Soykırım nedir, ne değildir

Yurdum insanı, bir yanlışı başka bir yanlışla aklamayı çok seviyor. Nitekim, Biden’in Ermeni Soykırımı’na dair açıklamasından sonra da aynı şey oldu. En tepedekinden en aşağıdakine kadar milyonlarcası, “Amerikalılar da Kızılderililere soykırım yaptı,” diyerek Ermeni Soykırımı’nı normalleştirmeye çalıştı.

Evet, elbette ki Amerikalılar da Kızılderililere soykırım yaptı; ama bu acı gerçek, senin tarihindeki soykırımı ve soykırım kalkışmalarını haklı mı çıkarıyor? Kızılderililer de Aborijinler de Yahudiler de Ruandalılar da Pontus Rumları da Çerkezler de Ermeniler de soykırıma uğradı. İnsanlık tarihi boyunca saymakla bitiremeyeceğimiz sayıda halk, tamamen kirli politik hesaplarla soykırıma uğratıldı. Vahim olan, soykırımcı ulusların halihazırdaki sıradan bireylerinin, atalarının işlediği insanlık suçlarıyla yüzleşememe sorunudur. Daha da vahimi ise bu insanların, dünyanın herhangi bir yerinde soykırıma uğrayan halk kendi dinî inançlarından olduğunda sergilediği çifte standartlı tutumdur.

Evet; her ülkenin başka bir ülkenin soykırımını kabul edip, kendisininkini yok saydığı; geçmişte, bugün Biden gibi Ermeni soykırımını tanıyıp da kendi soykırımlarının lafını bile etmeyen Fransa gibi ülkelerin, bu bağlamda oportünistlik yaptığı kesinlikle doğrudur ve/fakat politikanın kirli ayak oyunlarının gerçekleri değiştirmediği, bundan çok daha önemli biri olgudur.

Yanlışları başka yanlışlarla aklamak cahiller, güdük akıllılar, ırkçı ve yobaz faşistler söz konusu olduğunda anlaşılabilir; ne var ki kendini aydın sol-sosyalist olarak tanımlayan kişilerin asla böyle ucuzluklarla işi olmamalıdır.

Olguya dair doğru tahlillerde bulunabilmek için öncelikle “soykırım” kavramının ne olup ne olmadığını çok iyi anlamak gerektiğini düşündüğüm için yazımın geri kalanında konuya dair çifte standartlı politik yaklaşımlardan örnekler verip, sonra da kısaca kavramın teknik boyutuna değineceğim.

Yıl 2013. 27 Şubat tarihinde MHP milletvekili Sinan Oğan, 1992 Karabağ Savaşı esnasında 613 Azerî Türkünün Ermeni milisler tarafından işkence ile öldürüldüğü iddia edilen Hocalı Katliamı’nın 21’inci yıldönümünde katliamın “soykırım” olarak nitelendirilmesi için bir meclis önergesi verdi.

MHP ve CHP milletvekillerinin tamamı tarafından kabul edilen bu önerge, AKP tarafından reddedildi; gerekçe olarak da, “Soykırım sözcüğünün parlamentoya girmesi yanlıştır. Hocalı’yı Soykırım olarak tanımlamamız, uluslararası arenada Ermeni Soykırımı iddiaları ile ilgili elimizi zayıflatır,” şeklinde bir ifade kullanıldı.

Yıl 2015: Doğu Perinçek’in İsviçre’deki bir konferansında sarf ettiği “Ermeni soykırımı yoktur,” cümlesini ırkçılıkla yargılayan ve suçlu bulan İsviçre mahkemesinin kararı, AİHM tarafından “düşüncenin ifadesi özgürlüğünü ihlal ettiği,” gerekçesiyle bozuldu.

Evet, bence de düşüncenin ifadesinin özgürlüğü hakkı çerçevesinde haklı bir karardı; fakat Perinçek bu kararın üzerine boy boy zafer pozları verdi ve olayı sanki AİHM’den “Ermeni Soykırımı Yoktur” şeklinde bir karar çıkmış gibi çarpıtarak lanse edip, zafer nutukları çekti.

Ardından da daha iki yıl önce yukarıdaki çifte standarda imza atarak 603 Azeri Türkü’nün bir sıcak savaş esnasında nasıl gerçekleştiği halen tartışmalı olan bir çatışmada katledilmesi olayının “soykırım” olarak tanımlanmasına dair meclis önergesine kabul oyu vermiş bulunan Kemal Kılıçdaroğlu sahneye çıktı ve aynen Perinçek’in yaptığı gibi, kamuoyuna sanki “AİHM’in kararı düşüncenin ifadesi özgürlüğüne dair bir karar değil de Osmanlı’nın Ermeni Soykırımı yapmadığına dair bir kararmış” gibi yansıtarak, aşağıdaki sözlerle Perinçek’i kutladı:

– “Son derece memnunum. Sayın Doğu Perinçek’i kutluyorum. Çok önemli bir çalışma yaptı. Çok önemli bir başarı sağladı. Türkiye kendisine minnettardır.”

