Nasıl bir seçim

Oy vermek birşeyleri değiştirseydi yasaklanırdı (Emma Goldman)

Emma Goldman anarşist bir yazardı. 20. Yüzyılın ilk yarısında ABD ve Avrupa’da anarşist görüşün gelişmesi ve yayılmasında büyük rol oynamıştı. Litvanyalı bu anarşist yazar, sanki bugünleri işaret eden egemen sınıfların belli aralıklarla önümüze koydukları seçim ile ilgili dayatmaya bağlı tahakkümünü açıklamak ve burjuvazinin değişikliklere ve yeniliklere kapalı olduğunu belirtmek istemiştir. Takdir edersiniz ki, egemen kesim dediğimiz burjuvazi, başa getirmek istediği siyasal partiyi iktidar yapmak istediği zaman önümüze seçim adı altında oldukça maliyeti yüksek ve her kuruşu emekçi kitlelerin cebinden çıkan bir seçenek sunmuştur. Biz seçsek de seçmesek de o istediği zaman iktidara getirir; hile ve halk deyimi ile her türlü dalavere ile seçtirir. Bizleri de piyon olarak kullanır. Bunu yaparken tek başına değil, uluslararası tekelci burjuvaziden aldıkları direktiflerle sorgulama yapmadan bu istekleri kendileri için emir telakki eder.

Bugün Ortadoğu coğrafyasına baktığımız zaman başta ABD olmak üzere emperyalist güçler, güvendikleri ve kendileri için iş yapacaklarına inandıkları kişileri iktidara getirmektedir. İktidar işi bazen barbarlığa kadar uzanır. Askeri darbeler başta olmak üzere her türlü kanlı ve kirli oyunların baş aktörüdür ABD… Yeri geldiğinde iktidara getirdiği kişiden sıkıldığı zaman da iktidardan uzaklaştırır. İktidarın başındaki kişi, devlet adamı, başkan, general ya da cumhurbaşkanı; çoğu zaman başına buyruk hareket ettiği ve kendisine biçilen rolün dışına çıktığı zamanlar da olur. Zaman zaman bu kişilerin gidişi de kanlı olur. Yalnız Ortadoğu ile münhasır değil, Afrika, Asya, Uzakdoğu, Latin Amerika, Avrupa! Tabii ki Türkiye de bunların içindedir.

Türkiye, bu coğrafyada bugünlerde sınırsız yetkiye sahip astığı astık, kestiği kestik sorumsuz bir cumhurbaşkanı seçimi ve ne işe yarayacağını bilemediğimiz genel milletvekili seçimine sahne olacaktır. Ama nasıl bir seçim? Adil ve güvenlik içinde yürütülecek bir seçim mi, yoksa OHAL kapsamında iktidar partisinin devletin tüm imkanlarını kendi lehine kullandığı ve seçim hilelerini ön plana çıkardığı tuhaf bir seçim mi? Bunun, yaşananlarla, yaşatılmak istenen ve planlanan bazı oyunlarla, seçmen pusulaları, sandıkların güvenliği, taşınması, bazı bölgelerde halkın seçime katılmasını engellemek amaçlı iktidara ait plan ve eylemleriyle birlikte cevabını bulmaya çalışacağız.

Bundan önceki yazımızda AKP’nin 2007 tarihinden başlayarak seçim şaibelerinde baş rol oynadığını açıklamıştık. 24 Haziran’da yapılacak Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekilliği Genel Seçimlerinde seçim hilelerini yasallaştırdığına son bir ay içinde tanık olduk. AKP ve başındaki zat en son çıkardığı KHK ile özel televizyon kanallarla ilgili YSK’yı denetim dışı bıraktı. Seçimlerde bile YSK, özel kanalları denetleyemeyecek. Özel kanalların tamamı da havuz medyası, bazılarının tabiriyle çukur medyası AKP’nin emrinde olduğuna göre gerisini siz tahmin edin.

