HDP’ye Yönelik Kapatma Davası: Bir Erken Seçim İşareti

Fiili koalisyonun küçük ortağı MHP, HDP’ye kapatılma davası açılması için düğmeye bastı. Gazete Duvar’ın haberine göre “MHP, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın HDP’nin kapatılması için dava açmaması halinde kendilerinin [Siyasi Partiler Kanunu’nun 100’üncü maddesine dayanarak] başvuru yapacağını duyurdu.

MHP’nin bu konudaki yazılı açıklaması ise HDP ile ABD’deki meclis baskını, Tunus’ta başlayan Arap Baharı, Türkiye’ye yönelik işgal girişimleri(?), Gezi Direnişi, “sözde Rojova devrimi”, Türkiye’yi bölmeye çalışan FETÖ, PKK, DHKP-C, MLKP , THKP-C, HDP, DTK, DBP, HDK ve YPG arasında bir bağ olduğunu iddia eden bir paranoya turu gibi. 32 kısım tekmili birden “bölücü”(!) ler bir araya gelir de CHP ve İYİ Parti unutulur mu? Onları da listedeki tüm unsurlara destek veren örgütler olarak yad etmişler.

İsmail Saymaz, Sözcü’deki (14.01.2021) yazısında MHP’nin iki yıldır bu konuda hazırlık yaptığının altını çiziyor. Saymaz şöyle yazmış: “MHP Hukuk ve Seçim İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı ve Anayasa Komisyonu üyesi Feti Yıldız liderliğinde oluşturulan hukuk komisyonu, HDP kapatma davası için vermeye çalıştıkları dilekçede son aşamaya geçildi. Bu komisyon iki yıldır araştırma yapıyor ve kanıt topluyor.” Saymaz’ın söylediğine göre MHP, PKK’nın 1978’den beri gerçekleştirdiği terör eylemlerini irdelediği, KCK sözleşmesini dosyaya eklediği Ankara 22. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 108 Sanık için açılan Kobani Davası İddianamesinin de dosyaya eklendiği yönünde

Eniştem Beni Niye Öptü?

Ne PKK’nın 1978’den bu yana gerçekleştirdiği silahlı eylemler yeni gün yüzüne çıktı ne KCK sözleşmesi ne de HDP’nin Arap Baharı ya da FETÖ ile bir alâkası var. Gezi Direnişi’nde HDP’nin “parmağı olması”(!) bir yana Gezi’de aktif olarak yer almadıkları için hayli eleştirilmişlerdi ama ne gam; ne demişler “At yalanı bulunur inananı!” Bunları MHP yetkililerinin bilmemesi de imkânsız.

Sadece bu da değil, MHP’nin (ve MHP’yi HDP için kapatılma davası konusunda sahaya süren AKP yetkililerinin) bir partiyi kapatmanın siyasi hiçbir anlamı ve gücü olmadığını da bilmemeleri imkânsız.  Yeri gelmişken, ilkin 2007 yılında yayınlanan (İmge) ve benim editörlüğümde birçok arkadaşımla birlikte hazırladığımız Cumhuriyet Dönemi Siyasi Partileri kitabında yer alan, daha sonra 2012 yılına kadarki verilerle güncellediğim, Dönemler İtibarıyla Kapanan ya da Kapatılan Siyasi Partiler’e dair tabloyu da sizinle paylaşmak istiyorum.

Dönemler                          Parti Sayısı    Yüzde (%)

29.09.1923 – 17.07.1945  3                     1,4

18.07.1945 – 14.05.1950  12                   5,4

15.05.1950 – 27.05.1960  26                   11,7

28.05.1960 – 12.03.1971  26                   11,7

13.03.1971 – 12.09.1980  14                   6,3

13.09.1980 – 09.11.1989 30                   13,5

10.11.1989 – 03.11.2002  66                   29,7

04.11.2002 – 31.12.2012  45                   20,3

Unutmadan belirteyim, kapatılan partilerin bir kısmı “siyasi” nedenle değil, “teknik” nedenlerle kapatılmışlardır.  Türkiye siyasî tarihinde öyle siyasi partiler vardır ki, bir heves kurulmuşlar, daha sonra tüm yetkilileri ellerini eteklerini partiden çekmişler, genel merkezleri boşaltılmış hatta yerlerine diş kliniği, noter, avukatlık bürosu vb. yerler açılmış, Emniyet Genel Müdürlüğü’nün ya da Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı Siyasi Partiler Sicil Bürosu’nun bu siyasi partilere gönderdikleri resmî yazılara hiçbir cevap alınamamış; velhasıl partinin tüzel kişiliği fiilen ortadan kalkmıştır. İşte Anayasa Mahkemesi bu tür partiler hakkında “gaybubet” (kaybolma, kendiliğinden yok olma) nedeniyle kapatma davası açar ve partinin kapatılmasına karar verir.

