Öğrenmeyeceğim Çaresizlik!

“Bugün kavga ve hoşgörüsüzlükle beslenen, ağızdan salyalar akıtarak halka, siyasete ve kendi gibi düşünmeyen herkese saldıranlara tahammülü kalmayan bir halk vardır. Bu seçimde alınan sonuç demokratik özlemler içerisinde olanların zaferidir.”

 “Öğrenilmiş çaresizlik, kişinin herhangi bir durumda çok sayıda başarısızlığa uğrayarak, bir şey yapsa da hiçbir şeyin değişmeyeceğini, olayların kendi kontrolünde olmadığını, o konuda bir daha asla başarıya ulaşamayacağını düşünüp, bir daha deneme cesaretini kaybetmesidir.

Öğrenilmiş çaresizlik, geçmişteki acı deneyimlerden çıkarılan negatif şartlanmaların bugünkü davranışları belirlemesidir.”

Martin Seligman’ın “Kaçış grubu”, “Boyunduruk grubu” ve “Kontrol grubu” adı altında üç gruba ayrılmış 24 köpek ile yaptığı deneyle ortaya koyduğu teoridir. Kabaca şöyledir deney;

Kaçış grubundaki köpeklerin ayaklarına elektrik şoku verilmiştir. Odada bulunan bir paneldeki butona basarak elektrik akımını kesmek mümkündür. Bu gruptaki köpekler, kısa süre içerisinde butona basmayı öğrenmiş ve şokun süresini azaltmışlardır.

Boyunduruk grubundaki köpeklere de aynı şok uygulanmıştır. Ancak bu gruptaki köpekler, butona bassalar dahi akım kesilmeyecek biçimde ayarlanmıştır. Önce köpekler butona basmayı denemişler fakat belli deneme sonunda denemekten vazgeçmişlerdir.

Kontrol grubundaki köpekler de benzer odadadır fakat onlara elektrik şoku verilmemektedir.

Öğrenme sürecinden sonra köpeklerin hepsi toparlanıp, kısa bir çit ile iki bölmeye ayrılmış bir alana götürülmüş ve köpeklerin hepsine elektrik şoku verip, çitten karşıya atlamaları beklenmiştir.

Yapılan 10 denemenin sonucunda durum şudur;

Boyunduruk grubundaki 8 köpeğin 6’sı hiç bir şekilde çitin karşısına atlamamıştır.

Kaçış ve Kontrol grubundaki köpekler ise, çitin karşı tarafına atlamışlardır.

Aradan bir hafta geçtikten sonra, köpekler yine bu çitle ayrılmış alana getirilmişler. Deney tekrarlanmıştır ve Boyunduruk grubundaki 8 köpeğin 5’i, tepkisiz kalmış ve çiti geçmek için eylem yapmamıştır.

Yani özetle bu sonuca şöyle bakabiliriz… Öğretilmiş çaresizlik görünmeyen prangalardır…

Ya da şöyle bakabiliriz… Ne kadar öğretirsen öğret, 8 köpeğin üçü öğrenmez… Ve onları kontrol edemezsin.

Ben öğrenmeyen köpeklerden biriyim…

Vazgeçmeyi, bitti kelimesini, yenildim demeyi, depresyona girmeyi hiç sevmem… Bunu hisseden çok insan olduğunu da bilirim. Direnmek ve çaresizliği öğrenmemek gerekir.

ÇÜNKÜ BU MEMLEKETİ GEÇMİŞTE BUNU ÖĞRENMEYEN BİRİLERİ İŞGALDEN KURTARDI…

Faşizan yönetim ve kişiliklerin, büyük devletlerin kendi yurttaşları üzerinde uyguladıkları yöntem budur. Kişiler başlarına gelenlerden kurtulamadıklarını düşünmeye başladıkları andan sonra onlara şans verseniz de kaçmamakta ya da bu durumu değiştirecek hareketlerde bulunmamaktadırlar. Bu genelde başarılı bir yöntemdir. Çünkü insanlar bu tür devlet teröründen, bu terör yok olsa ya da yok edilme ihtimali doğsa da üzerlerine serpilmiş atalet duygusundan çok zor kurtulmuşlardır…

Devasa süper egolar karşısında atıl kalmak çok benim yapabildiğim bir şey değildir… Ama genel yaklaşım budur…

“- Artık ne yapılır ki, işte olanları görüyorsunuz.

  • Biz ne yapsak olmuyor, hep onlar kazanıyor.

