Çorum Belediye İşçilerinin Uzun Yürüyüşü-1966


Çorum Belediye İşçilerinin Uzun Yürüyüşü-1966

Uzun yürüyüşler dünyada olduğu gibi Türkiye’de de önemli bir hak arama biçimi olarak ortaya çıktı. Türkiye’de toplumun hemen her kesimi taleplerini dile getirmek, sorunlara çözüm bulmak veya adalet arama amacıyla yürüyüşler gerçekleştirdi ve bu yürüyüşler genelde Ankara’ya doğru yapıldı.[2] Araştırmanın konusu olan Çorum Yürüyüşü ise işçi hareketi açısında uzun yürüyüşlerde bir ilk olması açısından önemlidir.

Yürüyüşün gerçekleştiği 1960’lar dönemi, değişen iktidarlar ve siyasi yapının etkisinin çalışma ilişkilerine yansıdığı dönemdir. 1960’larla ekonomide başlayan “özel işletmeler aracılığıyla sanayileşme politikaları” işçileşmeyi de etkileyerek, sanayide ücretli istihdamı hızla arttırır (Akkaya,2002:65). İşçileşmenin artması ve toplu iş ilişkilerinde 1961 Anayasası ile birlikte sosyal devlet anlayışı bağlamında çalışma ilişkileri alanında özgürlükçü düzenlemeler yapılmasıyla çalışma ilişkileri farklı bir boyut kazanır (Makal, 2007:525). Emek hareketinin lehine bir sürecin başladığı bu dönemde 1940 ve 1950’lerde baskın olan vesayet sendikacılığının yerini sınıf eksenli ve sınıfın politikleştiği bir sendikacılık alır (Çelik, 2017:633). 1960’ların başında sendikal hakların Anayasal güvenceye kavuşması Türkiye’de sendikal hareketin de gücünü etkiler. 1961 Anayasası ile tanınan grev hakkının kanuni düzenlemesinin yapılması talebi bu dönemde işçi hareketlerini canlandırır, 31 Aralık 1961’de yapılan Saraçhane Mitingi de bu amaçla dönemin en önemli eylemlerden biri olarak karşımıza çıkar. Cumhuriyet döneminde o zamana kadar gerçekleşen en kitlesel eylem olma özelliğini taşıyan Saraçhane Mitingi’nin “odak noktası toplu iş sözleşmesi ve grev hakkı” olur (Koçak ve Çelik, 2016:649). Ardından 1963 yılında Türkiye Maden-İş Sendikası tarafından örgütlenen Kavel grevi ise 36 gün sürer. İstanbul, İstinye’de Kavel Kablo Fabrikası’nda gerçekleşen greve Türkiye Maden-İş Sendikası’nda örgütlü olan 220 işçi katılır. Kavel’de greve çıkılmasında kuşkusuz 1961 Anayasası’nda güvence altına alınan grev ve toplu sözleşme hakkına ilişkin gerekli düzenlemelerin yapılması talebiyle yapılan Saraçhane Mitingi ve bu mitinge katılan Kavel işçilerinin etkisi de vardır (Aydın, 2010:14). 1960’lar işçi hareketi açısından “Saraçhane Mitingi (1961) ile başlayan ve 15-16 Haziran Direnişi (1970) ile sona eren bir dönem” olarak tanımlanır (Çelik, 2017:633).

Bu dönemde, araştırmanın kapsamı olan Çorum yürüyüşünden önce de belediye işçilerinin çeşitli eylemlerle haklarını aradıkları görülmektedir. 1952’de İzmir’de ücret zammı isteyen temizlik işçilerinin eylemi ilk belediye işçisi eylemi olarak bilinir. Ardından 1961 yılı Ankara Fen İşleri’ndeki 450 işçinin işten atılmasına karşı yapılan eylem, yine Ankara Ego işçilerinin İş Kanunu’nun uygulanması için yürüyüşleri, İzmir Belediye işçilerinin asgari ücret eylemi ve 1962’de Hatay Reyhanlı Belediyesi ve İzmir Belediyesi temizlik işçileri grevleri, dönemin grev yasakları kapsamında hem oldukça önemli hem de belediye işçilerinin hak arama mücadelesi içinde her zaman olduklarının göstergesidir (Sezgin, 2006:51). Grev hakkının yasallaşmasının ardından ise belediye işçilerinin ilk yasal grevi 1963 Bursa Belediyesi şoförleri tarafından gerçekleştirilir. Bu grevle birlikte inceleme konusu olan Çorum Belediyesi işçilerinin yürüyüşünün gerçekleştiği 1966 yılına kadar ise belediye işçileri tarafından 10 grev daha gerçekleştirilir (Fişek, 1969:72). Bu grevler toplamda 209 gün sürer ve 823 işçinin katılımı ile gerçekleşir. Söz konusu grevler, Motorlu Taşıt İşçileri Sendikası (Bursa Belediyesi Otobüs İşletmesi), Tomis (Tüm Otomotiv ve Metal İşçileri) Sendikası (Malatya Belediye Mezbahası), Genel-İş Sendikası (Kayseri Belediyesi, Malatya Belediyesi, Konya Belediyesi) tarafından gerçekleştirilir.[3][4]

Bu dönemin etkili eylemlerinden birisi ise Türkiye emek tarihi açısından bir ilk olan Çorum Belediye işçilerinin uzun yürüyüşüdür. Çorum yürüyüşü, Çorum Belediyesi tarafından işten çıkarılan 54 işçinin uzun soluklu hak arama eylemidir. 54 işçi işten çıkarılmalarını protesto etmek amacıyla Çorum’dan Ankara’ya, Ankara’dan İstanbul’a çıplak ayakla 34 gün ve 730 km yürümüştür. Yürüyüş, Türkiye emek tarihi açısından ilk uzun yürüyüş olma özelliğini taşımanın yanında Türkiye işçi sınıfı açısından da unutulmazdır (Çelik, 2017). 1966 yılında Adalet Partili Çorum Belediyesi ile Genel-İş[5] arasında yürütülen toplu iş sözleşmesi uyuşmazlıkla sonuçlanır ve bunun üzerine sendika grev kararı alır. Grev kararının ardından belediye, sendikanın taleplerini kabul ederek anlaşma sağlar ve grev kararı kaldırılarak toplu iş sözleşmesi imzalanır. İmzalanan toplu sözleşme ile işçilerin aylıkları 300-350 lirayı bulur (Sezgin, 2006;83). 1.6.1966 tarihinde yürürlüğe giren toplu iş sözleşmesine göre işçilere 9 lira asgari ücret günde 175 kuruş yemek bedeli, ayda çocuk başına 10 lira çocuk zammı ve yılda iki maaş tutarında ilâve hediye yapılması kabul edilmiştir (TBMM,1966). Ancak dönemin Adalet Partisi’nden Çorum Belediye Başkanı Kemal Demirer Belediye Meclisi’nde alınan bir karar ile Çorum Belediyesi park bahçe, fen işleri ve temizlik işlerinde çalışan ve Genel-İş’e üye 27 işçiyi, Emekli Sandığına (memur kadrosuna) devrederek 250 lira ücretle çalıştırmak ister. İşçilerin aylıkları sosyal haklarıyla birlikte 250 liradan fazla olacağı için işçiler tarafından söz konusu geçiş kabul edilmez.

Meclis tutanaklarına göre müteferrik müstahdem kadrolarında ve yevmiyeli işçi kadrolarında çalışanların arasındaki ücret farkına ilişkin bilgi tablosu (TBMM,1966). Tablo tutanakta yer alan şekli ile aktarılmıştır.

Belediye Başkanı işçilere yaptığı tebligatla 01.07.1966 tarihine kadar Emekli Sandığı’na geçmeyi kabul etmedikleri takdirde işlerine son vereceği bildirilir (Türkİş, 1966:14). İşçilerin bu değişikliği kabul etmemesi ise işten çıkarılmaları ile sonuçlanır. Aynı dönemde, Belediye baştabipliği ve devlet hastanesinden çalışma güçlerini kaybettiklerine dair raporlar alınarak sağlık sebepleri ile işten çıkartılan işçilerle birlikte bu sayı 54’ü bulur[7]. Bunun üzerine Genel-İş işten çıkarmaları protesto etmek amacıyla Çorum’dan Ankara’ya bir sessiz yürüyüş yapılacağını ve yürüyüşün 27 Temmuz 1966 Çarşamba günü saat 16.00’da Çorum’dan başlayacağına duyurur (Genel-İş Emek Gazetesi, 1966a).

Bu süreçte sendika tarafından işten çıkarmaların anayasaya aykırı olduğu vurgulanarak Ankara’da farklı partilerden işçi milletvekilleri ile görüşülerek işçilerin durumuna çözüm bulunması istenir. Ancak yalnızca dönemin Türkiye İşçi Partisi (TİP) Tekirdağ milletvekili Kemal Nebioğlu işçilerle ilgilenir İçişleri Bakanlığı’na yazılı soru önergesi verir, eylem süresinde bir gelişme elde edemez fakat kamuoyu oluşturmasına katkı sağlar (Genel-İş Emek Gazetesi, 1966b).

Nebioğlu’nun İçişleri Bakanı ve Çalışma Bakanı’na yazılı olarak 13 Temmuz 1966 tarihinde Meclis’e verdiği yazılı soru önergesinde:

  1. Merkezi Ankara’da bulunan Genel–İş Sendikası üyesi ‘olup Çorum Belediyesi park, bahçe, fen ve temizlik işlerinde işçi olarak çalışmakta iken, mevcut Toplu İş sözleşmesine rağmen 72 işçinin 1 Haziran 1966 tarihinden itibaren Emekli Sandığına göçmeleri hususundan yapılan teklifi kabul etmedikleri için işlerine son verildiği doğru mudur?
  2. Çorum Belediyesinin Haziran dönemi 8 numaralı kararı ile çıkarıldığı iddia edilen bu işçilerin yerlerine yenilerinin daha az ücretle alındığı doğru mudur?
  3. Sendikal faaliyetlerde bulunduğu ve toplu iş sözleşmesi yapılmadan önce görevi dolayısıyla yaptığı faaliyetler sebebiyle bu ilde tek ehliyetli sayaç elektrikçisi bulunmasına rağmen Genel İş Sendikası Çorum Şube Başkam Suat Gürses’in işine son verildiği doğru mudur?
  4. Bu olaylar doğru ise Bakanlığınıza olay aksetmiş midir? Aksetmemişse ne gibi işlem yapılmıştır? Her hangi bir işlem yapılmamışsa ne yapılması düşünülmektedir? soruları sorulur.[8]

27 Temmuz 1966 Çarşamba günü, Genel-İş Genel Sekreteri Hasan Okyar, VI. Bölge Temsilcisi Necati Vural, Çorum Şube Başkanı Fuat Gürses ve işten çıkarılan işçilerden 54’ü Çorum’dan Ankara’ya çıplak ayaklı bir biçimde yürümeye başlar. Yürüyen işçilerden isimlerine ulaşılabilenler şunlardır; Ali Bağcı, Aşır Düz, Arif Kayış, Ali Duman, Ali Demir, Ali Pişkin, Bahri Çakmak, Cemal Kaya, Cemal Katmer, Cafer Türkoğlu, Dursun Topka, Hasan Akbulut, Hasan Arıcı Hüseyin Aydın, Hacı Ali Etfal, Hacı Avlar, İsmail Demir, İsmail Çetin, İsmail Ünsal, Kadir Kelten, Mehmet Tavşan, Mehmet Kendirci Mehmet Işık, Muktal Demirci, Mustafa Çaygeçti, Mehmet Şahin, Mehmet Kaya, Ömer Baltacı, Ömer Kuşçu, Paşa Türkyılmaz, Rıza Baykara, Satılmış Duygun, Satılmış Akar, Şükrü Erdem, Yaşar Altunkeser, Yusuf Yeşil.[9]

