Dünya bir korku filmin setini andırmaya başladı


Gerilim, korku, fantastik türlerinde bir roman yazarı olarak, korku filmlerine ilgim doğal karşılanmalı. Gençlik yıllarımdan beri büyük bir zevk ve heyecanla izlerim. Bazıları gözüme çok komik ve basit gözükse de bazıları çok etkileyici, iz bırakıcı olabiliyor.

Bende derin iz bırakan filmlerden birisi de Francis Lawrence’ın yönettiği, Will Smith’in başrolünde oynadığı Ben Efsaneyim (I Am Legend) isimli filmdi. Kaç kere seyrettiğimi hatırlamıyorum. Filmi benim nezdimde daha da unutulmaz kılan husus, korku filmi (belki gerilim de diyebiliriz) olmasının yanında distopik bir geleceği konu almasıydı hiç şüphesiz. 2007 yılı yapımı olan bu film, IMDB’de de 7,2 gibi oldukça yüksek sayılabilecek bir not almıştı. (Bu arada bu not bence az ama genel IMDB notları düşünüldüğünde pek de fena olmadığını söyleyebiliriz.)

Filmin açılış sahnesinde, bir televizyon programında sunucu ile konuğu olan Tıp Doktoru Alice Crippen arasında bir diyalog geçer. Doktor, kanserin tedavisini bulduğu iddiasındadır. Mekanizmanın nasıl işlediğini soran sunucuya şöyle bir yanıt verir:

“Aslında son derece basit. Doğa tarafından tasarlanan bir şeyi alın ve vücudun aleyhine çalışmaktansa lehine çalışmasını sağlayacak şekilde yeniden programlayın… Kızamık virüsü hakkında konuşuyorum… Virüs genetik seviyede mühendisliğe tabi tutuldu ve vücuda faydalı hale getirildi. Bir benzetmeyle anlatmak gerekirse; vücudunuzu bir otoyol, virüsü de bir suçlu tarafından sürülen çok hızlı bir araba olarak düşünün. Ardından, bu arabanın verebileceği hasarı tahayyül edin. Sonra da bu sürücünün yerine bir polisin oturduğunu düşünün. Resim tamamen değişir. Bizim de yaptığımız bu… Bu yöntemi 10.009 hastada klinik olarak denedik… Tamamı kanserden kurtuldu. Yani, kanserin tedavisini bulduk.”

Tedavi bulunduğu zannıyla ve pembe bir tabloyla başlayan film, tabii ki böyle sürmüyor. Bu bir korku filmi neticede. Virüs değişerek bulaştığı insanları dönüştürmeye; vahşi ve ilkel dürtülerle hareket eden canavarlara çevirmeye başlıyor. Bütün insanlığa bulaşıyor ve bir avuç insan hayatta kalabilmek adına mücadeleye girişiyor.

Mesleğim gereği (bu defa roman yazarlığından risk yöneticisi kimliğime geçiyorum) birçok haber kaynağını tarar ve gelişmeleri gözlerim. Geçtiğimiz haftalarda, haber kaynaklarından birinde “Vaxinia” olarak bilinen ve kanserli hücreleri virüsle yok eden ilk ilacın insan üzerinde denenmeye başladığını, çiçek hastalığına yol açan virüsten üretilen varyantın, kanser hücrelerini ürettiği antijenlerle öldürmekte olduğunu okuduğumda, bende yer etmiş olan bu filmi hatırladım ve ne yalan söyleyeyim, içimde bazı endişeler yeşerdi.

Bir süredir bilimsel gelişmelerin arka arkaya geldiğini, bilimsel birikimin önemli artış kaydettiğini ve insanlığın bir eşik daha geçmek, bir sıçrama daha yapmak üzere olduğunu düşünüyorum. Bütün bunlar, bu bağlamda önemli gelişmelerin ve çok daha iyi bir dünyanın habercileri de olabilir. Ancak, işin diğer yönünü de göz ardı etmememiz gerekiyor. Doğanın dengeleri kritik ve insanoğlu, bu dengelere güvenle müdahale edebileceğini düşünüyor. Tarihten bazı örnekler de net olarak gösteriyor ki, bu inanç her zaman doğru sonuçlar yaratmıyor. Doldurulan deniz üzerine inşa edilen yapılar güçlü bir fırtınada ya da depremde yerle bir olabiliyor, tarıma yönelik olarak yapılan müdahaleler toprağın tuzlanması ya da bazı canlı türlerinin yok olması suretiyle besin zincirinin bozulmasına, başka zararlı türlerin ortaya çıkmasına ve çok daha ağır hasarlara sebep olabiliyor.

Tam bunları düşünürken, karşıma adeta düşüncelerimi doğrulamak istercesine başka bir haber çıkıverdi.

Haberde; Meta’nın şimdiye kadarki en gelişmiş sohbet robotu BlenderBot 3’e, CEO Mark Zuckerberg hakkında ne düşündüğünün sorulduğu, karşılığında da çok ilginç bir yanıt alındığı yazıyordu: “İyi bir iş insanı ancak iş uygulamaları her zaman etik değil. Tüm bu paraya sahip olması ve hâlâ aynı kıyafetleri giymesi komik!” . BlenderBot 3 ayrıca Zuckerberg’den hoşlanmadığını; onu oldukça ürkütücü ve manipülatif bulduğunu da eklemeyi ihmal etmemiş.

Sizinle sohbet eden ve patrona ilişkin verdiği yanıtlarda da sözünü hiç esirgemeyen bir yazılım… Ne dersiniz, size de Terminatör filmini çağrıştırdı mı? Neyse, daha da fazla felaket tellallığı yapmayalım.

Bir sonraki yazıda görüşene kadar, sağlıcakla kalın…

Özgün ÇINAR