MHP’nin devletle 50 yıllık dansı (*)

Türkiye’nin siyasal ve toplumsal hayatında varlığını ve sürekliliğini devam ettiren CHP’den sonra ikinci parti MHP’dir. 50. kuruluş yıldönümünü kutlayan MHP, kuruluşundan itibaren devletle iç içe veya devletin yardımcı kuvveti olarak siyasal faaliyet sürdüren, kendisini milliyetçi-toplumcu veya ülkücü-milliyetçi olarak tanımlayan bir partidir. MHP’nin doğup gelişmesinde ve bir biçimde bugünlere ulaşmasında Alpaslan Türkeş’in belirleyici bir rolü vardır. Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi(CKMP)’nin başına geçtikten sonra partiye milliyetçi bir hüviyet kazandıran Türkeş, 24-25 Kasım 1967’de yapılan kongrede kendi ekibiyle birlikte partide her şeye egemen oldu. Bu kongreden sonra, 9 Işık Doktrini’ni de partinin mücadele ilkeleri olarak açıkladı.

1967’den itibaren Komando Kampları açıldı. CKMP’nin girişimiyle açılan komando kamplarında Milli Türk Talebe Birliği(MTTB), Türkiye Milli Gençlik Federasyonu(TMTF) üyeleri arasından seçilen milliyetçi öğrenciler katıldı. Sayıları kesin olarak bilinmeyen bu kamplarda gençler emekli subaylar tarafından eğitildi. Sabah saat 6’dan gece saat 10’a kadar süren askeri eğitim, akşamları tanınmış milliyetçi yazarlar ve öğretmenler tarafından verilen seminerlerle devam ediyordu. Geceleri tatbikatlar yapılıyor, nöbetler tutuluyor ve kamplara yabancıların girmesi engelleniyordu. Sıkı bir askeri disiplin verilerek sadece 1968 yılında 1000’den daha fazla genç eğitilmişti.

Türkeş komando kampları için, “Gençlik kolları, çeşitli sportif kültürel faaliyetlerde bulunuyorlar. Bu arada, kendilerine judo da öğretiliyor. Komünistler memleketi sahipsiz sanıp da sokak hakimiyeti kuramazlar. Onların anlayacağı dilden konuşacak memleketçi, milliyetçi çocuklar vardır. Bunun için gençlerimizi, mücadeleci olarak yetiştiriyoruz. Gençlerimiz, memleket vazifelerine hazırlıklı bulunuyorlar. Bulunacaklardır” demişti.

Türkeş, “Davadan döneni vurun” şiarını bu dönemde geliştirdi. 30 Temmuz 1967’de Spor ve Sergi Sarayı’nda yapılan CKMP’nin İstanbul İl Kongresi’nde şöyle konuşmuştu: “Arkadaşlar ileriye doğru yürüyorum, hızlanıp koşmak, gayreti içindeyiz, koşacağız; ileriye gittikçe geride kalmayıp beni takip edin!.. Bu mücadelede herhangi bir sebeple ben düşersem bayrağı kapın, daha ileriye gidin; geriye dönersem vurun; davaya katılıp, geriye dönen herkesi vurun!”

8-9 Şubat 1969’da Adana’da yapılan kongrede CKMP’nin adı ve amblemi değiştirildi. Partinin adı Milliyetçi Hareket Partisi (aslında Milli Hareket Partisi olarak düşünülmüş, fakat “milli” sözcüğünü kullanmak Bakanlar Kurulu’nun onayına tabi olduğu için bundan vazgeçilmişti), amblemi de Osmanlı bayrağından esinlenerek “Üç hilal” oldu. MHP adının ve ambleninin, Türk milliyetçiliğinin temsil edildiği iddia ve inancıyla; ambleminde Türk-İslam Sentezi’ni sembolize etmesi, Türk-İslam medeniyetini yeniden kurma, yeniden ihya etme ülküsü olması bakımından seçildiği ilan edildi.

Gençlik kollar için, “Hilal içinde Bozkurt” amblem olarak seçildi. Gençlik Kolları için üç hilalin gamalı haç gibi birbirine geçirerek kullanılması denenmiş, fakat bu amblemin Nazizm’le bağlantısının kurulmasından sonra vazgeçilerek, Ülkü Ocakları, Genç Ülkücüler Teşkilatı vb. hepsi için Bozkurt amblemi kabul edildi. Bozkurt amblemi, 1930’lu yıllarda Milli Türk Talebe Birliği(MTTB)’nin kullandığı bir amblemdi.

İlk dönemin Turancılığını süreç içerisinde yumuşatan Türkeş, Türk milliyetçiliğini esas olarak Ziya Gökalp’in tezleri ile Cumhuriyet’in kuruluşu ve Atatürk’ün milliyetçi misyonu ile belirlemeye başladı. Bu strateji, Atatürk döneminde ve özellikle 1930-38 döneminde resmi ideoloji olarak benimsenen Türkçü, Milliyetçi ve Turancı ideolojinin aynı zamanda Türk faşizmi için tarihsel bir moment olmasından kaynaklanıyordu. Türkeş’in Bozkurt logosundan 9 Işık ilkelerine kadar geliştirmeye çalıştığı bütün argümanlar, gerçekte 1930-1940 yıllarda resmi ideoloji tarafından Hitler Nazizm’inden etkilenilerek üretilen Türk milliyetçiliği tezleriydi.