Yani ki bizim ülkücü faşistlere, dinci faşistlere ve solcu faşistlere göre 1.5 milyon Ermeni’nin ancak ve ancak bir devlet plânı ve politikasıyla gerçekleştirilebilecek boyuttaki ve şiddetteki katliamı soykırım değilken, 603 Azerî Türkü’nün sıcak bir savaş esnasında elbette ki hepimizin büyük bir acıyla hatırladığı ve lanetle kınadığı; ancak soykırımla uzak yakın ilgisi olmayan bir şekilde katledilmesi soykırımdı.

En vahimi, 1.5 milyon Ermeni’nin yağmalandığı ve soyunun bitirilmesine kast edildiği; öyle ki bu soykırım sonucunda Osmanlı’nın bütçesinin sağ tarafına sıfır üstüne sıfır eklendiği bir insanlık suçunu soykırım olarak nitelemeyip, 603 Azeri Türkü’nün bir savaş esnasında katledilmesinin soykırım olarak tanınması önerisinin altına imza atan bu kirli politikacılara ve ırkçı faşist zihniyetlerine sürekli “faşizmi geriletecek” can simitleri olarak sarılınıyor olması…

Yazımın bundan sonraki kısmında soykırımın ne olup ne olmadığına dair çeşitli kaynaklardan harmanladığım sade ve özet bir açıklamaya yer vereceğim. Bu açıklamanın dikkatle okunmasını ve insana yakışmayan çifte standartlarla, fikir zannedilen ön yargıların gözden geçirilmesini temenni ediyorum.

Temenni ediyorum; çünkü yazdıklarım biraz sağduyu sahibi olanların gözlerindeki perdeyi kaldırıp, zihinlerindeki kavram karmaşasını düzeltecek ve hatta halihazırdaki T.C. ve Ortadoğu konjonktürünü biraz daha doğru okumalarını sağlayacaktır.

Elbette ki Ermeni, Kürt, Türk, Alevi, Boşnak, Azerî, Arakanlı, Suriyeli, bütün halklara uygulanan bütün katliamları lanetliyoruz; ne var ki kavramları doğru kullanmakla da yükümlüyüz. Bir katliama “soykırım” denilebilmesi için o katliamın aşağıda tariflenen boyutlarda olma, tanımlanan güçler tarafından işlenme ve sayılan aşamalardan geçerek, sıralanan unsurları taşıma; şayet taşıyorsa da artık “katliam” ifadesiyle hafifletilmeden “soykırım” diye tanımlanma zorunluluğu vardır.

Soykırım nedir?

Acilen duygusal yaklaşmaktan vazgeçilerek yüzleşilmesi gereken hukukî bir terim olan soykırım, herhangi bir etnik kimlikten insanların belli bir coğrafyadaki soyunu tüketmek için yapılan toplu katliamlara denir.

Bir eylemin soykırım olarak adlandırılabilmesi için, “yaratılmış bir programa” ve bu programı gerçekleştirmek için “içsel bir mekanizmaya” ihtiyaç vardır.

Bu da soykırımı bir “devlet suçu” haline getirir.

Çünkü bu anlatılanlar, sadece devletin sahip olabileceği ayrıcalıklarlardır.

Önemli olan, fiili gerçekleştiren değil, eylemi plânlayıp örgütleyendir.

“Katliam eylemlerini gerçekleştiren kişiler devletin herhangi bir kademesiyle ilişki içerisinde olup yönlendiriliyorlarsa, her ne kadar devlet görevlileri faaliyette bulunmamışlarsa da sözü edilen fiil soykırım eylemi olarak kabul edilir.”

“Aynı ithamlar devletle ilişki içerisinde oldukları kanıtlanmış karanlık güç odaklarının veya terör örgütlerinin uygulamaları için de geçerlidir.”

SOYKIRIMIN AŞAMALARI

1- SINIFLANDIRMA: İnsanlar “bizler ve onlar” diye bölünür.

“Bu erken aşamada alınacak başlıca önlem, ayrımları aşacak evrensel kurumlar geliştirmektir.”

2- SİMGELEME: “Nefretle birleştiği zaman simgeler, dışlanan grubun gönülsüz üyelerine dayatılabilir.”

“Simgelemeyle mücadele için nefret simgeleri ve sözleri hukukî olarak yasaklanabilir.”

