Yeni bir anayasal sistem gerekli

Yaklaşık 140 yıllık ağır aksak yürüyen parlamenter sistem deneyimi tartışılmadan ve gerekli dersler çıkarılmadan 16 Nisan 2017’de yapılan anayasa değişiklikleri ile terk edildi.  24 Haziran 2018’de yapılan cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçimleriyle Türk tipi denilen Üniter başkanlık sistemine geçildi. Ancak daha üzerinden bir yıl geçmeden başkanlık sisteminin zaafları ve siyaseten yarattığı tıkanıklıklar tartışılmaya başlandı. Anayasa uzmanları ile siyaset bilimcileri daha önceki uyarılarını yeniden dillendirirken, devrimci ve demokratik siyaset şu ikileme yanıt aramak zorunda: Eski sisteme mi dönmeliyiz, yoksa yeni bir sistem tartışması mı yapmalıyız?

Kendi tarihsel dinamiklerine ve egemenlik ilişkilerine göre oturmuş yapılar dışında, dünyada sistem değişiklikleri yapan yeniden ülke örnekleri var. 31 Mart yerel seçimlerinden sonra Türkiye’de mevcut sistemin revize edilmesi veya yarı başkanlık sistemine geçilmesi gibi yeni düzenlemelerden söz ediliyor. Bu konuda AKP ve CHP kurmalarının kapalı ardında tartışmalar yaptığı kamuoyuna yansıyor. Asıl amacı emperyalizmin ve onunla işbirliği halindeki egemen sınıfların çıkarlarını koruma ve kollama amacı taşıyan sistem tartışmasına emekçi sınıfılar, ezilenler ve dışlananlar adına müdahil olmalıyız. Sorunu ne parlamenter sisteme yeniden dönülmesi ne de başkanlık sisteminin revize edilmesi şeklinde değil, yeni bir anayasal sisteme geçilmesi olarak ele almalıyız?

Türkiye’nin siyasal, toplumsal ve tarihsel dinamikleri konunun bir anayasa sorunu olarak ele alınmasını gerektiriyor. 23 Aralık 1876 yılında kabul edilen Kanun-u Esasi’den başlayan ve günümüze kadar devam eden süreçlerde Türkiye’nin anayasa yapma geleneğini,  toplumun anayasa algısını, anayasa yapma tarzını ve askeri müdahaleler ile yapılan sistem revizyonlarını sorgulamalıyız. Bu bakımdan Türkiye’nin ulusal, sınıfsal, cinsel, etnik, kültürel, inançsal dinamiklerinin de taleplerini içeren  çok kimlikli, çok kültürlü ve çok inançlı toplumsal yapının önünü açacak anayasal sistem için bazı ilkelerden söz edebiliriz.

Bir toplum sözleşmesi olan anayasaların esas olarak toplumsal ilerlemeye ayak uydurması gereklidir. Anayasalar toplumun ilerlemesinin önüne engel olmak için değil, toplumun ilerlemesinin/gelişmesinin önünü açmak için değiştirilmelidir. Bu amacın gerisinde kalan anayasa ve yasaların bir anlamı olamaz.

Anayasalar bir siyasal rejimin ilişki ve işleyişini belirleyen kurallar bütünüdür. Bu bakımdan rejim değişikliğine neden olabilecek düzeyde radikal değişiklikleri içeren yeni özgürlükçü ve demokratik yeni bir anayasaya ihtiyaç vardır. Böyle bir anayasa ise temsil yeteneği olmayan bir meclisle değil, görevi sadece anayasa yapmak olan ve toplumun bütün kesimlerinin seçilmiş temsilcileriyle oluşan bir Kurucu Meclis aracılığıyla yapılmalıdır.

Türkiye’nin devrimci ve demokratik tarzda yeniden yapılanmasına yol açabilecek böyle bir anayasa her şeyden önce, demokratik hak ve özgürlüklerin evrensel ilkelerini içermelidir. İktidar, askeri ve sivil bürokratik aygıtların elinden alınarak halkın seçilmiş temsilcilerine verilmelidir. Temsilcilerin hiç bir ayrıcalıkları olmamalıdır.

Yürütmenin, yasama ve yargı üzerindeki egemenliğine son verilmelidir. Genel ve Yerel Meclisler, iktidarın kaynağı haline getirilmeli, merkezi ve yerel bürokrasinin bu meclisler üzerinde hiçbir yetkisi ve denetimi olmamalıdır. Halk Meclislerine seçilenler, seçenler tarafından gerektiğinde geri çağrılabilmelidir.

