Keskin Sirke Küpüne Zarar!

Duygularını ifade etmek insana iyi gelen bir şey. Sadece duygularını ifade eden kişi için değil, etrafındakiler ve hayatını onunla paylaşarak ve karşılaşarak geçiren herkes için de iyi. Duygularını ifade eden birisi daha iyi anlaşılır, kendisini daha gerçek, dürüst, sahici, olduğu gibi hisseder. Kendini ortaya koymak da bir özgür olma biçimidir. Fakat duygularımızı hem kendimizi hem de başkalarını iyileştirecek, daha iyi, daha doğru, daha dürüst insanlar haline getirecek şekilde ifade etmeyi başarmak da çok önemli. Duygularla birlikte ortaya çıkan hakikat konuşulabilir, sorgulanabilir, ilişki kurulabilir hale geliyor. İlişkilerin gerginleşeceğini hatta bozulacağını sanarak bize karşı yapılan hatalar karşısında susmak sık yaptığımız bir şey olabilir. Ama durumu idare etmek en iyi strateji olmayabilir. Gücümüze, halimize bağlı bir biçimde susmayı sıklıkla tercih edebiliyoruz. Öyle ya, kaybedileceği baştan belli savaşlara girmenin ne alemi var? Ne de olsa kimse huzurunun kaçmasını, hali hazırdaki olanaklarını kaybetmek istemez. Hele karşınızda büyük bir güç, fevri bir gazap varsa… Bazen bir şeyleri görmezlikten gelerek yaşamak canın daha fazla sıkılmasını önler. Ne var ki böyle davrana davrana körleştiğimiz ve can sıkan şeylerin düzelmediği bir dünya yaratırız.

Diyelim ki kardeşiniz bankadaki ortak hesabınızdaki paranın hepsini sizden izin almadan kullanarak hepsini kumarda kaybetti. Öfkelendiniz. Öfkenizi nasıl ifade edersiniz? Hiç bir şey söylemeyip hiçbir şey olmamış gibi davranmak onun hatasını önemsememesine ve ciddiye almamasına yol açacaktır. Bu durumda, gelecekte de aynı hatayı yapması pek mümkündür. Diyelim ki öfkenizi ifade etmek isterken kardeşinizle kavgaya tutuştunuz ve davranışınız yıllarca sürecek bir küskünlüğe yol açtı. Öfkeyi ifade etmek isterken gerçekleşen bu olay aile bireylerini birbirinden kopardı ve üzüp parçaladı. Kimsenin istemediği, kimsenin işine yaramayan, kimseyi mutlu etmeyen bir sonuç. Peki, öfkeyi nasıl uygun bir biçimde ifade etmeli?

Elbette herkese uygun tek bir ifade biçimi bulunamaz. Bir kişinin karakteri, kardeşinizin karakteri, ailesinin gelenek ve göreneği, ekonomik vaziyeti çok farklı olabilir. Herkese reçete gibi sunabileceğimiz bir formül yoktur burada. Ancak düşünüp taşınıp bu kardeşle nerede, ne zaman, nasıl bir konuşma yapacağımıza, nasıl hesaplaşacağımıza karar vermek ve bu konuşma içerisinde öfkeyi de ifade etmek ilişkileri iyi yönde dönüştüren bir sonuç verebilir.

Demek ki, tüm olumsuz duygular faydasız değildir, her zaman olumlu davranmak da kalıcı ve ömür boyu mutluluk getirmez. Sahte pozitiflik yüzünden, hayatınızda olumsuzluk kaynağı olarak gördüğümüz insanları çıkara çıkara yaşamaya devam ettiğimizde hem o insanlar bu dünyada değişmeden kalırlar, hem de bizim hayatımız yoksullaşır ve yalnızlaşır. Hem dünyadaki hem de kendimizdeki olumsuzluklarla yüzleşerek, baş etmeyi göze alarak, kısacası, duygularımızı dönüştürücü bir biçimde yaşayarak kendimiz olabiliriz, onlardan kaçarak değil.

Duygular insanları harekete geçiren ve yönlendiren güçlerse, sadece özel yaşamımızda değil, siyasi hayatta da duyguların büyük önemi vardır. Bir politikacı halkının duygusal durumunu tıpkı bir müzik enstrümanını akort eder gibi ayarlayabilir. Bir politikacının duygu yönetiminin bir halkın ahlaki durumu üzerinde etkisi olduğu yadsınamaz. Amaç halkı daha iyi hale getirmek, daha iyi yurttaşlar, daha iyi bir toplum yaratmaksa bir politikacının nasıl bir duygu politikası izlemesi gerekir? Fevri ve yıkıcı, yok edici gazap mı, yoksa olumsuz duyguların da dengeli ve ölçülü bir ifadesi mi? Gazapla yönettiğimizde kavga eden ve birbirine zarar veren kişiler ve gruplardan oluşan kutuplamış bir toplum inşa edilmeye başlanmış demektir.

Keskin sirke küpüne zarar demiş atalarımız. Ruh bir küptür, insanın ta kendisidir aslında. Öfke ruhu, insanın kendisini parçalar. Ona, haklı olduğu zaman dahi kaybettirir. Toplumu da bir küp gibi düşünebiliriz. Fevri bir biçimde ifade edilen öfkenin her yerine yayılıp parçaladığı ve delik deşik ettiği bu küpün içinde, artık ne bal, ne sirke ne de süt kalabilir. Öfke öyle bir duygu ki yanlış ifadesi kişiyi de toplumu da kendisinden nefret ettirir.

Öfke tamamen kurtulmamız, kendimizi arındırmamız gereken bir duygu değildir. Öfkenin de haklı, asil ve işlevsel olduğu durumlar vardır. Fakat insan ancak iyi yaşamı hedefleyen, doğru değerlere yönelmiş bir aklın ilkesiyle hareket ettiği zaman haklı öfkesinin doğru bir ifadesini bulabilir. Ancak o zaman bu öfkenin ifadesi kişinin hem kendisi hem de başkaları üzerinde parçalayıcı değil sağaltıcı bir etki yapabilir. Aşırı öfkeyi kanıksamak ve kibirli gazabı olağan kabul etmek yerine duyguların yerinde ve doğru ifadelerine ulaşmaya çabalamalıyız. Birbirimize karşı körleşmemek, birlikte ve mutlu yaşamak istiyorsak eğer.

Zeynep DİREK

1966 yılında İstanbul’da doğdu. Galatasaray Lisesi ve ardından Boğaziçi Üniversitesi Felsefe Bölümü’nde eğitim gördü. Doktorasına 1992 yılında University of Western Ontario, Kanada’da başladı. 1995-1996 yıllarını Paris’te Derrida’nın derslerini takip ederek geçirdi. Doktora derecesini 1998 yılında University of Memphis’ten aldı. 1998-2014 yıllrı arasında Galatasaray Üniversitesi’nde görev yapmıştır. 2014 yılından itibaren Koç Üniversitesi Felsefe Bölümü öğretim üyesidir.

Yazarın sayfamızdaki diğer yazıları