2002 tarihinden başlayarak AKP iktidarı yapılan seçimlerin tümünü kazandı. AKP için 2007 tarihi hilenin başlangıç tarihi olarak kabul edildiğine göre bu seçimlerde seçmen listeleri ile sandık tutanaklarındaki usulsüzlükleri ayyuka çıktı. Oyların sayımından tutun da seçmenler üzerinde kurduğu baskıya varıncaya kadar tartışılmayacak konu bırakmadı. Her seçim öncesinde yeni yeni yasalar çıkartarak kendi kanlı iktidarını devam ettirmek için her türlü gayri meşru yollara başvurdu. Hiç şüphesiz ki AKP, bu tutumu ile seçimleri şaibeli hale getirmiştir. Yeni çıkartılan seçim yasaları ile de henüz seçimler başlamadan kazanmayı garantilemektedir. Bu son çıkarılan yasalarla da gayrimeşru, kirli, şaibeli ve hileli seçimleri yasal hale getirmiştir. Bunların bazıları aşağıya çıkarılmıştır. Bugünkü seçimler SEÇSİS denen ve Amerika’dan ithal edilen bir sistem . Bu sistemin Fethullah Gülen tarafından getirtildiği tahmin edilmektedir. Yunanistan’da bir kez uygulanmış, hileye açık olduğu görülünce de vazgeçilmiştir. Almanya’da da bu sistemde hileyi görünce yer verilmedi.

  1. Sandık başkanının teslim aldığı seçim sabahı hazırlık niteliğinde sayımı yapılan boş zarf ve pusula sayılarının yazıldığı bölüm tutanaktan çıkartılmıştır. Bu da dışarıdan getirtilecek zarf ve pusulaların kullanılmasını yasalaştırmakla kalmayıp, her türlü hileye ve hırsızlığa zemin hazırlamaktadır.
  2. Yasa gereği oy kullanan seçmen sayısının belirtildiği sandık seçmen listesindeki bölüm tutanaktan çıkartılmıştır. Bununla de boş listelere hayali isimlerin yazılmasına olanak sağlamıştır.
  3. Geçersiz sayılan zarf ve pusulalarla, hesapta olmayan zarf ve pusulaların geçersiz yazıldığı bölüm tutanaklardan çıkartılmıştır. Bu kural ile de geçersiz oyların geçerli hale getirilmesine olanak sağlamaktadır.
  4. Seçmen sayısı tutanaklarda yer aldığı halde sandıktan çıkan zarf sayısıyla, zarflardan çıkan oy pusulaları sayısının yazıldığı bölüm tutanaklardın çıkartılmıştır. Bu tür uygulama ile seçimin ciddi yolsuzluklara sebep olduğu ve her türlü handikaplara açık hale geldiği şüphesizdir. Ayrıca ittifaklarda yanlış yere vurulan mühürler, ittifak için geçerli olacaktır. Bu uygulama ile oyun dağılımında da en çok oy alan partinin oyu gibi sayılacaktır.

Bu uygulamanın dışında bugüne kadar süregelen hile ve hırsızlığın cesaret verdiği bir seçim ortamında neler olabileceğini tahmin etmek güç olmasa gerekir.

• YSK, zarflara ve seçim pusulalarına mühür basmayacak. Bu tür uygulama ile mühürsüz zarflar yasal hale getirilmiştir. Ayrıca sandık kurulu yanlışlıkla yapılan yanlış tercihi de geçerli olarak kabul edebilecektir. Yasada deniliyor ki “ihlal söz konuşu olduğunda da oylar geçerlidir. Diğer bir deyişle ihlali suç olmaktan çıkartarak yasal hale getirmek istenmiştir. Bu uygulama ile de 16 Nisan’daki referandumda YSK’nın son aldığı mühürsüz oyların da geçerliliği yasallaştırılmıştır. Geçmiş seçimlerde seçmene önceden “tercih” mührü basılmış pusulaların dağıtılması olayı tekrarlanmak istenmektedir. Bununla ilgili yasal hiçbir sakınca yoktur. Geçmiş seçimlerde gördük ki, tercih mührü saklanmıştı. Seçmen boş pusulayı sandığa atmıştı. Sandıklar açıldıktan sonra boş pusulalara iktidar partisi lehine tercih mührü basıldı. Bununla ilgili gösterilen videodan olup bitenleri hatırlıyoruz. Yine 16 Nisan referandumunda İstanbul Esenyurt ilçesinde “tercih” mührü kullanılması gerekirken, dışardan getirtilen ve üzerinde “tercih” mührü yerine “evet” mührü basılmış yüzlerce oy kabul edildi. Bu kanunsuz işlemlerde YSK’nın da hilenin ve şaibenin bir parçası olduğunu gördük.