  • Bizden bir şey olmaz. Biz yapamıyoruz.”

Çünkü insan, kafese kapatılmış deney hayvanından çok farklı bir canlı değildir.

Bu topluma yüzyıllar boyunca “öğrenilmiş çaresizlik” aktarılmıştır.

Din için “kul”, üst için “köle” olmak öğütlenmiştir.

Bu toplumun insanı yaşamına kendi iradesinin yön verebileceğine özünde inanmaz.

Her şeyini kaderin belirleyeceğine inanır ve kabullenir.

KANIMCA ATATÜRK’ÜN ASIL MÜCADELESİ BU ÜLKENİN İNSANINI BİREY YAPMAKTIR…

“Bir şeyin imkânsız olduğuna inanırsanız, aklınız bunun neden imkânsız olduğunu size ispatlamak üzere çalışmaya başlar. Ama bir şeyi yapabileceğinize inandığınızda, gerçekten inandığınızda, aklınız yapmak üzere çözümler bulma konusunda size yardım etmek için çalışmaya başlar.”

ASLA PES ETMEMEK BİR SEÇİMDİR… ASLA VAZGEÇMEMEK… KANININ SON DAMLASINA KADAR İNANDIĞIN ŞEYLER İÇİN MÜCADELE ETMEK…

MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’e de eminim birileri;

“-bırak abi, sen mi kurtaracan memleketi demiştir…”

SON SEÇİM SÜRECİNDE N ŞU DERSİ ÇIKARMAK LAZIMDIR BELKİ DE, DÜNYA VAZGEÇSE BU VATAN İÇİN MÜCADELE EDEN İNSANLAR VARDIR… 

VE DAHA ÇOK ÇALIŞMAK… DAHA ÇOK MÜCADELE… DAHA ÖRGÜTLÜ MÜCADELE GEREKLİDİR.

KAYBETTİN DENDİĞİNDE VAZGEÇMEYEN BİRİLERİ BUGÜN BU ÜLKEYE UMUT DUYGUSUNU TEKRAR HİSSETTİRDİ…

ÖĞRETEMESİNLER BİZE ÇARESİZLİĞİ…

UNUTMAMAK LAZIM…

Birileri “ haklısın abi ben mi kurtaracam”

Deseydi zaten MEMLEKETİM olmazdı…

Bu yaşanan sürecin bir başlangıç olmasını diliyorum. Ancak o zaman gerçekten bu toplum değişime doğru yön değişebilir. İsraf düzeni denilen, aslında yıllardır halkın cebinden çalan insanların yönetimlerde olması sadece bir partinin sorunu değildir. Temiz siyasetin başladığı nokta her partinin kendi içinde doğru insanları yönetim kadrolarına taşımasıyla başlar. Liderlik vasfından yoksun insanlarla ne seçim kazanılır ne de yol alınır. Bir partinin lideri olmak bir öngörü, fikir ve duruş pozisyonudur. Hâkimiyet ve kararlılık gerektirir. Ve bir lider hangi koşulda olursa olsun doğru duruşunu korur. İçerde ya da dışarda, yetkiliyken ya da yetkisizken… Kitlesi olmayan, kitleler tarafından desteklenmeyen insanlar lider değildir.

Ve liderlik bir konum değildir bir durumdur.

İstanbul’da koltuk uğruna, kendi maddi ve bencil kaygılarıyla özgürlüğümüzü, ekmeğimizi, geleceğimizi, huzurumuzu çalmaya çalışanların faşizmi yenilmiş, direnen halk kazanmıştır. İstanbul halkının sömürü, talan, yağma ve ayrımcılık politikalarına karşı ortak zaferidir. Halkın birleştiği hareketlerde liderin görevi halka ihtiyacı olan gücün kendinde olduğunu hatırlatmaktır. İşte o nedenle bu süreç doğru yaşanmıştır.

Bugün kavga ve hoşgörüsüzlükle beslenen, ağızdan salyalar akıtarak halka, siyasete ve kendi gibi düşünmeyen herkese saldıranlara tahammülü kalmayan bir halk vardır. Bu seçimde alınan sonuç demokratik özlemler içerisinde olanların zaferidir.

“UMUTSUZ DURUMLAR YOKTUR, UMUTSUZ İNSANLAR VARDIR.

BEN HİÇBİR ZAMAN UMUDUMU YİTİRMEDİM.”

MUSTAFA KEMAL ATATÜRK

Yazarın sayfamızdaki diğer yazıları