Fotoğraf: İsmail Ateş

Khalo Khan, Bize bizi anlatan bir ritüelin hazin öyküsü!

Bir varmış, bir de yokmuş… Aslında her şeyin başlangıcı buymuş…
Eskiden, çok çok eskiden bir halk yaşarmış. Bu halk, Hamuş halindeymiş. Öyle çok da kelimelere, cümlelere, tanımlamalara ihtiyaç duymaz mış. Bazen ateşin karşısında, bazen birbirinin cemalinde saatlerce sessizce otururmuş ama o sessizliğin içinde kulakları patlatan ses olurmuş. O zamanlar daha, ırk, milliyet, ülke, din, tiranlar ve setler üretilmemiş, gölgelerden liderler yaratılmamış! İşte bu halk, som altından yapılan heykeli, nalbanda teslim etmemiş, o heykelden nal ve mıh yapılmamış. Khalo Gağan o zamanlar kendilerini ve felsefelerini ifade ettikleri bir ritüelmiş. Aslında evrensel bir anlatımın, evren ve insan ilişkisinin tiyatrosal ifadesiymiş. Bakalım, bu Khalo Gağan neyi anlatırmış…

—Duzgi dağının alt tarafında birkaç göl vardı, ilerisinde bir şelâle. Bazen oraya giderdim, su gibi olmaya çalışırdım. Elimde tuttuğum taşla, taşlaşmayı öğrenirdim. Orada hep şunu hissettim, bu halkın felsefesi çok ama çok derinde. Açıklayamıyordum, dil konusunda ve felsefe konusunda yetersizdim. Okumayı bilmeyen çocuk gibi, sadece resimlere bakarak anlamaya çalışıyordum. Ama resim yorumlamanın, geçmişteki anılarımdan bağımsız olmadığını hissettim. Senle sohbetim esnasında şunu öğrendim, resimler o kitaba ait değildi ve ben o kitabı ancak bir şekilde anlayabilirdim, okumayı okumayı. Çünkü okumayı bilmek, bataklığa gömülmek gibiydi!

—Kendinizi okumayı bildiğiniz sürece, her şey ortaya çıkar. Bu ritüeller bizi anlatan kitaplardır, resimlerdir ve hiç şüphesiz bize aittir. Ama bize bizi anlatan her birileri tarafından yağmalanıyor, özgün yapımız her geçen gün yıpratılıyor.
-Hade Khalo Gağan’a dönelim, olur mu?

—Khalo Gağan, aslında yeni ve eskinin savaşıdır, batin ile zahirin, karanlık ile aydınlığın, bilgi ile cehaletin çarpışmasıdır. Gağan’da, Zeyi dediğimiz evin evli kızını (bacı-hala-teyze) ziyaret dönemidir. Zeyilere ziyarete giderken anne-baba kesinlikle hediyeler (zemel) götürmeli. Şayet ana-baba yoksa en büyük erkek kardeş bu işi yapmakla yükümlüdür.

Kalo Gağan denilen günde, gündüz çocukların bayramıdır. Her eve gider “Gağane sımâ xêr bo” (Gağan’ınız hayırlı olsun) deyip Gağan’ı kutladıktan sonra hediyelerini alırlar. Şeker, leblebi, kayısı, üzüm, ceviz gibi yiyeceklerdir bunlar. Ama, durumu iyi olanların elma vermesi makbuldü!

-Tabi elma gelişigüzel bir meyve değil! Altında yatan nedeni Piro ile uzun uzun irdelemiştik. Raewerlerin (Pirlerin) elma ile soy arasındaki sırrı çözdüğünü anlatmıştı. Pirlerin, yeni evlenenlere, ya da evlenecek olanlara elma ikram etmesi bu nedenleydi.
-Elma başlı başına bir konu, ama haklısın. Akşam ise bayram gençlere geçmiştir, gençler her hangi bir fakir ev seçer ve orada kutlarlar Gağan’ı. Akşam evde “Şir” ya da “Pesare” denilen yerel yemek yapılır ve içine üç tane çubuk atılır. Her çubuk farklı şeyi simgeler, “rısk”, “evlilik-mutluluk”, “bereket” kime çıkarsa o gecenin şanslısı odur. Bu eğlence Gağan orucunun son gününde yapılır ve o da aralık ayının sonunda Salı, Çarşamba ve Perşembe olarak üç gün olarak tutulur. Aralık (Gağan) kâmili yolculanır ve Ocak Yani Xızır, Pasao newe gelmiş olur. O esnada şöyle niyaz edilir; “Ya pasao khan xerweşiye so, oğıre to rakerdevo. Ya pasao ke nişto ro; to weşiye, bereket, haştiye biya. Xera xo werte hometa xo de waze. Rısko xêr made.” Ey eski Pasao (hükümdar-Şah) uğurla, hayır ve sağlıkla git. Ey yeni Hükümdar, sağlık, bereket, mutluluk, sevgi getir. Halkına hayırlar getir, rızkın hayırlısını, helâlini bize ver.”