• Yine yasaya göre seçmen sayısının % 18’i kadar fazla zarf ve pusula basılması mümkündür. Bu fazlalık, basım aşamasında ortaya çıkabilecek yanlışlık ve hatalara karşı alınan bir önlemdir. Ancak YSK, 24 Haziran seçimlerinde 55 milyon olan seçmen için 500 milyon fazladan zarf ve pusula siparişinin vermesi nasıl açıklanabilir? Bu zarf siparişi hiç şüphesiz ki büyük bir hilenin yapılacağı haberini önceden vermiş oluyor. Bu durumda mühürsüz pusula ve zarfların önü açılıyor. Seçmene önceden üzerine mühür basılmış pusula dağıtılması ya da dışarıdan ilçe seçim merkezlerine götürülen oy çuvallarının değiştirilmesi yasal hale getirilmiş oluyor.

• Sandık bölgelerinin değiştirilmesi olayı da şaibe ve hilenin yasallaştırılmasında önemli rol oynamıştır. Son 11 yıldan bu yana adreslere kayıtlı seçmen listelerinde hile tespiti yapıldı. Seçmen kendi evinde yabancı kişilerin kaydedildiğini bundan önceki 4 seçimde tanık oldu. Bir arsada, boş bir alanda ya da bir apartman dairesinde onlarca “seçmen” kaydına rastlandı. Diğer bir deyişle sahte seçmen kaydetmek ve oy kullanmasını sağlamak, artık gelenek haline gelmiştir. Öte yandan soyağacı sorgulaması yapan bu uygulamada, 200 yaşındaki insanların oylarının kullanıldığı tespit edildi. 2010 Anayasa Referandumu hatırlayın. Fethullah Gülen, “mezardaki ölüler bile kalkıp oy kullanmalı” dediğinde ölmüş insanların ölüm kaydı verilmediği için yaşıyor gözükmesi ve ana muhalefet partisinin eli kolu bağlı bir şekilde olup bitenleri seyrettiğine tanık olduk. Gerek milletvekili genel seçimlerinde olsun ve gerekse referandum oylamasında olsun seçmen sayısının en az % 5’i kadar ölü seçmenlerden olduğu tahmin edilmektedir. Kaldı ki bu oran % 0,1 bile olsa belirgin değişikliklere neden olabilecek bir tablo ortaya çıkarabilir. Böylece o harabelerde, boş arsalarda ölü seçmenler adına rahatlıkla oy kullandıklarına şahit olduk.

• Seçim bölgelerinde güvenlik güçlerinin mevcudiyeti “seçim güvenliği” söz konuşu olduğunda, sandık kurulu başkanının ya da üyelerden birinin gerekli görmesi durumda hazır bulunabiliyordu. Ancak son değişiklikle güvenlik görevlisini çağırma hakkı, muhbir vatandaşa devredilmiştir [1]. Özellikle muhalefetin güçlü olduğu Kürt illerinde “vatandaş ihbar etti” bahanesiyle her sandık başına devletin militarist güçleri yerleştirildi. Bunun anlamı da Kürtler üzerinde baskı ve yıldırma kurarak seçimlere katılımı engellemek içindi. Aynı zamanda güvenlik güçleri, muhalefetin bu tür müdahalelerini ortadan kaldırmayı da hedeflemektedir. Son referandumda Bitlis, Muş, Şırnak, Hakkari ve Yüksekova’da HDP’li müşahitler jandarma tarafından sorumluluk alanından uzaklaştırıldı. Erdoğan’ın son konuşması da HDP’nin baraj altında bırakılması için yaptığı çağrı, seçimlerde gayrimeşru yolların önünü açmak içindir. Yasal açıdan bu büyük bir suçtur. Ancak ne yazık ki ülkemiz gibi yarı sömürge statüsünde ve ABD emperyalizmine teslim olmuş bir ülkede bu tür suçlarla ilgilenen merciler yoktur.

