisiyle…