AKP’li olmanın ‘maliyeti’ artıyor

AKP’ye üye olmak yakın zamana dek büyük ihalelerden pay kapmaktan yeğeni işe sokmaya kadar her kapıyı açan maymuncuk işlevi görüyordu. Bırakın memuriyette yükselmeyi TOKİ’den krediyle ev almak için bile AKP il başkanlıklarının kapısı arşınlanıyordu. Devletin tüm imkânlarının parti menfaatleri uğruna seferber edildiği 17 yılda AKP üye sayısını katladı. Şimdilerde ise üyelik meselesinde işler tersine dönmüş vaziyette.

23 Haziran İstanbul seçim sonuçlarının da tetiklemesiyle AKP’de yaşanan çatırdama ve altüst oluş parti üyeliklerine de yansıdı. İktidar partisi son 2 ayda 60 bine yakın üye kaybetti ve bu gidişle erime devam edecek. Çünkü AKP üyeliği eskisi kadar konforlu değil. Büyükşehir belediyelerini muhalefete kaptıran AKP’de pasta küçüldü, rekabet kızıştı. Parti oligarşisi kendi paylarından bir nebze olsun feragat etmeye yanaşmadığından tabanın payına düşen kırıntılara dahi göz koyuldu. Yolsuzluklar üst üste ifşa olurken, eski AKP’liler kendilerine yeni parti kurarken, Erdoğan ise bunları durduracak kadar güçlü görünmezken AKP’li olmanın “maliyeti” artıyor.

Rejimin üzerine inşa edildiği Erdoğan’a desteğin cumhur ittifakının gerisine düşmesi çok önemli bir gösterge. Erdoğan’a yüklenen muhafazakâr tabanın “birleştirici lideri” miti tarihe karıştı. Bülent Arınç vakası başta olmak üzere bugün AKP içindeki kavga ve belaltı vuruşlar izleyicilerin gözlerinin önünde cereyan ediyor. Bahçeli, iktidarın sözcülüğüyle yetinmeyip doğrudan AKP’nin “iç işlerine” müdahale ediyor. AKP’den kaçan seçmenin bir bölümünün kendine geldiğini gördükçe ittifaka daha dört elle sarılıyor. Ortaklık bittiğinde avantajlı çıkanın MHP olacağını hesaplıyor. Öyle ya da böyle sona yaklaşıldığını fark edenler ise gemiyi terk ediyorlar. Medya kamarasını boşaltanlar da var bürokrasiden filikaya atlayanlar da…

Bir sonraki dönemin hesapları Beştepe üzerinden yapılmaya başladı bile. Muharrem İnce’nin 2023’te yeniden aday olacağını açıklaması, İmamoğlu’na yakın isimlerin İnce’ye o rüzgârın dindiğini ima etmeleri boşuna değil. Muhalefetin ortak siyasi hedefi güçlendirilmiş parlamenter sisteme dönüş olarak belirlenmişken dönüp dolaşıp kim başkan olmalı noktasına gelinmesi akıllardaki soru işaretlerini arttırıyor.

Önümüzdeki günlerde memleketteki aktif siyasi parti sayısı son 15 yılın en üst seviyesine çıkacak. Sağ siyasetteki parçalanma öyle bir noktaya gelecek ki ortaya çıkan politik tablo 1990’ları dahi geride bırakacak. AKP’nin bu gidişata mâni olması ise imkânsız. Reel siyasette dengeler değişirken kendi konumunu kilit gören siyasi aktörlerin sayısı hızla artıyor. Akşener’in İyi Parti için iddiası bu yönde. MHP’nin çengeline direnen İyi Parti yalnızca siyasette kalıcı olmayı değil ittifak dengelerini belirleyerek pazarlık payını yükseltmeyi hedefliyor. Aynı tespiti Saadet Partisi için de yapmak mümkün. 1980 öncesinde Milliyetçi Cephe hükümetlerinde yer alan dönemin MHP ve MSP’si güçlerinin çok ötesinde devlette yer tutmuşlardı. Belli ki o hafıza hâlâ canlı.

Sağın bin parça olması beklenenin aksine Türkiye solu için kendiliğinden bir avantaj sağlamıyor. CHP’nin sıkıştığı yerden çıktığı, tabanda bir canlanma olduğu, bunun parti üyeliklerine de yansıdığı doğru. Ancak CHP, AKP’nin ülkeyi sağcılaştırma projesinin etkisinden kurtulmuş değil. Siyasetinin kırmızı çizgilerini hâlâ çoğunluğun “muhafazakâr” olduğu varsayımından hareketle belirliyor. Seçkincilik ve dinsizlik ithamlarına maruz kalmamak için tepkilerini frenliyor, kimi zaman bunu toplumda iktidara yönelik oluşmuş haklı öfkeyi bastırarak yapıyor. Hal böyle olunca devletin tarikatlar için seferber olması ya da cemaatlerin bürokrasiyi parsellemesi gündemin ilk sırasına konmuyor.

CHP yöneticilerinin bir kısmının İyi Parti ve Saadet ile iyi ilişkiler kurarken ısrarla sol/sosyalist siyasetle mesafeyi korumak istemesi de aynı siyaset okumasının bir neticesi. Halbuki demokrasinin yalnızca sandık olmadığını ifade eden CHP’lilerin iktidarın geriletilmesinde sol/sosyalist öznelerin çabasını daha hakkaniyetli bir biçimde değerlendirmesi, soldaki politik tartışmalara kulak vermesi gerekiyor.

Ortada bir gerçek var. “İş bilir” diye özel sektörden getirdikleri bakanlar bir çuval inciri berbat etti. Hızlanacak dedikleri bürokratik mekanizmalar rutin işlerini dahi yapamayacak noktaya geldi. İstikrar vaat ettikleri yerde parçalanmış sağ siyaset ve MHP güdümünde bir iktidar ortaya çıktı. Kabine revizyonuyla, birkaç yasayla düzelmeyecek bir enkazdan söz ediyoruz. Bunların hepsinin arkasında ucube başkanlık sistemi yatıyor. O değişmeden memleketin belini doğrultması mümkün değil.

 

Güven Gürkan ÖZTAN

İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü mezunudur. 2009 senesinde Türkiye’de Çocukluğun Politik İnşası isimli doktora tezi ile Sosyal Bilimler Enstitüsü bünyesine doktora yapmıştır. Bu tez çalışması, İ. Bilgi Üniversitesi yayınlarında (2011) aynı isimli ile kitaplaşmıştır. Makaleleri Toplum ve Bilim, Doğu-Batı, Dipnot, Düşünen Siyaset,Eğitim-Bilim-Toplum gibi dergilerde yayınlanmıştır.

Yazarın sayfamızdaki diğer yazıları