Afganistan neden Afganistan olmadı…


İskender Hindistan seferine çıkar. Birer ikişer önüne gelen orduları hızla yenip bir dağın eteğine ulaşır. Dağın başında zorlu bir kabile beklemektedir İskender’in ordularını. Bahar, yaz sonbahar, yenemez İskender dağlıları. Kış bastırmak üzeredir. En iyisi dağın etrafından savuşup gidelim der, almasak da olur bu dağı. Fıkra bu ya, o dağın tepesindekiler Peştulardır. Bugün Peştular İngiltere, Rusya, SSCB’den sonra Amerika’yı da ‘bir daha mı, illallah’ dedirterek evine gönderdi. Peştuların bundan sonraki fazı, birbirlerine düşme fazıdır. SSCB’nin ülkeyi terketmesinden sonra, kurulan Rabbani Hükümeti’nin akibeti bekliyor Taliban’ı. O zamanların birleştirici gücü Şah Mesud gibi bir kahramanı da yok Taliban’ın.

Afganiyat çalışmalarında araştırmacıları meşgul eden temel sorun budur. Neden bir Afgan kimliği kurulamıyor, neden Afganistan tarihi bu kadar iç çatışmalarla dolu? Bu soruya dış müdahaleler, etnik çeşitlilik, kaynak yetersizliği, az gelişmişlik, kabile ile ulus devlet arasındaki çatışma, ülkenin coğrafik olarak parçalanmışlığı gibi faktörlerle açıklama getirilir. Bunların tümünün bir şekilde açıklayıcı gücü olduğu kesin. Bununla birlikte, daha derin, daha kültürel açıklama girişimleri Afganistan’a özgü Peştu kabile kültürü, İslam‘ın farklı temsilleri (ulema-kitabi islam-sufi islam çatışması, bunlara eklenen siyasi islam) ve seküler iktidar (emir, sultan, han, devlet başkanı, başbakan, hizip lideri) arasında örtüşmeyen farklı değer sistemlerinin, inanışların, pratiklerin yattığını söyler. Dış müdahaleler bunlarla birlikte anlamlıdır. Bunlardan bağımsız değildir, semiyotik bir ilişki içerisindedir.

Durani Peştu kabilesi Afganistan’ı 1700’lerin ortasından 1978 Halk-Perçem ihtilaline kadar yönetmiştir; Abdurrahman Han, Amanullah, Zahir Şah veya Davud Han Duraniydi. Seküler lider şeref koduyla Peştu kabile konfederasyonunun Durani kabilesine bağlıydı. Modernleşme, milliyetçilik, reformlar Peştu kabile kültürü ile örtüştürülebildiği kadar, yani namus ve şeref ile bağdaştırılabildiği, bu dili konuşabildiği oranda kabul gördü. 1970’lerin devrimcileri, Halk-Perçem liderleri Hafizullah Amin de Peştu’ydu, Taraki’de, Karmal’da. Devrim Peştuların devrimiydi. Devrimcilere ve SSCB müdahalesine direnişi örgütleyen Rabbani ve öğrencisi Mesud Tacik’ti, ikisinin temsil ettiği Sufi islam anlayışı ile çatışan, Mesud gibi Rabbani’nin öğrencisi Hekmetyar Peştu’ydu, Gilzay. Hekmetyar’ın temsil ettiği radikal islamcı görüş, komünist avından zamanı kalırsa Mesud ve yandaşları ile çatışıyordu. Hekmetyar Mesud’u defalarca öldürmeye çalıştı 1970’lerde. Sovyetlerin çekilmesinden sonra kurulan sufi islamcı Rabbani hükümetine karşı da Kabil’i kuşatmada tuttu yıllarca. Tam ki, Taliban vahabi anlayışıyla Peştular arasında daha derin bağlar kurana kadar. Bu sekteryan çatışmaların içinden doğan Taliban, aslında Taciklerin elinden alıyordu iktidarı, ülkenin asıl sahibi Peştular olarak. İslam kabile aidiyetinin aracıydı. Kabile aidiyetini aşkın, Afganları İslam etrafında birleştirmesi düşünülen Taliban İslamı kabile aidiyetine boğazına kadar gömülüydu ve Sufi İslam’la, Rabbani veya Mesud’un inandığı İslam’la ortak pek bir noktası yoktu. Peştu kabile şerefi ve namusunun İslam’la sentezi. Taliban’ı deviren Amerika’nın özenle herkesi içine alacak şekilde kurduğu koalisyonun başına Popalzay Peştu, Karzai getirildi. Savunma bakanlığına, öldürülmeseydi Tacik Mesud getirilecekti. Başka bir Tacik’e verildi savunma bakanlığı. Dostum’la Özbekler, Herat Hanı İsmail Han’la Farsiler koalisyona dahil edildi. Karzai hükümetinde de bu farklı anlayışlar sürekli çatışma halinde oldu. Peştu kültürü, sufi islam, siyasi islam, seküler otorite ve müdahaleci devletler. Yerine gelen Eşref Gani Gilzay Peştu’ydu, Necibullah gibi. Eşref Gani Karzai’den görevi aldığı zaman tüm etnik grupları, tüm silahlı güç sahiplerini bir araya getirelim ortaya bir Afganistan çıksın teorisi çoktan iflas etmişti. Peştu kabile şerefi ya da namusu, siyasi, vahabi ve sufi islam’ın birbiriyle uyuşmayan dünya görüşleri, bunların üzerine bina edilmeye çalışılan seküler han-sultan-kral- emir-devlet başkanı-cumhuriyet-millet,-sosyalizm gibi yeni formlar, dış müdahaleler, geleneksel çatışmaların üzerine giydirilen ve o çatışmalarla bütünleşen, o fay hatlarını derinleştiren modern ideolojiler, pratikler, tüm bu farklı değerler sistemlerinin derin ahlaki, felsefi çatlaklar, çatışmalar yaratması ile sonuçlanmıştı. Yüzyıllar sonra gelinen noktada, bir Afganistan’ın olmaması, olmasından çok daha pratik, çok daha gerçekleştirilebilir ve çok daha doğal.