3- DEHÜMANİZASYON: “Bir grubun üyeleri diğer grubun insanlığını inkâr eder. İnsanlığı inkâr edilen grubun üyeleri hayvanlar, parazitler, böcekler ya da hastalıklarla özdeşleştirilir.”

“Yerel ve uluslararası liderler nefret söyleminin kullanımını lanetlemeli ve kültürel olarak kabul edilemez ilan etmelidir. Soykırıma teşvik eden liderlerin uluslararası yolculukları yasaklanmalı ve yurt dışı finans kaynakları dondurulmalıdır.”

4- ÖRGÜTLENME:

“Soykırım her zaman örgütlüdür. Özel ordu birlikleri ya da milisler soykırım yapmak üzerine eğitilir ve silahlandırılır.”

“BM soykırımsal katliamlara katılan hükümetlere ve kişilere silah ambargosu uygulamalı ve ihlalleri incelemek için komisyonlar kurmalıdır.”

5- KUTUPLAŞMA: “Nefret grupları, kutuplaştırıcı propaganda yayınlar.”

“Önlemler ılımlı liderleri emniyet altına almak ya da insan hakları gruplarına destek vermek şeklinde olabilir. Radikallerin darbe yapmasına uluslararası yaptırımlarla karşı çıkılmalıdır.”

6- HAZIRLIK: “Kurbanlar, etnik ya da dinsel kimlikleriyle tespit edilip ortaya çıkarılırlar.”

“Bu aşamada soykırım acil durumu ilan edilmelidir.”

7- İMHA: “Yapılanlar katillerin gözünde katliam değil ‘imha’dır; çünkü kurbanlarının insan olduğuna inanmazlar.”

“Bu aşamada soykırımı yalnızca hızlı ve yoğun silahlı müdahale engelleyebilir. Ağır silahlı uluslararası koruma gücü tarafından gerçekten güvenli bölgeler ya da mültecilerin kaçacağı yollar yaratılmalıdır.”

8- İNKÂR: “Failler herhangi bir suç işlediklerini inkâr ederler.”

“İnkâra cevap, uluslararası ya da ulusal mahkemelerce verilecek cezalardır.”

Özetle, dünya tarihi yukarıdaki çerçeve boyutunda gerçekleştirilmiş soykırımlarla doludur ve Ermeni soykırımı da onlardan biridir. Amerika’nın da Kızılderili soykırımı yapmış olması, Ermenilerin uğradığı soykırımı ne aklar ne de onu en büyük insanlık suçu olmaktan çıkartır.

Bırakınız politikacılar kirli oyunlarını sahneye koymaya devam etsinler. Onların işi bu. Her ırk, inanç ve ideolojiden samimi hak savunucularının işi ise kime karşı kimin tarafından işlenmiş olursa olsun, bu büyük suçu lanetlemek; sorumluları kendi ataları dahi olsa bu korkunç insanlık suçuyla yüzleşerek telafi için gerekenleri yerine getirmek ve bir daha gerçekleşmemesi için de doğru kaynaklardan tarih okumaları yaparak bilinçlenmek; en önemlisi de çifte standartsız davranmaktır.

Hiç kimse bu dünyaya ırkını ve dinini seçerek gelmiyor. Hepimiz tesadüfen içine doğduğumuz hayatları yaşıyoruz. Farklı ırklardan ve inançlardan olan insanların birbirinden nefret etmesi kader değildir. Nefret, egemenlerin tarih boyunca bilinçli olarak pompaladığı bir iktidar aracıdır. Belki içine doğacağımız ırkı ve inancı seçemiyoruz; ama nefret gibi kirli iktidar araçlarına prim vermemek gibi bir seçeneğimiz var. Bugüne kadar bu seçeneği kullanmadık da ne kazandık? Dünyayı cehenneme çevirdik. Neden bundan sonra kullanmayalım?

“Ermeni soykırımı vardır,” demek neyimizi eksiltir? “Türkler bunu yapmaz, Kürtler şunu etmez,” sözleri tamamen safsatadan ibarettir. Her halkın tarihi, ötekileştirdikleri halklara karşı işledikleri insanlık suçlarıyla doludur. Bazıları o suçları çok daha büyük ölçeklerde işler ki ona da soykırım denir. Yüzleşilmeyen soykırımlar ise sadece yüzleşmeyenleri değil, insanlığı çürütür.

Ben kendi adıma Kızılderililerden Ruandalılara, Çerkeslerden Ermenilere, gelmiş geçmiş bütün soykırım kurbanlarının acı hatıralarının önünde saygı ile eğiliyor, kendilerinden bütün insanlık adına özür diliyorum.

Rabia MİNE