İşçilere Çorum il sınırına kadar aileleri, Çorum halkı ve sendikacılar destek olur. Yürüyüşün 130.km’sinde Çorum Bölgesi Maden İşçileri Sendikası Başkanı Ali Oyur ve Muhasip Mustafa Kuru işçilere kumanya ve sigara desteğinde bulunur. 1 Ağustos günü Elmadağ’a yakın Kayadibi mahallinde Türkiye DSİ Enerji Su ve Gaz İşçileri Sendikası (Ges-İş) Genel Sekreteri ve yöneticileri, Çorum işçilerini karşılayarak yiyecek ve sigara desteğinde bulunur, Elmadağ’a kadar işçilerle birlikte yürür ve o akşam Elmadağ’da işçilere Ges-İş tarafından yemek verildi. Dönemin sendika gazetesi olan Genel-İş Emek Gazetesi’nde Elmadağ halkının işçilere ilgisi ve Ges-İş’in desteğinin işçiler için yüksek bir moral oluşturduğu haberi yer alır. 2 Ağustos sabahı Ankara’ya 20 km kala işçileri Türk Hür-İş[10] karşılar ve kahvaltı verir. Aynı gün akşam Mamak’a ulaşan işçileri dönemin Türk-İş Genel Sekreter Yardımcısı Ethem Ezgü ve diğer yöneticiler karşılar. 3 Ağustos sabahı ise işçilerin güzergâhı, Mamak, Samanpazarı, Opera Meydanı, İstasyon yolu ve Anıtkabir’dir. Bu yürüyüşe Genel-İş’in İcra Kurulu ve Ankara’da bulunan yöneticileri, göğüslerinde “Anayasa nizamını çiğneyen, çalışma barışını zedeleyen, insanlık haysiyetini hiçe sayan zihniyeti protesto yürüyüşü” yazılı kartlar ve pankartlarla katılmışlardır (Genel-İş Emek Gazetesi, 1966b) (Fotoğraf-1).  .

İşçiler, yürüyüşe destek veren sendikalar, milletvekilleri ve diğer işçiler ile öğlen Anıtkabir’e ulaştır. Adalet Partisi Milletvekili ve Tes-İş Başkanı Enver Turgut, Türkiye İşçi Partisi Milletvekillerinden Lastik-İş Genel Başkanı Rıza Kuas ve Yol-İş Genel Sekreteri Şaban Erik, Türk-İş Genel Başkanı Seyfi Demirsoy, Türk-İş Genel Sekreter Yardımcısı Ethem Ezgü işçilere destek için yürüyüşe katılır (Fotoğraf 2). Fotoğrafta yer alan soldan 4. kişi Genel-İş Sendikası Genel Başkanı Abdullah Baştürk’tür ve “İşçilerle birlikte yalınayak yürüyen Baştürk’ün fotoğrafı Türkiye işçi sınıfı tarihinin en çarpıcı karelerinden biri” olarak bilinir (Çelik, Birgün, 2017).

Çorum’dan Ankara’ya gerçekleştirdikleri 7 gün süren çıplak ayaklı yürüyüşün ardından Anıtkabir’e ulaşan işçiler ilk olarak yürüyüşü destekleyen sendikalarla birlikte Anıtkabir’de saygı duruşunda bulunur ve ardından taleplerini iletmek üzere dönemin Başbakanı Süleyman Demirel’le görüşmek için başbakanlığa giderler. Ancak Başbakan Demirel ile görüşemezler (Cumhuriyet, 1966a ve Genel-İş Emek Gazetesi, 1966a)

Aynı gün, Çorum Belediyesi’nden emekli sandığına geçirilmeyi kabul etmeyen 54 işçi için Genel-İş’in açtığı iptal ve yürütmeyi durdurma talepli dava, kanun sözcüsü Ali İhsan Ekmekçioğlu’nun “davanın durumuna göre yürütmenin durdurulmasına yer olmadığı” düşüncesine rağmen olumlu sonuçlanmış ve davada yürütmeyi durdurma kararı çıkmıştır. Danıştay 10. Daire tarafından verilen karar şu şekildedir;

“…Meselenin mahiyeti ve davanın tasvir şekline göre dava sonuna kadar yürütmenin durdurulmasına 3.8.1966 tarihinde oy birliği ile karar verildi.”[11]   

Danıştay’ın yürütmeyi durdurma kararının ardından işçilerin işlerine dönebilmesinin önü açılmış ancak Belediye Başkanı Kemal Demirer[12], Danıştay’ın kararına uymaz. Danıştay’ın kararı sonucu da işlerine dönemeyen işçiler ise yürüyüşe devam etme kararı alır (Genel-İş Emek Gazetesi, 1966b). Genel-İş tarafından 11 Ağustos 1966 tarihinde yayınlanan bildiride işçilerin Çorum’dan Ankara’ya yaptıkları yürüyüşün gerekçeleri yeniden hatırltılarak, işyerinde toplu iş sözleşmesi olmasına rağmen işçilerin tek taraflı olarak işveren tarafından işten çıkarılmasının kanunsuz lokavt olduğu vurgusu yer alır. Açıklamada Danıştay’a açılan dava sonucunda oy birliği ile yürütmeyi durdurma kararının alınmasının ardından Çorum Belediyesi’nin Danıştay kararına uymadığı ve Belediye’nin Danıştay kararını uygulaması için yapılan Bakanlık görüşmelerinin de olumsuz sonuçlandığına değinilir. Bu nedenle de sendika tarafından yürüyüşe devam edileceği açıklanır. Açıklamaya göre yürüyüşün ikinci etabı Ankara-İstanbul, İstanbul-İzmir olacak ve üçüncü etabı İzmir’den başlatılacaktır.

“Devletin temel düzenini çizen bir kanun karşısında icra organlarının ve idarenin bu akıl almaz kanun dışı davranışlarını protesto etmek amacı ile Çorum’dan Ankara’ya korkusuzca yürümüş 54 temizlik işçisi 15 Ağustos 1966 Pazartesi günü saat 17’de Bolu, Sakarya, Kocaeli, İstanbul, Bursa, Balıkesir, Manisa ve İzmir yönünde olmak üzere yürüyüşün ikinci safhasına başlayacaktır. Anayasayı çiğneyen zihniyeti protesto edecek olan bu yürüyüşün üçüncü etabı İzmir’den başlayacaktır.”[13]

Bildiriye yapılan haksızlığın tüm köy, kasaba ve il, ilçelerde anlatılacağı ve karşılaşacakları her türlü zorluğu göz önüne aldıklarını ve bu yürüyüşün işçi hakları için yapılan bir çeşit “ölüm yürüyüşü” olacağı da eklenir.