Siyasetin kesintisizliği ve parti/örgüt faaliyetinin sürekliliği bakımından Türkeş’in önderlik rolü, Türk devlet, ordu ve siyaset geleneği tarafından da kabullenilebilir olmasıydı. Kemalist ideolojinin geçirdiği evrim ve resmi ideolojinin Enverizm’e doğru dönüşümünün yarattığı tarihsel bir momente uygun düşmesi de Türkeş’in işini kolaylaştırmıştı. Bu süreçte Türkeş’in asıl stratejisi, adım adım sokağın, eğitim kurumlarının, kamu ve özel kuruluşların, çeşitli işyerlerini ve tabi ki devletin sistemli ve bilinçli bir şekilde ele geçirilmesine yönelikti. Bu çalışmaları 12 Eylül 1980 tarihine kadar aralıksız ve yoğun bir şekilde devam etti.

Türkeş’in partileşmeye başladığı 1965 yılından itibaren izlediği siyasal strateji ve taktikler klasik faşist örgütlenme ve propaganda yöntemlerinin Türkiye uyarlamasıydı. 1960’lı yıllarda Komünizme ve yükselen devrimci gençlik hareketine karşı mücadeleyi; 1970’li yıllarda Türkiye’de kökleri çok eskilere dayanan dinsel, kültürel ve etnik farklılıkları; 1980’li ve 1990’lı yıllarda Kürt Sorunu ve Kürt Özgürlük hareketine karşı süren Kirli Savaş’ın çok yönlü toplumsal tahribatını kullandı. Son döneminde ise Kafkasya ve Orta Asya’da ABD ve AB’nin bölge politikalarına uygun Pantürkist emellerle yükseltilmekte olan egemen ulus ve devlet şovenizmine dayalı Türk milliyetçiliğinin hegemonyacı stratejilerini uyguladı.  Türkiye’nin siyasal ve toplumsal tarihinin önemli aşamaları olan bu dönemlerin her biri aynı zamanda faşist hareketin “zamana ve mekana uygun siyaset taktiklerinin” en iyi tarzda uygulandığı dönemleri oldu.

MHP uzun siyasal tarihi boyunca hiçbir zaman devletten, ordudan, sermayeden ve emperyalizmden bağımsız siyasal bir hat izlemedi. Her konjonktürel durumda egemen ulus, devlet ve din konseptine dayanan ırkçı, şoven ve ülkücü faşist politikalara göre roller üstlendi. 1960’lı yıllarda devletin ve AP’nin desteğinde palazlandırılan MHP, komando kamplarıyla devlete yardımcı sivil ülkücü faşist güç yetiştirerek gelişen devrimci ve demokratik harekete karşı saldırılar başlattı. 1970’lı yıllarda AP ve MSP ile Milliyetçi Cephe hükümetlerinde yer alan MHP bir yandan siyasal meşruiyet kazanırken, bir yandan da Özel Harp Dairesi’nin yerüstü ve sivil kolu gibi faaliyet gösterdi. Binlerce devrimciyi ve demokratı katlederek 12 Eylül müdahalesine ortam hazırlanmasında orduya yardımcı oldu. 12 Eylül döneminde “Fikirlerimiz iktidarda biz hapisteyiz” diyerek bu süreçteki rolünü dramatik bir şekilde itiraf etti.

4 Nisan 1997’de kendisine bir varis seçemeden ölen Türkeş’in ardından MHP’de bir süre “Kargaşa dönemi” yaşandı. Olağanüstü kongrede diğer adayları geride bırakarak genel başkan seçilen Devlet Bahçeli, MHP’yi kısa zamanda toparladı ve iktidara taşıyarak önderliğini pekiştirdi. 28 Şubat konjonktüründe gerçekleşen 18 Nisan 1999 seçimlerinde MHP % 18’le tarihinin en yüksek oy oranına sahip olarak Ecevit koalisyonunda yer aldı. Bahçeli, bu koalisyonunun dağılmasında ve erken seçim kararı alınarak 3 Kasım 2002’de AKP’nin iktidara gelmesinde önemli bir rol üstlendi.

MHP siyasal tarihi boyunca hiçbir zaman devletten, ordudan, sermayeden ve emperyalizmden bağımsız bir siyasal bir hat izlemedi. Her siyasal ve toplumsal konjonktürde egemen ulus, devlet ve din konseptine dayanan ırkçı, şoven ve faşist politikalara göre roller üstlendi. Tüm faşist partilerde olduğu gibi 22 yıl Türkeş’le ve ardından 21 yıldan beri Bahçeli’yle tek şef liderliğindeki MHP, devletle bitmeyen dansına devam ediyor.


(*) Kaynak kitap: Şaban İba, MHP’nin devletle bitmeyen dansı, Pencere Yayınları, Ekim-2017

Şaban İBA