Öteki Taraf

Nesin Matematik Köyü Projesi’yle tanıdığımız, Aziz Nesin’in matematik profesörü olan oğlu Ali Nesin’in, Nesin Vakfı’nın hesaplarına ali cengiz oyunlarıyla bloke konulmasına tepki göstermek için, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada haram helalden bahsetmesi, İslamcı Yeni Akit gazetesi tarafından, 25 Mayıs 2022 tarihli sayısında, “Allah’a inanmıyor, ‘haram’dan bahsediyor!” denilerek eleştirilmiş. Sevgili Ali Nesin’in tabiriyle “tımarhanede” bunlar olurken acaba Yeni Akit gazetesinin çantada keklik sandığı “öbür taraf”ta neler oluyor? 

İslam’ın beş şartına karşılık imanın altı şartı vardır. Bu altı şartın beşincisi ise ahirete iman. İslami jargonda İslam’ın kelime anlamı  “teslim olmak”; imanın kelime anlamı ise, bir şeyin doğruluğuna sorgulamadan “inanmak” demek.

Sorgulayıp da kabul etsek olmaz mı? Hayır, olmaz! 

“Ey iman edenler! Açıklandığında hoşunuza gitmeyecek şeylerden soru sormayın.” (Maide Suresi, Ayet: 101)

“Sizden öncekiler, çok soru sormaları ve peygamberlerinin açıklamaları üzerinde çokça ihtilafa düştükleri için helak oldular.” (Muhammed)

Şimdi dilerseniz geleneksel İslam’ın ahiret inancını şöyle bir hatırlayalım, lütfen soru sormadan dinleyin…

İmtihan dünyası olan bu dünyada yaptığımız bütün ameller (işler), sağımızda ve solumuzda sürekli hazır bekleyen “kirâmen katibin” melekleri tarafından düzenli olarak “amel defteri”ne kaydedilir.  

Ecelimiz gelip de öldüğümüzde bizi kabir (mezar)de ilk önce “münker ve nekir” melekleri sorgular. Bu sorgu esnasında imamın, meftaya “telkin” denen bir tür kopya vermesi; hatta peşinden “devir ve ıskat” gibi komik uygulamalar var ki evlere şenlik. Onlara girmeyeceğiz. Bu sorgu neticesinde suçlu bulunursak bize, kıyamete kadar “kabir azabı” çekeceğimiz bir “cehennem çukuru” tahsis edilir. Bu işlem modern mahkemelerdeki zanlıların mahkûmiyet öncesi tutukluluk hallerine çok benziyor, ama bir farkla, modern mahkemelerde işkence yapılmıyor… 

“Onlar sabah akşam o ateşe sokulurlar.” (Mümin suresi, Ayet: 46)

Cennetliklerin ise “göğüsleri yeni tomurcuklanmış sübyan”larına ve “şaraptan akan ırmak”larına kavuşmak için kabirde “cennet bahçesi” denilen ve her türlü konforun düşünüldüğü yerde kıyametin dolmasını beklemeleri gerekiyor. 

Tabi bu durumda kıyamete yakın zamanda ölen cehennemliklerin daha karlı olduğunu söylemek gerek. 

Derken “İsrafil” adlı meleğin “sur” düdüğünü üflemesiyle kıyamet kopar. “Hadi canım, ne kıyameti!” dediğinizi duyar gibiyim. Dünyamız, meteor taşlarından ve nükleer felaketlerden paçayı sıyırsa bile beş milyar yıl sonra güneşin yakıtı bitip söneceği için, kesinlikle kıyamet kopacak. 

Büyük kıyamet neden bu kadar önemsenir onu da anlamış değilim. Bence “küçük kıyamet” denen insanın kendi ölümü daha önemli. Ben öldükten sonra kıyamet kopsa ne yazar kopmasa ne yazar. 

Evet, kıyamette kalmıştık. Herkes çıplak olarak “mahşer” denilen yerde toplanır.

“Mizan” terazisinde sırası gelen kişilerin günahları ve sevapları tartılır. 

Bu tartma işlemini müteakiben cehennemliklere amel defterleri bir işaret olarak sol elinden, cennetliklere ise sağ elinden verilir. 

Amel defteri denen şey, içerisindeki delil klasörlerinde video görüntülerimiz gibi her türden delillerin yer aldığı bir tür suç dosyası aslında. 

Maceranın bundan sonrası, ergenlik dönemindeki video görüntülerimiz kadar olmasa da, ilginç… 

Sırada sırat köprüsü var. “Kıldan ince kılıçtan keskin” olarak tabir edilen köprünün bilindiği üzere altında cehennem, karşısında ise cennet var. Cennetlikler, ip cambazlarının bile geçmekte zorlanacağı bu köprüden bir torpilini bulup geçecekler. “Orda da torpil olur mu?” demeyin, var!

“Veren el, alan elden üstündür.” (Muhammed)

Torpilli Müslümanların kimisi Muhammed’in, kimisi mensubu olduğu tarikat şeyhinin eteğine yapışıp sırat köprüsünden karşıya geçecek. İnanmayanlar için önerimiz, Sahaflar Çarşısı’ndan dini menkıbeler içeren bir kitap alıp okumaları. 

Tabi ki çoğunluğunu toplumun alt tabakasından olanlarla kadınların oluşturduğu cehennemlikler için “imtihan” filmi devam ediyor. 