“Güzergâh boyunca idare edenlerin bu Anayasa ve insanlık dışı tutumu dağıtılacak bildirilerle bütün köy, kasaba ve illerde kamu oyuna duyurularak, bu meşakkatli yürüyüş sırasında ölecek olan işçilerimizi öldükleri yere gömülecek ve adlarına sendika şehidi anıtı dikilerek, ölümlerine sebep olanları tarih önünde daima işçi düşmanları olarak anılacaktır.”[14]

Genel-İş Sendikasının 11 Ağustos’ta yaptığı açıklamanın ardından Türk-İş’te 13 Ağustos 1966’da yayınladığı bildiriyle işçilerin yaşadığı hak kaybını, yurttaşları bilgilendirmek adına yeniler, bütün sorumluları kamuoyu önünde bir kez daha uyardığını açıklar (Cumhuriyet, 1966b). Danıştay’ın aldığı kararın belediye tarafından uygulanmadığı ve Danıştay kararını uygulamamanın Anayasayı hiçe saymak olduğu belirtilir. Anayasanın uygulanmasını sağlamayı görev kabul eder ve bu yüzden sonuna kadar mücadele etmeye karar verildiğini vurgular.

Türk-İş tarafından yapılan açıklama şu şekildedir:

“Çorum Belediyesi tarafından bir lokavtla işlerine son verilen işçiler hakkında Danıştay’ın aldığı tehiri icra kararı bu Belediye tarafından uygulanmamaktadır. Bu durum karşısında açlığa mahkûm edilmek istenen işçilerin Çorum’da başlamış olan “ hak arama” yürüyüşleri devam edecek, bütün yurt dolaşılarak, yurttaşlara işçilerin uğradığı haksızlık anlatılacaktı. Bu münasebetle Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu Türk Kamuoyuna duyurur ki:

  1. Anayasamız yargı organlarının kararlarının mutlaka uygulanmasını emreder. Danıştay kararını uygulamamak, Anayasayı hiçe saymak demektir.
  2. Türk-İş Anayasa’ya saygı gösterilmesini, onun eksiksiz uygulanmasını varoluşunun temel ilkelerinden saymaktadır. Bu bakımdan, Anayasa’nın uygulanmasını sağlamayı bir görev kabul etmek ve bunun için sonuna kadar mücadele etmeye karar vermiş bulunmaktadır.
  3. Bugüne kadar Türk-İş olsun, Genel-İş Sendikası olsun, muhatap olarak Çorum Belediyeni almış bulunuyorlardı. Bu andan itibaren muhatap, Çorum Belediyesi değil, Danıştay kararlarının uygulanmasına ve dolayısıyla Anayasa’nın çiğnenmesine göz yuman bütün ilgililer olacaktır.
  4. Kanunsuz olduğu Çalışma Bakanlığı tarafından tescil edilmiş lokavtla açlığa mahkûm edilen işçilerin haklarına tekrar kavuşmaları için girişilen ve Anayasa’yı uygulatma amacı güden mücadele, Türk işçisi kuvvetini Anayasamızın başlangıcında yer alan ilkelerden almakta ve “hürriyete, adalete ve fazilete aşık evlatları” olarak onun bekçiliğini n meşru görev saymaktadır. Bu görevin erine getirilmesine engel olmak isteyenler olursa, doğacak olayların sorumluluğu, meşruiyeti savunmakta olan işçilerin olmayacaktır.
  5. Türk-İş bu konu ile ilgili olarak bütün sorumluları Türk kamu oyunun huzurunda ve onun şaşmaz hakemliği önünde son bir kez daha uyarmayı görev bilir.”[15]

Ankara’da bulunan işçiler bu açıklamaların ardından 15 Ağustos 1966 günü saat 10’da Samanpazarı’ndan yürüyüşün ikinci aşaması olan İstanbul istikametine doğru yola çıkar. İlk gün 54 km yürüyen işçiler köylülerin, yoldan geçen araçların ve turistlerin desteği ile de sıkça karşılaşır. Desteklerin yanında mola verdiklerinde de farklı sektörlerde çalışan işçilerle bir araya gelirler (Akyol,1966a)[16]. Yürüyüşün 80. km’sinde Kızılcahamam’a ulaşan işçilere Cumhuriyet Halk Partisi’nden dönemin Kızılcahamam Belediye Başkanı Ahmet Özbekler katılır. Belediye Başkanı işçilere Kızılcahamam’da hamam tahsis eder, Kızılcahamam Belediyesinde çalışan işçiler tarafından ise yürüyen işçilere birer kilim hediye edilir (Akyol,1966b). Yürüyüşün ikinci etabı olan Ankara-İstanbul istikametinde işçiler Ankara’dan çıkışlarının üçüncü gününde 120. km’ye ulaşırlar.[17] Gerede’ye 10 km kala Gerede Belediye Başkanı Fevzi Özkan, AP İstanbul Milletvekili ve Metal-İş Federasyonu Başkanı Kaya Özdemir ve federasyon yöneticileri ise Gerede’ye kadar 5 km yürüyüşe katılır. Özdemir aynı zamanda Çorum Belediye Başkanının işçilere yönelik tutumunu eleştirir. “Garip bir tesadüf, aynı siyasi kuruluş içinde olduğumuz bir Belediye Başkanının size reva gördüğü bu muameleyi asla tasvip etmiyorum ve bütün kalbimle kendisinin haksız olduğuna inanıyorum” der bir diğer gelişme olarak ise dönemin Çalışma Bakanı Ali Naili Erdem, dönemin Başbakanı Süleyman Demirel ile gerçekleştirdiği görüşmede işçilerin halkı olduğunu ve Belediyenin kanunsuz hareket ettiğini söyler ve Demirel sürece dahil olacağını belirtir. Bu sırada Çorum Belediye Başkanı ise 10 işçiyi işe başlatabileceğini, diğer işçileri ise başka yerlere yerleştirmeye çalışacağını söyler ancak işçiler Danıştay kararına uyulmasını ve bütün işçilerin işe alınması talepleri ile yürüyüşe devam eder (Akyol,1966d).

