Ergenekon tarihinden anekdotlar

12 Temmuz 2007’de başlayan ve sonra genişletilerek devam eden İstanbul 4. Ağır Ceza Mahkemesinde yeniden görülen 12 yıllık Ergenekon davasında, 1 Temmuz 2019’da karar açıklandı. Daha önceden verilen beraat, görevsizlik ve düşme kararları sonrasında davadaki yargılananlar “silahlı örgüt kurmak, yönetmek, üyelik, yardım ve yataklık” suçlarından beraat etti. Böylelikle bir derin devlet davası daha beratla sonuçlanarak yıllardan beri varlığı ve yokluğu tartışılan Ergenekon örgütlenmesi aklanmış oldu.

12 Eylül’ün önderi olan eski genelkurmay başkanı Kenan Evren ölüp gitti, ama hiç kimse ona Ergenekon’u sormadı. Oysa Evren’in Anılarında, Ergenekon tarihine ilişkin önemli anekdotlar vardı. Sanırım bunları da ya kimse okumada ya da okuyanlar unutup gitti. Evren Anılarında (Cilt-I, sayfa 369), 5 Mayıs 1980 günü Demirel’le Hariciye Köşkü’ndeki görüşmesinde kendisine Özel Harp Dairesi (ÖHD)’nin teröristlerle mücadelede kullanılmasını önerdiğini, kendisinin de bu teklifi reddettiğini iddia ederek şöyle diyor:

“Demirel, Özel Harp Dairesi’ndeki personeli teröristlerle mücadelede kullanmamızı ve onlarla çete savaşı yapmak suretiyle yok edilmelerini, vaktiyle de bu teşkilatın böyle kullanıldığını söyledi. (1971 Sıkıyönetim dönemindeki Kızıldere olaylarında kullanılan personeli kastediyordu). Bu hal tarzına şiddetle karşı çıktım. Büyük emeklerle kurulan bu teşkilatın görevinin bu olmadığını, vaktiyle yanlış kullanıldığını, ben Genelkurmay Başkanı olduktan sonra Özel Harp Teşkilatı’nı esas görevine yönelttiğimi, tekrar kontrgerilla söylentilerinin ortaya atılmasına müsaade etmeyeceğimi, devletin güvenlik kuvvetlerini güçlendirmemiz gerektiğini belirttim. Kontrgerilla dedikleri ise, 1952 yılında kurulmuş Özel Harp Dairesi teşkilatıydı. Düşman işgali karşısında yürütülecek gayrı nizami harple iştigal eden bir kuruluştu. Kontrgerilla tabiri sonradan uydurulmuş bir tabir olup Silahlı Kuvvetleri yıpratmak için ele alınmıştır. Maalesef bu maksatlı beyanlara ve yazılanlara Ecevit ve hükümeti de inanmış görünüyordu.”

ÖHD, yeni adıyla Özel Kuvvetler Komutanlığı Genelkurmaya bağlı ve dolayısıyla Evren’e bağlı bir komutanlıktır. Evren, Demirel’in talebine karşı zaten bunu kabul etmekte, ancak “bu teşkilatı esas görevine yönelttiğinden”(esas görev neyse!) söz etmektedir. Ayrıca kendisinden önce terör olaylarında kullanıldığını ve kendisinin buna son verdiğini de söylemektedir. Oysa Özel Harp Dairesi, 12 Eylül öncesinde 1 Mayıs 1977 Olaylarında, Kahramanmaraş Çorum ve Sivas, Ankara Bahçelievler, İstanbul 16 Mart Üniversite Katliamlarında, Abdi İpekçi’den Orhan Tütengil’e kadar birçok aydının öldürülmesinde kullanıldı. 1977-1980 yılları boyunca ÖHD, MHP ile MSP’ye bağlı paramiliter güçleri kullanarak 5 bin insanın ölümüne yol açan iç savaş kolları yaratarak 12 Eylül müdahalesine ortam hazırladı ve Evren bu sürecin sonunda askeri darbe yaptı. 12 Eylülden sonra da Sivas Madımak ve Başbağlar’dan Gazimahallesi katliamlarına, Susurluk Kazası’nda ortaya dökülen devlet-mafya-siyaset ilişkilerinden Hrant Dink’in katline kadar birçok olayda kullanıldı ve halen kullanılmaya devam ediliyor.

Ecevit 1979’da hükümetten ayrıldıktan sonra CHP’den Milletvekili olan eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Kemal Kayacan aracılığı ile Evren’le diyalog kuruyor ve bunu 12 Eylül müdahalesine kadar sürdürüyor. Evren, Anıları’nda yazdığına göre Kayacan, Ecevit adına kendisiyle ilk görüşmeyi 18 Şubat 1980 günü yapıyor. Kayacan bu ilk görüşmede Ecevit’le konuşmasında aldığı notları yazılı olarak Evren’e veriyor. Bu notlarda Ecevit tarafından Evren’e iletilen ilginç konulardan bir tanesi Mehmet Ali Ağca’yla ilgili.