• Sandık kurulu başkanları da bu seçimle birlikte mülki idare amirleri, yani vali ve kaymakamlar tarafından atanmaktadır. Vali ve kaymakamların kimliklerine baktığımızda ne yazık ki tarafsız olmayı bırakın, bunlar birer militan görünümündedir. Bunların atadığı sandık kurulu başkanları da elbette AKP militanı gibi olacaktır. AKP, tartışmalı 15 Temmuz’dan bu yana tarafsız ya da muhalif kamu görevlilerini Fetöcü veya terör örgütü mensubu yakıştırması ile memurluktan ihraç etti. Yani binlerce kamu görevlisini açlığa ve sefalete sürükledi. Onların yerine de kendi militanlarını atadı. Bu atamalar devletin yönetim mekanizmalarının, yerelde de AKP’ye ait olmasına imkan sağladı. Bu seçimlerde de diğer 3-4 seçimde görülen muhalif partilerin sandık kurullarına müdahil olmasını engellemek ve sandıklara tam hakimiyeti sağlayacak AKP’li kadroları oluşturmak yasallaşmış oldu [1]. Erdoğan’ın mahalle başkanlarıyla geçen gün yaptığı toplantıda videolardan izlediğimiz kadarıyla sandık başkanlarının çok erkenden seçim bölgesinde olmasını ve hakimiyet sağlamasını istemiştir. Mahallelerdeki yurttaşlar ile ilgili toplantıda yaptığı konuşmada aleni suç işlemiştir. “Koyunun bulunmadığı yerde keçiye Abdurrahman Çelebi derler” misali Türk yargısının içinde bulunduğu aciz duruma ne yazık ki trajik bir şekilde yakından tanıklık ettik.

• Birinci baraj olan % 10 barajı yetmiyormuş gibi bir de il bazında ikinci bir baraj sistemi getirildi. Bu ittifakla farz edelim ki tek milletvekilliği için A partisi 100 bin oy aldı. İttifakta yer alan B partisi 51 bin oy, C partisi de 50 bin oy aldığını var sayarsak ittifakta yer alan B partisi milletvekilliğini kazanmış olacaktır.

• Seyyar sandıklarla Kürt diyarında yaşayan vatandaşlarımızın seçime katılımı engellemek için vali ve kaymakamlara tanınan olağan üstü yetkilerle güvenlik bahanesi ön plana çıkartılarak HDP’nin baraj altında kalması için her türlü yasadışı uğraşı veriyor AKP iktidarı ve müttefiki MHP. 1 oy bile bir partiyi baraj altında bırakmaya yeterli olduğu halde 200 bine yakın Kürt seçmeninin taşımalı sandıklara oy kullanması için onlarca bazı bölgelerde yüzlerce kilometre uzağa sandıklara ulaşmasını engellemek için büyük çabalar sarf edilmektedir. Sandıkların taşınmadığı referandumda bile devlet güvenlik güçleri barikatlar kurarak bazı il ve ilçelerimiz ile köylerde seçmenlerin sandığa ulaşmasını engellemiştir. Literatürde bunun adı devlet terörüdür.

• Videolarda AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kapalı bir toplantıda partililere hitaben, “Bunu dışarda konuşmam. 13 gün var, yani iş çantada keklik değil. HDP üzerinden parti teşkilatımızın çok farklı çalışma yapması lazım. Sandıkları markaja alacaksınız. Sandık hâkimiyetini kurarsak işi başlamadan bitiririz”[3] şeklindeki skandal sözleri, hilenin bizzat kendisi tarafından yapılacağının itirafı olarak algılanmalıdır.

• Parmaklara mürekkep sürülmesi kaldırılmakla birlikte bir seçmen, değişik kimliklerle birden çok oy kullanabilecektir. Seçim kurulu zarf ve seçim pusulalarına mühür basıyordu önceki seçimlerde. Her parti sandık başına temsilci bulundurabiliyordu. AKP, tüm bunları değiştirdi. Soyadına göre seçmen listesi yapıldı. Bunun amacı da boş evlere seçmen listelerini oluşturmak içindir. Referandumda henüz sandıklar açılmamışken bir AKP milletvekili YSK’ya verdiği dilekçede mühürsüz oyların geçerli olmasını istedi. [2] Bu dilekçe ile mühürsüz oy kullanıldığını itiraf etmiş oldu.