Çorum Belediyesi işçilerinin yürüyüşü uluslararası sendikalardan da destek almaya başlar. Uluslararası Genel Hizmetler İşçileri Sendikaları Konfederasyonu (PSI)19 22-24 Ağustos 1966’da Helsinki’de gerçekleştirdiği Genel Konseyinde Çorum yürüyüşünü gündemine özel bir madde olarak alır. Dünya kamuoyuna Çorum yürüyüşünü duyurmak ve nedenlerini anlatmak üzere sendika tarafından temsilci istenir ve dönemin Genel-İş Genel Başkanı Abdullah Baştürk konunun gereği gibi ele alınabilmesi için Helsinki’de yapılacak konsey toplantısına özel olarak davet edilir (Cumhuriyet, 1966c). Baştürk, 20 Ağustos’a toplantıya katılmak üzere Helsinki’ye gider. Bununla birlikte PSI, Başbakan Süleyman Demirel’le de girişimlerde bulunur (Türkiye Sendikacılık Ansiklopedisi, 1996: 247). Yürüyüş sırasında PSI’a günü gününe bilgi gönderilir, PSI temsilciler toplantısında da gündeme alınan Çorum yürüyüşü ile ilgili PSI Temsilciler Meclisi’nden, PSI ve aynı zamanda İsveç Belediye İşçileri Sendikası Başkanı Gunnar Hallström’den Süleyman Demirel’e 24 Ağustos 1966’da iki telgraf gönderir. Çorum yürüyüşü Türkiye’deki sendikalar kadar yurtdışında ki sendikalardan da destek görür. Aynı zamanda Genel-İş 3. Dönem Çalışma Raporu’nda PSI ile yapılan görüşmelerin etkisiyle, Türkiye’de iradenin Anayasa’ya aykırı davranışının dünya basınında geniş yer bulduğu vurgulanır (Genel-İş, 1967:168-169).[18]

PSI Temsilciler Meclisi’nden Başbakan’a gönderilen telgraf şöyledir:

“Türkiye Genel Hizmetler İşçileri Sendikası delegelerinin tarafımıza verdiği izahattan, hakları bir toplu iş sözleşmesi ile teminat altına alınmış bulunmasına rağmen, 54 işçinin toplu iş sözleşmesinin yürürlüğe girmesinden 3 hafta sonra Çorum Belediye Başkanlığı tarafından işten çıkartıldıklarını öğrenmiş bulunuyoruz.

Adı geçen yetkililerin mahkemenin işçiler lehine verdiği karara karşı geldiği malumunuzdur. Bu kanunsuz ve gaddarca davranışı 62 demokratik ülkede teşkilatlanmış 3,5 milyon kamu hizmeti işçileri olarak büyük bir infialle karşılamaktayız.

Hükümetinize yaptığımız bu müracaat, sendikacılık ve insan haklarına karşı girişilen zalim hareketlere bir son verilmesi ve memlekette mevcut kanunların tatbik edilmesini temin içindir”

Telgrafta hem Çorum Belediye Başkanı’nın yargı kararına uymadığı eleştirir hem de Adalet Partisi hükümetine çağrıda bulunur. Bununla birlikte PSI ve İsveç Belediye İşçileri Sendikası Başkanı Hallström tarafından dönemin Başbakanı Süleyman Demirel’e gönderilen telgrafta ise şu değerlendirme yer alır:

“150 üyeli İsveç Belediye İşçileri Sendikası olarak Çorum Belediyesinin toplu sözleşmeyi uygulamadığını ve işçileri işlerinden çıkardığını öğrenmiş bulunuyoruz.

Tecrübe ve geleneklerimizin bir neticesi olarak işçi dünyasında hür toplu pazarlık, toplu sözleşme ve hür teşkilatlanmayı, işçi camiasında yapıcı ve barışçı bir ortamın ilk prensipleri olarak addetmekteyiz.

Bu nedenle, Çorum Belediyesi yetkililerinin giriştiği Türkiye kanunlarına ve insan haklarına uymayan olumsuz davranışı tepkiyle karşıladık. Türk ve İsveç halkları arasındaki uzun ve dostane ilişkileri dikkate alarak, Çorum Belediyesi’nin toplu sözleşmeye Türkiye’deki kardeş teşkilat gibi hürmet etmesinin sağlanmasını ve işçilerin haklarının iade edilerek, ıstıraplarının telafisini rica ederiz.” denir.  Söz konusu telgraflarla Çorum yürüyüşü uluslararası bir nitelik de kazanır.

Yürüyüş uluslararası destek alırken yurt içinde de sendikalardan Genel-İş’e destek ve Türk-İş’e eleştiri gelir. Ges-İş, Genel-İş’e desteğini hatırlatan ve yürüyüşü yeterinde sahiplenmediği, desteklemediği ve Danıştay kararının uygulanmamasına karşı mücadele etmediği vurgusu ile Türk-İş’i eleştiren bir açıklama yapar (Cumhuriyet,1966c).

“Devlet yöneticilerinin olumsuz davranışının karşısında üst kuruluşumuz olan Türkiye İşçi Sendikaların Konfederasyonunun pasif tutumu ise bizleri ayrıca yeise sevk etmektedir. Türk-İş’in bu tatminkâr olmayan davranışı ileride bu gibi işçi hareketlerinin düzenlenmesi için çalışacak olanların peşinen moral kırıklığına uğramalarına vesile teşkil edecektir” (Ges-İş Sendikası açıklaması).

Ges-İş Sendikası’nın Türk-İş eleştirisinde dönemin Türk-İş yönetimi ile arasındaki gerginliğin etkisi olduğunu da belirtmek gerekir. 1966 yılında Türk-İş’e bağlı sendikalarda aynı işkolunda bulunan sendikaların birleştirilmesi gündeme gelir ve durum Ges- İş ile Tes-İş (Türkiye Enerji, Su ve Gaz İşçileri Sendikası) arasında rekabete neden olur. Türk-İş yönetimi önce Ges-İş altında birleşmeyi savunurken Tes-İş’in direnci sonucu birleşme gerçekleşmez. Ancak Türk-İş fikir değiştirerek Tes-İş’te birleşmesini öngörür, Türk-İş ve Ges-İş arasındaki ilişkiler de bu nedenle gerilir (Türkiye Sendikacılık Ansiklopedisi, 1996: 469). Bununla birlikte 1966 dönemi Türk-İş’in içinde muhalefetin yükseldiği dönem olarak karşımıza çıkar. Türk-İş 6. Genel Kurulu bu muhalefetin yükselişinde sonucu oldukça etkili olur.

Mart ayında gerçekleşen genel kurulda Adalet Partisi’ni destekleyen sendikacıların Türk-İş yönetiminde çoğunluğu elde etmesi ve sosyalist sendikacıların seçilememesinin etkisi ve Türk-İş içindeki fikir ayrılıklarını belirginleştirir (Çelik, 2018: 620-621). Bunun etkisi Temmuz 1966’da başlayan Çorum yürüyüşüne de yansır. Türk-İş içindeki sosyal demokrat sendikalar yürüyüşe açıkça destek verirken Türk-İş genelde yönetimi açıklama yayınlamakla yetinir.

