Boykot Tartışması: Ekonomik Protestonun Siyasi Yansımaları

Türkiye’de son günlerde en çok tartışılan konular arasında CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in çağrısıyla gündeme gelen boykot yer alıyor. Boykotun nedenleri ve siyasi sonuçları kamuoyunda geniş yankı bulurken, bazı çevreler tarafından eleştirilmesi ve hatta “bölücülük” olarak nitelendirilmesi, tartışmanın boyutlarını daha da büyütüyor. T24 yazarı Çiğdem Toker’in köşe yazısında ele aldığı bu mesele, yalnızca ekonomik bir protesto olmanın ötesinde, seçme iradesinin gasp edilmesine karşı bir duruş olarak değerlendiriliyor.

1998 yılında yaşanan İtalyan mallarına yönelik boykot, Türkiye’nin yakın siyasi tarihindeki önemli boykot örneklerinden biri olarak öne çıkıyor. O dönemde, dönemin başbakanı Bülent Ecevit’in diplomatik baskısıyla Suriye’den ayrılmak zorunda kalan terör örgütü lideri Abdullah Öcalan’ın İtalya’ya sığınması, Türk kamuoyunda büyük bir tepkiye neden olmuştu. İtalya’nın, Türkiye’de idam cezası bulunduğu gerekçesiyle Öcalan’ı iade etmeye yanaşmaması, geniş çaplı bir ekonomik boykotun başlamasına yol açtı. Ticaret odaları, borsalar ve esnaf örgütlerinin de desteğiyle İtalyan ürünlerine karşı başlatılan bu protesto kampanyası, doğrudan iki ülke arasındaki ticaret hacmini ve turizm gelirlerini etkiledi.

Bugün, CHP lideri Özgür Özel’in çağrısıyla gündeme gelen boykot, farklı bir bağlamda şekillenmiş olsa da, vatandaşın ekonomik tercihlerini bir protesto aracı olarak kullanması açısından benzer bir karakter taşıyor. İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun diplomasının iptal edilmesi, ardından hukuksuz şekilde gözaltına alınması ve tutuklanması, muhalefet cephesinde büyük bir tepkiye neden oldu. Bu gelişmelerin ardından başlayan boykot dalgası, yalnızca İmamoğlu’na değil, aynı zamanda hukuksuzluğa ve seçme hakkının gasp edilmesine karşı bir duruş olarak görülüyor.

Ancak, boykota yönelik iktidar yanlısı çevrelerin suçlayıcı dili, tartışmayı farklı bir boyuta taşıyor. Çiğdem Toker’in yazısında da vurguladığı gibi, sosyal medyada “vatan haini”, “bölücü” gibi söylemlerle boykotun itibarsızlaştırılmaya çalışılması, vatandaşların ekonomik protesto hakkına bir saldırı niteliğinde. Boykotun milli olup olmadığı tartışması yapılırken, Türkiye’de enflasyon ve ekonomik kriz gibi sorunların yarattığı hasar göz ardı ediliyor.

Vatandaşın şiddet içermeyen bir protesto yöntemiyle tepkisini göstermesi, demokratik haklar çerçevesinde değerlendirildiğinde en meşru hareketlerden biri olarak kabul edilmelidir. Ancak, hükümet yanlısı bazı çevrelerin, ekonomik kayıpların önüne geçmek için bu tür eylemleri itibarsızlaştırma çabasına girdiği gözlemleniyor.

Sonuç olarak, kimseye zorla para harcatılamayacağı gibi, vatandaşın demokratik hakkı olan ekonomik protesto da engellenemez. Gelişmeler, önümüzdeki süreçte Türkiye’de siyaset ve ekonomi arasındaki gerilimi daha da artıracak gibi görünüyor.