Bu seçimlerle yeni Cumhurbaşkanını kim ya da kimler denetleyebilecek? Yürütme organının cumhurbaşkanına devredilmesi, başbakanlık makamının lağvedilmesi ile ülke doğrudan başkanlık sistemine geçmiş olacak. Referandumda onaylanan anayasa değişikliğinde, askeri yargının kaldırılması, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun (HSYK) üyelerinin belirlenmesi gibi maddeler yürüklükte olmasına rağmen seçim sonrası dönemde yürütme organının işleyişi ile birlikte yeni değişiklikler gündeme gelecektir. Cumhurbaşkanı, yardımcıları ve kabinede yer alacak bakanları meclis denetimine tabi tutulmadan belirlemesi, hesap verebilirlik bakımından hukuki tartışmalara zemin hazırlayacaktır. Denetim araçları yetersiz kalacak. Bu uygulama ABD’deki gibi olmayacak. Cumhurbaşkanının ve bakanlar kurulunun meclisten onay almasına ihtiyaç olmaması ile birlikte TBMM, işlev dışına itilmiş olacaktır. Cumhurbaşkanının ve yardımcılarının yetkileri sınırsız olacak, yaptıkları işlerle ilgili suç işleseler bile dokunulmazlık zırhına bürünecek ve hiç kimseye hesap vermeyecektir. Cumhurbaşkanlığına Erdoğan’ın ve parlamento çoğunluğunun muhalefete geçmesi durumunda ciddi bir denetim ve denge sorunu ortaya çıkacaktır. 24 Haziran yeni bir kapı aralamayacağı gibi, mevcut kapıyı da tümüyle kapatmış olacaktır. Unutulmamalıdır ki Erdoğan’ın tekrar seçilmesi durumunda bu seçim belki de son seçim olacaktır. Bu ülke bir daha seçim yüzünü göremeyebilir. Faşist ülkelerde uygulanan “yönetimden memnun musunuz” tarzında göstermelik ve geçersiz seçimler yapılabilir. Bu tür oylama da hiçbir şeyi belirlemeyecektir. Türkiye belki de tümüyle karanlığa gömülecektir. Çünkü 1980 sonrasındaki uygulama ile muhalefet yapmanın tarzı değiştirildi. Bugün Ana Muhalefet Partisi gibi duran partinin aslında muhalefet yapmadığı, siyasal iktidarın ayağına dolanmamak için uzak durduğunu hepimiz biliyoruz. Ülke karanlığa gidecekse muhalefetiyle de birlikte sürüklenecektir. Bu seçimin adil olmayacağını bilmeyen yoktur. AKP, elindeki tüm devlet imkanlarını, yargıyı, orduyu, emniyeti ve hatta medyayı kullanarak kazanmaya çalışacaktır ve büyük bir ihtimalle de bu amaca ulaşabilecektir. Bu nedenle AKP seçimleri hiçbir dönemde adil olmamıştır. Burjuvazi, kendisine hizmetkarlık yapacak temsilcilerle ülkeyi yönetmeye devam edecektir. Erdoğan ülke içinde ve dışarda bıraktığı olumsuz imaja rağmen, bu seçimlerde akla hayale gelmeyecek her türlü yönteme başvuracağını peşinen açıklamıştır. Ülkede tek muhalefet yapan bir partinin genel başkanının cezaevinde tutsak tutulması, hiçbir suç isnat edilmeden rehin alınması, ülkenin imajını olumsuz etkilediği gibi hukuksuzluğun ve adaletsizliğin hüküm sürdüğü, dış politikada sınıfta kalmış, borç yükü, milli gelire denk gelmiş bir ülkenin kendisini toparlaması belki de yarım asırlık bir süreye ihtiyaç duyacağına şüphe yoktur. Diliyorum ki merhum Cem Karaca’nın bir şarkısında “binmişiz alamete, gidiyoruz kıyamete…” sözü ile başımıza çorap örmeyelim.


[1] http://www.proleterdevrimcidurus2.org/2018/03/14/akpye-secim-kazandiracak-yeni-yasae /
[2] Mustafa Koçal, Seçim kanununda yapılan değişiklikler (Balıkesir demokrat com,27.03.2018)

Mazhar ÖZSARUHAN
Latest posts by Mazhar ÖZSARUHAN (see all)