22 Ağustos 1966 günü Çorumlu işçiler Ankara-İstanbul yolunun yarısını geçer. Yürüyüşün 247. kilometresinde Düzce girişine gelen işçileri Belediye bandosu ve halk karşılar (Akyol, Milliyet:1966e). Ancak Düzce kaymakamının açıklaması ile Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na göre 48 saat önceden haber verilmediği gerekçesi ile Çorumlu işçilerin Düzce’ye girişlerine izin verilmez. Düzce sınırında Belediye Bandosu ile karşılanan işçiler geceyi Cumhuriyet Halk Partili Düzce Belediye Başkanı Celal Kasapoğlu ve kendilerini karşılayan halk ile birlikte şehrin dışında geçirmek zorunda kalır (Cumhuriyet,1966d). Aynı gün Çorum Belediye Başkanı Başkanı’nın Milliyet gazetesine yaptığı açıklama işçilerin haksız olduğu yönündeki ve işçilere inanılmaması gerektiği yönündeki açıklama Türk-İş tarafından eleştirilir.

“Onların dediği doğruysa kendi ipimi çekerim- siz meseleyi yanlış yazıyorsunuz. Biliyor musunuz işçiler 97 lira aylık istiyorlar. Belediye reisi olarak bana inanmanız lazımdır. Ben milli irade ile geldim buraya, bana mı inanacaksınız, sokakta işsiz güçsüz gezen şu adamlara mı? Ben işçileri kovmadım. Sendikayı bırakın memur olun dedim. Bunun sebebi, işçiler sendikalı olunca her yıl toplu sözleşme görüşmelerinde zam istiyorlar. Hâlbuki memur olup Emekli Sandığı’na tabi olsalar üç yılda bir zam yapacağım bu iş bitecek.”(Milliyet,1966a:2)

Belediye Başkanı’nın Milliyet Gazetesi’ne yaptığı açıklamanın ardından Türkİş, 24 Ağustos’ta yayınladığı bildiriyle Çorum Belediye Başkanı’nın Danıştay kararına uymadığı gibi halkı yanıltmaya da çalıştığını vurgular ve yürüyüşün nedenleri bir kez daha açıklar (Türk-İş Aylık Dergisi,1966:7).

Yürüyüşün 319.km’sinde Türk-İş 1.Bölge yetkililerinden Vahdet Avşar’da yürüyüşe katılır. Yürüyüşün Adapazarı’ndan sonrasını Türk-İş yürütecektir. Budaklar köyünde konaklayan işçileri Adalet Partisi’nden Akyazı Belediye Başkan Necati Temel ziyaret eder ve Çorum Belediye Başkanı’na yönelik tepkisini dile getirir ve işçilerle sohbet ettikten sonra ağlamaya başlar (Akyol,1966f). Adalet Partili kimi belediye başkanları yürüyüşe destek verirken ve kimi yerlerde işçilerle birlikte yürürken yine Adalet Partili bazı belediye başkanları ise işçilerin yürüyüşüne karşıdır. Bunun bir örneği İzmit Belediyesi’nde de gerçekleşir. Dönemin İzmit Belediye Başkanı Adalet Partili Enver Atafırat’ın izin vermemesi nedeniyle işçiler İzmit’te bandoyla karşılanmalarına izin verilmez. İşçilerle birlikte yürüyüşü takip eden Mete Akyol, İzmit’ten geçerken halk tarafından banyo yerine bir “saygı duruşu” ile karşılandıklarını belirtse de Belediye Başkanı’nın “Ankara’ya karşı olanlara ben de karşı olurum” tutumu nedeniyle İzmit’te bando ile karşılanamadıklarını yazar (Akyol, 1966g). Yürüyüşün birinci ayı tamamlandığında işçilerin İstanbul’a 60 kilometrelik yolu kalmıştır. 29 Ağustos’ta dönemin eski Çalışma Bakanı ve Zonguldak Milletvekili Bülent Ecevit, dönemin Başbakanı Süleyman Demirel’i “hukuk devleti anlayışı kadar yüreği de nasırlaşmış” düşüncesiyle eleştirir ve Çorum Belediye Başkanı’nın toplu sözleşme, grev ve lokavt kanununu çiğnediğini belirten bir açıklama yapar (Akyol, 1966h).

Bu arada 30 Ağustos 1966’da Çorum Belediye Başkanı Demirer, Sendika yöneticilerine işçileri geri almak istediğini belirir ve protokol imzalanması için Türkİş Genel Sekreter Yardımcısı Selahattin Erkap ve Genel-İş Sendikası Genel Başkan Yardımcısı Ertan Andaş Çorum’a gider. Ancak Çorum’da yapılan görüşmede Belediye Başkanı’nın 37 işçiyi geri alacağını bildirmesi üzerine, sendika yöneticileri Danıştay kararına uygun olmayan bir protokol yapılamayacağı belirtilerek anlaşma yapmaz (Akyol,1966ı). 30 Ağustos gecesini İçerenköy’de geçiren işçiler 31’i sabahı Kadıköy’den İstanbul’a giriş yapar. Kadıköy’den motorla Galata rıhtımına geçen işçiler Taksim’e ulaşırlar. Bu sırada dönemin öğrenci hareketi de işçilerin İstanbul’a girişi sırasında “İşçilere selam, saygı, Türk-İş’e yuh” sloganlarıyla ve “Bu işçilerin haklarını savunmuyorsunuz. Neden kervanı Pazar günü şehre sokmadınız. Miting tertiplemediniz?” şeklinde ifadelerle Türk-İş’in işçileri sahiplenmemesini ve karşılamalarında miting yapılmamasını eleştirir (Akyol, 1966i).

Yöneltilen eleştirileri, dönemin Türk-İş Birinci Bölge Temsilcisi İsmail Topkar yaptığı konuşmada, “Sabırlı olun, durumu Demirel hükümetine bildirdik. Bir netice alamazsak Türkiye çapında büyük bir harekete girmeyeceğimizi kim iddia edebilir. Konuyu sokaklara taşırmayalım. Türk-İş hiçbir hükümetin uşağı değildir” diyerek yanıtlar (Akyol, 1966i). Ancak İsmail Topkar’ın konuşması sırasında Türk-İş’e yönelik eleştiriler daha fazla yükselir, Türk-İş yönetimi “sarı sendikacılar” diyerek yuhalanır ve arbede çıkar. Bu sırada, daha sonra gençlik hareketinin liderlerinden olan Deniz Gezmiş ve üç arkadaşı gözaltına alınır. Bu gözaltı Deniz Gezmiş’in ilk göz altısıdır (Dündar,2014;87) (Fotoğraf 6).