Ecevit bazı sıkıyönetim uygulamalarından duyduğu rahatsızlığı da sıraladıktan sonra Evren’den bir konuya açıklık getirmesini istiyor: Ağca ile ilgili olarak, “Ağca’yı kaçıranların yakalanması çok ağır gitmektedir. Bu durumda adliye ve emniyetin eli kolu bağlı. Askerin içinde olan durum nedeniyle müdahale edemiyorlar. Valinin de bu konuda tedirginlikleri var, sizin hassasiyetinizi biliyor, orta ve alt kademelerde bazı suçlular var, bunun sorumluluğu Silahlı Kuvvetler üzerinde kalacak.” diyor. Ecevit, Ağca’nın cezaevinden kaçırılmasında bazı “orta ve alt düzeyde” askeri yetkililerin olduğunu vurguluyor ve Evren sanki olayı biliyormuş gibi diğer konularda yanıt vermesine karşın Kayacan’a bu konuda hiçbir şey söylemiyor. Ecevit Başbakan iken, Kontrgerilla faaliyetleri için Evren’le görüştüğünü ve kendisinden bu faaliyetleri denetlemesini istediğini, Evren’in “tamam bakarız dediğini”, ancak daha sonra hiçbir şey yapmadığını birkaç kez kamuoyuna açıklamıştı

Ecevit, ÖHD’yi 1974’deki başbakanlığı döneminde öğrenmişti. Seçim meydanlarında “Kontrgerilladan hesap soracağız” diyen Ecevit zamanla büyük sürprizlerle karşılaşıyor: İlk önce Ecevit’in makam telefonunun MİT üzerine kayıtlı olduğu ortaya çıkıyor. Başbakanı bile rahatça dinliyorlardı. Asıl sürpriz ise, Ecevit’in Kontrgerilla olarak bildiği varlığından dahi haberdar olmadığı Özel Harp Dairesi’yle ilgili ortaya çıkan bir gerçekti. Her yıl ABD’nin verdiği ödeneği bu kez Özel Harp Dairesi alamamış, daha doğrusu görüşmeler sonucunda ABD Kıbrıs sorunu nedeniyle bu kez para vermemişti. Bunun üzerine gerekli paranın örtülü ödenekten sağlanması teklifi ortaya sürüldü. Yalnız bir sorun vardı. Bu ödeneğin kontrolü başbakanın elindeydi. Teklifin kabul edilmesi çok zor bir ihtimaldi, ama yine de Genel Kurmay Başkanı Semih Sancar randevu alarak Bülent Ecevit ile görüşmeye gitti. Bu görüşmede ise ÖHD deşifre oldu.

9 Kasım 2005’te Şemdinli’de Umut Kitapevi’nin bombalanması ile gelişen olaylar sırasında Kontrgerilla faaliyetleri yeniden gündeme geldiğinde, ÖHD’nin (yeni adıyla Özel Kuvvetler Komutanlığı) eski yöneticileri ve bu daireyle bir şekilde bağlantısı olan kişilerin ilginç açıklamaları ve bu örgütün yaptığı işlerle ilgili çeşitli itiraflar medyaya yansıdı. (Yazının sınırlarını aşacağı için bunları irdeleyemiyoruz.) Daha da önemlisi başta Genelkurmay Başkanlığı olmak üzere devletin ilgili kurumları, artık bu gizli örgütlenmeyi savunmaya başladı.

16 Ocak 2006’da basın açıklaması yapan Genelkurmay Başkanlığı, “Geçmişte zaman zaman gündeme getirilen “Kontrgerilla”, “Gladio”, “Derin Devlet” gibi kavramların, son günlerde Özel Harp Teşkilatı’yla irtibatlandırılması gayretlerinin arttığına” dikkat çekerek sorunun gündeme getirilişini gene “bilgi eksikliliğinden kaynaklanan suçlayıcı ve amacını aşmış yazı ve yorumlara” bağladı. Genelkurmay açıklamasında “ülkemizin maruz kalabileceği bir saldırıda, mütecavize karşı çok hassas görevler icra etmek üzere Soğuk Harp döneminde teşkil edilmiş ve diğer birçok ülkede de benzeri bulunan bu birime zarar vermekte ve vatan savunması hazırlıklarında zafiyete sebep olmaktadır” denildi.

Genelkurmay’ın bu açıklamasında, “27 Eylül 1952 tarihinde 17 Sayılı ve Milli Savunma Yüksek Kurulu (Başbakan ve ilgili Bakanların imzalarıyla) onaylı kararı ile kurulan bu teşkilatımızın, kurulduğu tarihten bugüne kadar söz konusu yazı ve yorumlarda bahsi geçen karanlık olaylarla hiçbir kurumsal ilişkisi olmamıştır.” Bu bağlamda, “Tamamıyla yetkili makamların onayı ile teşkil edilen, ilgili yasal mevzuat ve emir komuta disiplini içinde Genelkurmay Başkanlığına bağlı olarak görev yapan Özel Kuvvetler Komutanlığı adının bu tartışmalara karıştırılmasından üzüntü ve endişe duyulmakta; bu tür tartışmaların, resmi, yasal ve ülke güvenliği için çok gerekli olan birimimizi haksız ithamlarla yıpratacak seviyeye tırmandırılmamasının gereğine inanılmaktadır” denilerek tartışmaların durdurulması istenmişti.

Şaban İBA

1948 yılında Develi’de doğdu. Üniversiteyi Ankara’da okudu. FKF ve TİP’te çalıştı. Dev-Genç’te MYK üyeliği yaptı. THKP-C içinde yer aldı.
12 Mart’ta Dev-Genç ve 15-16 Haziran Olayları’ndan yargılandı. 1975’ten sonra Kurtuluş hareketinin kurucularındadı. 12 Eylül darbesinden sonra TKKKÖ kurucusu ve yöneticisi olmaktan yargılandı. 12 Mart ve 12 Eylül dönemlerinde iki kez idam cezası istemiyle İba, toplam 11 yıl cezaevinde yattı.

Yazarın sayfamızdaki diğer yazıları