Son rolleri, final sahnesinde Tanrı’nın kendilerine kurduğu mizansen/tuzak gereği sırat köprüsünden umutsuzca geçmeye çabalarken aşağıya düşmek.

Bu sahne de tamamlandıktan sonra hikâyenin kalan kısmını benden değil cehennem zebanilerinden dinlersiniz (!) 

Ateş, kaynar su, irin, zakkum… İşte 32 kısım tekmili birden cehennem…

“Cehennemde kâfirlere irinli su içirilecektir.” (İbrahim suresi, Ayet: 16)

“Biz, zalimlere öyle bir cehennem hazırladık ki, onun duvarları kendilerini çepe çevre kuşatmıştır. (Susuzluktan) imdat diyecek olsalar imdatlarına, erimiş maden gibi yüzleri haşlayan bir su ile cevap verilir.” (Kehf Suresi, Ayet: 29)

“Oraya (cehenneme)  atıldıklarında, onun kaynarken çıkardığı uğultuyu işitirler.” (Mülk suresi, Ayet: 7)

“Neredeyse cehennem öfkesinden çatlayacak!” (Mülk Suresi, Ayet: 8)

“(Cehennem) insanın derisini kavurur.” (Müddesir Suresi, Ayet: 29)

“(Cehennemde) şüphesiz zakkum ağacı, günahkârların yemeğidir. O, karınlarda maden eriği gibi, suyun kaynaması gibi kaynar. (Duhan Suresi, Ayet: 43-46)

Bir korku filminin setini andıran cehennem tasviri yapan daha pek çok ayet var, amacımız burada hepsini sıralamak değil, genel bir çerçeve çizmek. Ancak bir ayet var ki, insanın kanını donduran cinsten…

“Onlara (kâfirlere): “İçinde ebedi kalacağınız cehennemin kapılarından girin!” denir.” (Zümer Suresi, Ayet: 72)

Tam bir dehşet senaryosu! Tanrı, bir ayetinde “çok cahil” diye tanımladığı insanı öfke ve kin kusarak cehennemine atacak ve sonra da sonsuza kadar orda tutacak… Neye karşılık? Altmış-yetmiş yıllık ömrü hayatında işlediği dünyevi suçlarına karşılık…

Vahiy denen şeylerin kimin sözleri olduğuna artık siz karar verin. Bu ayet suç ve ceza ilişkisini alt-üst eden bir ayet: Hukukun temel kuralı, verilen cezanın suçun ağırlığıyla orantılı olmasıdır.  

“Biz emaneti (kulluk), göklere, yere ve dağlara teklif ettik de onlar bunu yüklenmekten çekindiler, (sorumluluğundan) korktular. Onu insan yüklendi. Doğrusu o çok zalim, çok cahildir. (Ahzab Suresi, Ayet: 72)

Bilindiği gibi adil bir yargılamanın ilk şartı verilen cezanın suçla orantılı olmasıdır. Günah ve cehennem ilişkisini, bu açıdan değerlendirecek olursak: Sonsuz bir cehennem cezasının yanında 70 yıllık bir günahın değeri sıfırdır, diyebiliriz. Yani hiçbir suçun cezası sonsuz cehennem olamaz. Bunun aksi tam bir haksızlıktır, Tanrı bile yapsa…

Ya bir de torpilini bulup cennete kapağı attıysanız… Gelsin şaraplar…

“Onlara (cennetliklere)  pınardan (doldurulmuş) şarap kadehleri dolaştırılır.” (Saffat Suresi, Ayet: 45)

Kadınlar…

“(Cennetliklerin) yanlarında güzel bakışlarını yalnız onlara tahsis etmiş, iri gözlü eşler vardır. Onlar, gün yüzü görmemiş yumurta gibi bembeyazdır.” (Saffat Suresi, Ayet: 48-49) 

Gılmanlar…

“Etraflarında ölümsüz delikanlılar (gılmanlar) dolaşır; onları görünce sanırsın ki, saçılmış incilerdir.” (İnsan Suresi, Ayet: 19)

Köşkler…

“İman edip de, iyi işler yapanlara gelince, onlar için yaptıklarına karşılık olarak varıp kalacakları köşkler vardır.” (Secde Suresi, Ayet: 19)

Doğal manzara…

“İşte onlara, altından ırmaklar akan cennetler vardır.” (Kehf Suresi, Ayet: 31)

Ve tabiki, kadınlar unutulmaz…

“Orada (cennette) altın bilezikler ve incilerle süslenirler. Oradaki giyecekleri elbiseler de ipektir.” (Fatır Suresi, Ayet: 33)

Kuran’daki cennet tasvirlerine dikkat ettiyseniz, 14 asır öncesinin Hicaz Bölgesi’nin kültüründen izler taşıdığını, çöldeki bir bedevinin arzularını, beklentilerini ve fantezilerini çağrıştırdığını ilk bakışta fark edersiniz, bu da sanırım bir başka ilginç bir detay olsa gerek.

Üstelik cennet tasvirlerindeki bu tuhaflığı ilk fark eden fani de biz değiliz…

“Cennet cennet dedikleri/Birkaç köşkle birkaç huri/İsteyene ver onları/Bana seni gerek seni” (Yunus Emre)