Parlamento ve hükümetin üstünde bulunan Milli Güvenlik Kurulu’un anayasal statüsüne son verilmelidir. Yasama ve yargı denetimi dışında kalan MIT, JITEM, Özel Tim, Özel Harekat, Özel Harp Dairesi gibi tüm anti terör örgütleri lağvedilmelidir. Devlet görevlilerinin yargılanmalarını ayrıcalıklı hale getiren Memurin Muhakemat-ı Kanunu kaldırılmalıdır.

Barış ve kardeşlik ortamında eşit ve özgür bir toplumsal hayatın oluşabilmesi için, işçilerin, emekçilerin ve tüm ezilenlerin politik yaşama etkin katılımı sağlanmalıdır. Ekonomik karar ve planlama süreçleri, çalışan ve üreten çoğunluğun iradesine dayanmalıdır. Her alanda ve her düzeyde söz, yetki, karar çalışanların olmalıdır. Emekçilerin ekonomik örgütlenme, grev, toplu sözleşme ve sendikalaşma haklarını gerçekleştirmesinin önündeki bütün engeller kaldırılmalıdır.

Siyasi partiler, dernekler ve sendikalar yasası, seçme, seçilme, toplantı ve gösteri, basın ve yayınla ilgili bütün yasalar yeniden düzenlenmelidir. Siyasal suç kavramı ortadan kaldırılmalı ve Terörle Mücadele Yasası bütün hükümleriyle iptal edilmelidir.

Militarist anlayışın kaynağı olan askeri otorite, kayıtsız şartsız sivil otoriteye tabi olmalıdır. Bu bağlamda ordunun bugünkü devlet sistemi içindeki özerkliğine son verilmelidir. Silahlı Kuvvetlerin Kuruluş ve Teşkilat Yasası, İç Hizmet Yasası yeniden düzenlenmelidir. Askeri müdahale dönemlerinin tüm uygulamaları iptal edilmeli, yargılamalar geçersiz sayılmalı, idam edilenlerin itibarları iade edilmelidir. Askeri müdahalelerin sorumluları yargılanmalıdır. Zorunlu askerlik kaldırılmalı, vicdanı ret hakkı tanınmalıdır. Askeri harcamalar azaltılmalı ve asker sayısı düşürülmelidir. Orduya iç güvenlikle ilgili herhangi bir görev verilmemelidir.

Devlet dine ve inanca müdahale etmemelidir. Devlet bütün dinler, mezhepler ve inançlardan kendisini ayırmalıdır. Din ve devlet işleri birbirine karıştırılmamalıdır. Diyanet İşleri Başkanlığı lağvedilmeli ve dinle ilgili her şey devlet kayıtlarından silinmelidir. Nüfus cüzdanlarından dinle ilgili bölüm çıkarılmalıdır.

Din eğitimi ve öğretimi, ibadet yerlerinin yapımı, bakımı, onarımı, dinsel eğitim fonları ve kadrolarının sağlanması mezhep, cemaat ve kişilerin kendilerine bırakılmalıdır. Tüm devlet okullarında din eğitimi dersleri kaldırılmalıdır. Laik ve bilimsel eğitim kamuya ait bütün öğrenim kurumlarında zorunlu olmalıdır. Anadilde eğitim hakkı herkes için ve tam olarak sağlanmalıdır.

İnanç özgürlüğü, din, mezhep, tarikat ve inanmama özgürlüğü olarak tanınmalıdır. İnsanlar ibadet, inanış, giyim ve yaşam tarzlarında tam serbestliğe sahip olmalıdır. Hiç kimse şu ya da bu farklılığından dolayı ayrıma tabi tutulmamalıdır.

Tüm yerel yönetimler o birimlerde yaşayanların oluşturacağı yerel meclislere bırakılmalıdır. Yerel meclisler, yerinden yönetim olarak halk egemenliğinin kurulduğu ve demokratik biçimde halkın kendini yönettiği gerçek iktidar organları olmalıdır.

Kentlerdeki tüm ekonomik, kültürel ve tarihsel değerler yerel topluluğun korumasına ve kullanımına devredilmelidir. Merkezi hükümet bağlı il ve ilçe düzeyindeki tüm devlet daireleri lağvedilmeli ve tüm yetkileri ile birlikte yerel iktidar organlarına dönüştürülmelidir.

Kürt sorununun adil ve demokratik siyasal çözüm yollarının serbestçe tartışılmasını önleyen yasal ve idari engeller kaldırılmalıdır. Demokratik bir ortam oluştuktan sonra, Kürt halkının kendi geleceğini özgürce belirlemesinin demokratik imkanları yaratılmalıdır.

 

Yazarın sayfamızdaki diğer yazıları