27 Temmuz’da başlayan ve “ölüm yürüyüşü” olarak anılan yürüyüş, 34 gün ve 730 km sonra İstanbul Taksim’de Atatürk anıtına çelenk bırakılması ile sonlanır. Törende dönemin Genel-İş Genel Sekreteri Hasan Okyar yaptığı açıklamada şunları söyler:

“…Danıştay kararına rağmen Çorum Belediye Başkanı, Anayasanın verdiği hakları tanımamakta ısrar etmektedir. Sesimizi yükseltmemiş olsaydık kamu sektöründeki 340 bin işçinin geleceği karanlık bir manzaraya bürünecekti. Ankara’da yaptığımız temaslarda Danıştay kararını uygulatacak bir makam bulamadık. Hükümeti vatandaşa şikayet için İstanbul’a kadar yürüdük. Ata’nın huzurunda sizlere ve ilgilere hitap ediyorum, Anayasa hükümlerini yerine getirmeyenler mutlaka istifa edeceklerdir” Okyar Başbakan ve dönemin hükümetine istifa çağrısında bulunur (Akyol, Milliyet, 1966i).  

Türk-İş’in yürüyüşü sahiplenmemesi ve gerekli desteği göstermemesi dönemin Genel-İş yönetimince de eleştiri konusu olur. Genel-İş’in 1967 yılı 3.Dönem Çalışma Raporu’nda bu durum Türk-İş başlığında yer alır ve Genel-İş yönetimi eleştirisini şu şekilde belirtir:

“Anayasa yürüyüşü karşısında, bazı anlar müstesna, üst kuruluşumuz olan Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonunun tutumunu pasif olarak nitelendirmekteyiz…Türk-İş’in oyalayıcı hareketlerini tüzük prensipleri ile kıyaslı bulmadığımızı üzüntü ile ifade ve açıklamak isteriz…Anayasanın öngördüğü hakları çiğneyen bir işveren ve idarenin tutumu karşısında Türk-İş’in takındığı tavırlar Türk İşçisinin geleceği için ümit verici görülmemektedir. Sendikamız yöneticileri konuyu Türk-İş’e iletmek hususunda sözlü ve yazılı olarak çok çaba sarf etmişlerdir. Anayasanın ihlali karşısında Türk-İş yöneticilerinin davaya, sendikalardan önce sahip çıkması ve öncülüğünü yapması gerekirken davayı konfederasyona empoze etmek, sendikamız yöneticilerine, kardeş teşekküllere ve Türk basınına düşmüştür” (Genel-İş,1967;170).

İşçilerin İstanbul’a ulaşması ile yeni bir bekleyiş süreci başlar. İşçilerin 4 gün İstanbul’da kalmasını talep eden Türk-İş çözüm bulunamadığı takdirde İzmir yürüyüşünün başlangıcı için işçilere destek olmak isteyen ailelerini de İstanbul getireceği sözünü verir. Bu esnada, Çorum Belediyesi tarafından Danıştay’ın yürütmeyi durdurma kararının reddine ilişkin açılan dava 2 Eylül 1966 tarihinde sonuçlanır. Çorum Belediyesi’nin Danıştay kararına karşı açtığı dava oy birliği ile reddedilir ve işçilerin esas işçi statülerinin devamına karar verilir (Genelİş,1967;165).

3 Eylül 1966’da Süleyman Demirel, kendisinden önce dönemin Devlet Bakanı Cihan Bilgehan’ın görüşme çağrısını “işim çok” diyerek reddeden Çorum Belediye Başkanı’nı görüşmeye çağırır. Belediye Başkanı o dönemde görüştüğü yetkililere Belediye’nin 54 işçinin ücretlerini ödemeye uygun bütçesi olmadığını, hükümetten iki buçuk milyon lira destek aldığı taktirde işçileri işe başlatacağını belirtir. 3 Eylül 1966 günü dönemin Çalışma Bakanı Ali Naili Erdem, Türk-İş Genel Sekreteri Halil Tunç ve Belediye Başkanı Kemal Demirer’in Başbakanlık Özel Kalem’inde yaptığı görüşme, Belediye Başkanı’nın 27 işçiyi başka işlerde başlatma ısrarı nedeniyle olumsuz sonuçlanır (Akyol, Miiliyet,1966j).

Bu gelişmelerin ardından Ankara’da görüşmelerini sürdüren Türk-İş yönetimi, hükümeti sürece dahil etmeyi başarır. Sendikanın ve kamuoyunun oluşan baskısı ile dönemin hükümeti ve Demirel gerçekleştirdikleri görüşmeler sonucunda Danıştay kararının uygulanması için yetki kullanır. Başbakan konuyla ilgili yaptığı açıklamada “ …Bir iş hukuku mevzuunda Hükümetin üzerine düşen vazifeler vardı. Bizim, Hükümet olarak üzerinde durduğumuz, meselenin bir hal şekline bağlanması için tavassutta, ricada bulunmak olur. Biz bunları yaptık Ümit ederim ki bir neticeye bağlanır ve bu mesele ortadan kalkar” der (Milliyet,1966k). Bu arada Çorum Belediye Başkanı Kemal Demirer ise daha önce işçilerin işçi statüsünün korunmasıyla sonuçlanan Danıştay kararının reddine ilişkin açtığı davanın reddedilmesine de itiraz eder. Ancak Danıştay kararının reddine itirazı kabul etmeyerek “…Danıştay içtihatları muvacehesinde kararın tavzihini gerektiren bir husus mevcut değildir. Bu sebeple tavsih talebinin reddine oybirliğiyle karar verildi” kararını 5 Eylül’de Çorum Belediye Başkanı Demirer’e gönderir (Milliyet,1966l). Danıştay kararlarına yapılan itirazların da reddedilmesinin ardından Çorum Belediye Başkanı, Danıştay kararını uygulayacağını açıklar. Türk-İş adına Genel Sekreter Yardımcısı Selahattin Erkap ve Genel-İş adına Genel Sekreter Hasan Okyar Çorum’a giderek Belediye Başkanı ile işçilerin eski işlerine alınması için bir protokol imzalayacaklarını açıklar (Akyol, Milliyet,1966m). Bu gelişmelerin ardından 14 Eylül 1966’da dört maddelik bir protokol imzalanır. Kemal Demirer, Selahattin Erkap ve Hasan Okyar tarafından imzalanan protokol maddeleri şöyledir:

  1. Emekli Sandığına tabi kadrolara geçmeyip işten çıkarılan 27 işçinin kayıtsız şartsız belediye bünyesindeki işlere alınması,
  2. Devlet Hastanesi raporu ile çalışamaz denilen 9 işçinin Sosyal Sigortalar Kurumuna sevk edilerek gerekli işlemin yapılması,
  3. İhbar verilen 10 işçinin ihbar ile beraber kıdem tazminatlarının ve toplu sözleşmeden doğan haklarının hesaplanarak derhal verilmesi,
  4. Mukavvat olarak istihdam edilen mevsimlik 8 işçi için bir ihtilaf bulunmadığı,

maddeleri 14.9.1966 tarihinde Çorum Belediye Başkanı Kemal Demirer, Türk-İş Temsilcisi Selahattin Erkap ve Genel-İş Sendikası Genel Sekreteri Hasan Okyar tarafından imzaya alınır. İmzalanan protokol ile işçiler Çorum’dan Ankara’ya, Ankara’dan İstanbul’a gerçekleştirdikleri, 34 gün 730 km süren yürüyüşlerine son vermiş ve Çorum’a dönmüşlerdir.

Çorum yürüyüşü sırasında Türk-İş’in yürüyüşü yeterince sahiplenmemesi Genel-İş Sendikası tarafından da 3. Dönem Çalışma Raporu’nda eleştirilir. “Anayasa yürüyüşü karşısında Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu’nun tutumunu pasif olarak nitelemekteyiz… Anayasa’nın öngördüğü hakları çiğneyen bir işveren ve idarenin tutumu karşısında Türk-İş’in takındığı tavırlar Türk işçisi açısından ümit verici görülmemektedir… ” (Genel-İş, 1967:171). Ancak söz konusu eleştirinin Türk-İş sendikaları ve üyelerine değil, Türk-İş Yöneticilerine olduğu vurgulanır. Genel-İş’in Türk-İş yönetimine eleştirisi Mart 1966’da gerçekleşen Türk-İş 6. Genel Kurulu’nda yönetimde çoğunluğu elde eden Adalet Partisi’ni destekleyen sendikacılara olur. “Bütün bunlara rağmen biz Türk-İş’i icra ve yönetim kurulları olarak değil, bünyesindeki yedi yüz bin işçiyi toplayan bir kuruluş olarak gördüğümüz içindir ki, yapılan hatayı konfederasyonun icracı ve yöneticilerinde bulmaktayız” ifadesi Çalışma Raporunda yer alır. (Genel-İş, 1967:171).

Türk-İş yöneticilerinin tutumuna rağmen Çorum yürüyüşü ciddi bir sendikal dayanışma çerçevesinde gerçekleşir. Dayanışma gösteren Ges-İş, Yol-İş, DYF-İş, Petrol-İş, Çimse-İş, Harb-İş, Ağaç-İş, Basın-İş, Lastik-İş, Sağlık-İş, Teksif ve Metal-İş sendikalarına Genel-İş Sendikası 3. Dönem Çalışma Raporu’nda teşekkür edilir (Genel-İş,1967;171).[19]

Sonuç

Çorum yürüyüşü, Türkiye’de işçilerin haklarını aramak için gerçekleştirdiği ilk uzun yürüyüştür. Çorum yürüyüşünün ardından uzun ve kitlesel yürüyüşler hem işçiler için hem de sivil haklar mücadelesi için bir eylem biçimi haline geldi ve seslerinin duyurulmasında etkili oldu. 1967 yılında Genel-İş üyesi Manisa Belediyesi işçilerinin Manisa’dan Ankara’ya “Anayasa Yürüyüşü”, 1991 yılında Zonguldak Maden İşçileri Sendikası üyesi işçilerin “Büyük Madenci Yürüyüşü” uzun ve kitlesel işçi eylemlerindendir. Bununla birlikte öğrenci hareketi ve siyasi partilere de uzun ve kitlesel yürüyüşleri bir eylem biçimi olarak kullandı. 1967 yılında özel okulların arka arkaya açılması nedeniyle mühendislik okuyan öğrenciler İstanbul’dan Ankara’ya yürüdü. 1968’de aralarında Deniz Gezmiş’in de olduğu devrimcilerin Samsun’dan Ankara’ya gerçekleştirdiği “Tam Bağımsız Türkiye İçin Mustafa Kemal Yürüyüşü” ve 2017’de Cumhuriyet Halk Partisi lideri Kemal Kılıçdaroğlu tarafından gerçekleştirilen “Adalet Yürüyüşü” Türkiye tarihinde önemli uzun ve kitlesel yürüyüşlerden oldu.

34 gün ve 730 km süren, “ölüm yürüyüşü”, “çıplak ayaklı yürüyüş”, “anayasa yürüyüşü” olarak adlandırılan Çorum Belediye işçilerinin yürüyüşü, Türkiye emek tarihinde ilk uzun yürüyüş olarak yer aldı ve işçilerin haklarının elde edilmesi ile sonlandı. Bir ilk olması açısından da sonrasında gerçekleşen yürüyüşlere öncü oldu. Bu yürüyüş sırasında dönemin ünlü halk ozanı Aşık İhsani yürüyüş sırasında işçiler için bir türkü besteledi;

“Ey sen Johnson Kemal,
Çorum’lu Ağa,
Medeni Kanun’u kaldırdın dağa,
Sendika var,
Tek işçiyi sokağa,
Keyfin için atamaz, atamazsın”

Aşık İhsani

Mine Dilan KIRAN: Kocaeli Üniversitesi, Sosyal Politika Doktora Öğrencisi.
ORCID: 0000-0001-7150-9312

Bu makale, Çalışma ve Toplum Dergisi 68. Sayısindan alınmıştır.  Hakemli  Dergide yayınlamıştır. ( Makale Geliş Tarihi:29.11.2019-Makale Kabul Tarihi: 18.05.2020)