Piro bir niyaz daha söylerdi; “Ya Rama Eli; sata tenge de derese. (zor anımızda yetiş!)” Yine sık sık Seley ve bana; “Jiar u diyar sıma rê sıtar vo! (Kamiller size kılavuz, yol gösterici, yıldız olsun!)” derdi. Ya Jela Zalale; to lokmo haram gula ma u az u uze mare dürbere, çî danasa xêr bîde, senîkvo xêrwo. (Lokmanın haramını bizden uzak tut, ne verirsen emeğimiz karşılığında ver, az olsun ama terle yoğrulmuş olsun!) Ya Ana Fatt’yima ware ma u az u uze ma şia meke, azo xêr made. Ya Xızır lokmo ke Xometa to dane hêçe meve, hete jude ki iye ma.

—Bereket yağmuru tekrar karşımıza çıktı.
—“Rama”. Bereket yağmuru anlamına gelir fakat aynı zamanda suda kutsanmak, temizlenmek anlamında kullanılır. Çocuklar o yağmurun altına çırılçıplak bırakılır, yaşlı kadınlarda elbiseleri ile ıslanırlar. O esnada yaşlı kadın çocuğu yağmur suyunda kutsamış olur. Bir şey daha aklıma geldi, bu dönemde çakan şimşek ve yıldırımda insanlar yakınındaki en ağır şeyi kaldırır. Kaldırdığı ağırlık kadar rızk verileceğine inanır. Bu şimşekler aynı zamanda yılanları uyandıran ışık ya da güçtür. Yani senin tabirinle; ateş (sevda), uyuyan bilgiyi uyandırır. Ölüm provasından kalkılmıştır!
-Khalo Khan konusunda duralım.

-21 Aralık Piro’nun deyişi ile gecenin, karanlığın en derin saltanatıdır. Bu saltanat üç gün, dört gece sürekli sancı çeker, çünkü gücünü kaybetmeye başlayacaktır. Piro derdi ki; Zemheri, ilkbaharın müjdecisidir, o nedenle neşe, mutluluk zamanıdır. Piro, bunu çark-semah’a benzetirdi. 21 Aralıkta bu çark noktalanmıştır ve yeni hareket başlamıştır, yani doğum vardır. Kuyruğunu ağzına alan yılan ile o gün anlatılır. Ana Fatt’ima güneşi doğurmaya hazırlanır, üç günlük sancı çeker. İnsanlar bu üç günde oruç tutar, sancıyı hissetmeye çalışır. Güneşin toprağa, yaklaştığı andır ve eski güneş toprağın karnındadır ve doğuma az kalmıştır. Yeni doğan güneş, umut, barış, bereket ve neşe ile doğar, çünkü bebekler bunu temsil eder. O günlerde kadınlar evlerini hazırlar, evde tütsü, ateşin üzerine tuz serpiştirilir. Kızlara verilen hediye, özellikle de evli olup, başkasının kapısında olan bayanlara en güzel hediyeler sunulur. Bu; “koşulsuz ve karşılıksız seni seviyoruz, sahipleniyoruz, sahipsiz değilsin” anlamına gelir. Anneler ve nineler bu kızlara ağırlıklı olarak, el emeği göz nuru örgüler hazırlar. İki renk ağırlıklıdır; spe (beyaz) ile Sur (kızıl). Bazen üçüncü bir renk devreye girer, yeşildir. Bu, senin yanında olmasak dahi, Düzgi Bawa ve Xızır seninle olsun, seni korusun anlamındadır. Hediyeyi hem alan hem de veren, bolluk ve rızk ile karşılaşır. Perşembe gecesi, orucun son günü, bunu anlatan cem yapılır, çila yakılır, ocaktaki ateş nar gibi tutulur. Bu hareketlerin her biri, ayinsel bir bütünlük içerir, güneşi temsil eder. Güneş ise Xızır’ı, Xızır ise Bilgi’nin temsilcisidir. Karanlıklar, cehalet artık kaybolacaktır, yeni bir döneme geçiş yapılacaktır. Eski olan bilgi geçerliliğini yitirmiş, dönem yeni Şah’a geçmiştir. Fatt’ik, Arap, Yaşlı Khal bunların her birinin ve hatta sopanın dahi bu ritüelde önemli bir görevi vardır. İnsanları bütünleştiren, yakınlaştıran, zor anlarda paylaşımın, fukaranın, sahipsizlerin kollanıldığı, cehaletin yüreklerden uzaklaştırıldığı andır… Işığa saygıyı, kendi içlerindeki ışık (aşk-nar) ile anlatmaya çalışan halkın hikayesidir bu. Ve hiç şüphesiz, dilsizlerin, renksizlerin hikayesidir.
Piro-romandan alıntıdır…

Bunları da beğenebilirsin Yazarın diğer kitapları