Gündemdışı Öylesine Bir Yazı


Yolunu yordamını bilmediğin diyarlara düştün. Ağacını fidanını dikmediğin yerde olduğunu biliyorsun. İki kuşak evveline dair bir mezar taşın bile yok buralarda. Başkaları yaşıyor, başkaları ölüyordu. Başkaları şarkı söylüyor, başkaları ağlıyordu. Bunu biliyorsun, inkar etsen de biliyorsun. Bu yüzden huzursuzsun.

Sana ait hiçbir şey yok bu sokaklarda. Ne kapılar, ne mabetler, ne sır saklayan odalar, ne odalarda saklı sırlar, ne hasret içinde yol gözleyen pencereler sana ait değil. O odaların duvarlarında fısıldayan sesleri tanımıyorsun, hüzünleri anlamıyorsun, dilleri bilmiyorsun.

Yorgun düşüp de sırtını dayadığın duvarlarda, araladığın kapıların eşiklerinde başkasının umudu, hasreti ve teri var ve sana hep yabancılığını hatırlatıyorlar. Dokunduğun ağaç, yürüdüğün sokak, gördüğün mezar sana “yabancısın” diyor. Gözlerini ve kulaklarını kapatarak yaşamak zorunda kalıyorsun. Ocağı söndürülenler, evine, bağına, bahçesine çökülenler, ahı alınanlar, kanına girilenler ruhunu öldürüyor, bilincini kilitliyor, kâbusun oluyor, acı çekiyorsun. Yabancı olduğunu bilmek zor geliyor. Tek çıkış yolu olarak inkârı görüyorsun.

Bu yüzden inkâr üzerinden kendine bir geçmiş inşa etmek istiyorsun. Bu yüzden mabetleri, mezarları, anıları yakıp yıkıyorsun. Ezgisini, şarkısını, hikâyesini talan ediyorsun. Ama bunca inkâra rağmen, farkında olmasan da kaygıdan, korkudan, acıdan kurtulamıyorsun. Gerçek, rüyalarını bölüyor, bilincini kapatıyor, ruhunu kirletmeye, sana acı çektirmeye devam ediyor. İnkârda huzur aramaktan daha acı ne olabilir?

Buna rağmen inkârda ısrar ediyorsun. Mülteci, ilticacı olduğu yerin yabancısı olduğunu bilir, sürgündekiler sürgünde, zindandakiler zindanda olduğunu bilir. Senin halin daha trajik, ne kendine mülteci diyebiliyorsun ne de sürgünsün. Sen kötülüğe mahkûmsun. Elinde değildi senin. Ama huzur bulmak için mahkûm edildiğin kötülüğe sahip çıkmak zorunda değilsin. Gözyaşların lokmana damlamıyorsa, lokmalar boğazına dizilmiyorsa zaten artık ruhu ve yüreği olan biri değilsin, ne yaptığını niçin yaşadığını bilmeyen bir leş yiyicisin. Bu canavarlığı hazmetmek zorunda değilsin. Korkma dışlanmazsın, ayıplanmazsın. Asıl bu kötülük halin ayıp. Asıl bu kötü halinle yabancı olmaya kendini mahkum etmen ayıp.

Gel vaz geç bundan. Bu günahın, bu suçun, bu karanlığın müsebbiplerini yücelterek huzura eremezsin. Kendini ululadıkça küçüldüğünü biliyorsun. Dün öldü gitti. Acı çekenler, ocağı söndürülenler, evi yakılanlar, karnında bebeği süngülenenler, kesik kafasıyla poz verilenler, uzuvlarından koleksiyon yapılanlar gitti. Sen de bırak bu inkârı, bırak bu nefretin gitsin. Bırak hıncın gitsin, yabancı olmanın sana çektirdiği acı dinsin.

Gel sarılalım birbirimize. Bu topraklarda yüz yıl evveline giden dikili ağacımız yok, bir mezar taşımız yok, toprağında terimiz, emeğimiz ve gözyaşımız yok diye kıyamet kopmaz. Ömür dediğin üç günceğiz bir şey. Bu dünyada kim yabancı değil ki zaten?

Anlamak zorundayız birbirimizi, derinine dokunmak, yarasını kanatmak, gözyaşını akıtmak zorundayız birbirimizin. Bırak kanasın yaralarımız. Kangren olup çürümekten iyidir. Gel sen bu inkârdan kurtul, ben inkârcılığına duyduğum öfkeden. Yoksa hep beraber bu kör karanlık inkar çukuruna gömülüp gideceğiz. Bu kinin, bu nefretin, bu inkarın yükünü çocuklarının torunlarının sırtına bırakma, yazık onlara. Çok acı çekecekler ve çok acı çektirecekler.

Gel avazımızın çıktığı kadar bağırıp çığlık atalım. Gel kan yerine gözyaşı dökelim. Aflık bir şey yok, af dilenecek kimse yok, af edilecek kimse yok. “Bu ortak cürmümüz, ortak günahımızdır” diye haykıralım. Özür dileme. Özür dileyeceklerinden hayatta olanlar senin kadar kirli, senin kadar suçlu. Birlikte işledik biz bu suçu; mazlum, zalim arama. Hepimiz yabancıyız. Gel yabancı olduğunu inkâr etmeyi de kendini yabancı hissetmeyi de bırak…

M. Şirin ÖZTÜRK
Latest posts by M. Şirin ÖZTÜRK (see all)