Konuyu dağıtmayayım, MHP ve AKP yetkililerinin de  tüm bunları bildikleri kuşkusuz, hele AKP gibi  Milli Nizam, Milli Selameti Refah, Fazilet, Saadet partileri çizgisinden  gelen ve bizzat kendisi hakkında da kapatma davası açılan  “kapatmaya karşı şerbetli” bir partinin, HDP’nin kapatılmasının siyasi hiçbir hükmünün olmayacağını bilmesi düşünülebilir mi?

Ara başlıktaki soruyu yinelemenin zamanıdır: “Bayram değil seyran değil, eniştem beni niye öptü?” Şimdi nereden çıktı bu kapatma davası ve neden şimdi düğmeye basıldı.

Kapatma davasının siyasi hiçbir sonucunun olmayacağını, olamayacağını defaten yazdım. Nitekim MHP’nin kapatma polemiğini başlattığı ilk günlerde HDP Eşgenel Başkanı Mithat Sancar da basına yaptığı açıklamada “Her türlü hukuki operasyona karşı tecrübeliyiz, aldırmıyoruz.” Şeklinde açıklamalar yapmıştı. Evet, kapatma davası siyasi olarak HDP’den bir şey götürmeyecektir ama yine de iki önemli siyasi sonuç doğurma ihtimali vardır: İlk olarak, HDP’nin kapatılması -değilse davanın açılmasının bile- dağılma riski taşıyan Cumhur İttifakı’na yeni bir soluk getirecek ve mahalleyi toparlayacaktır; özellikle MHP’ye muazzam bir “sükse”(!) katacağı pek şüphe yok ki doğrudur. HDP’nin kapatılmasının ikinci sonucu ise ekonomiktir. TBMM’de grubu bulunan bir siyasi parti olarak HDP, erken ya da değil önümüzdeki ilk genel seçimlerde de devletten maddi destek alacaktır. Parti kapatılırsa, yerine kurulacak parti, HDP seçmenini mutlaka çok ama çok kısa bir sürede kendi etrafında toparlayacaktır ama -gerekirse siyasi partiler yasasında yapılacak minik bir düzeltme ile- devletten maddi yardım alması tamamen engellenebilecektir.  Nitekim 2820 Sayılı Siyasi Partiler Kanununun devlet yardımını düzenleyen hükümleri şöyledir:

Ek Madde 1 – (27/6/1984- 3032/2 md. ile gelen Ek Madde hükmü olup teselsül için numaralandırılmıştır.)

Yüksek Seçim Kurulunca son milletvekili genel seçimlerine katılma hakkı tanınan ve 2839 sayılı Milletvekili Seçimi Kanununun 33’üncü maddesindeki genel barajı aşmış bulunan siyasi partilere her yıl Hazineden ödenmek üzere o yılki genel bütçe gelirleri “(B) Cetveli” toplamının beş binde ikisi oranında ödenek mali yıl için konur. (1)

(Değişik birinci cümle: 12/8/1999- 4445/21 md.) Bu ödenek, yukarıdaki fıkra gereğince Devlet yardımı yapılacak siyasi partiler arasında, bu partilerin genel seçim sonrasında Yüksek Seçim Kurulunca ilan edilen toplam geçerli oy sayıları ile orantılı olarak bölüştürülmek suretiyle her yıl ödenir. Bu ödemelerin o yılki genel bütçe kanununun yürürlüğe girmesini takiben on gün içinde tamamlanması zorunludur. (Mülga üçüncü fıkra: 12/8/1999 – 4445/21 md.)

(Değişik dördüncü fıkra: 2/3/2014 – 6529/4 md.) Bu madde uyarınca yapılacak yardımlar sadece parti ihtiyaçları veya parti çalışmalarında kullanılır.

(Ek fıkra: 7/8/1988 – 3470/1 md.; Değişik beşinci fıkra: 2/3/2014 – 6529/4 md.) Milletvekili genel seçimlerinde toplam geçerli oyların %3’ünden fazlasını alan siyasi partilere de Devlet yardımı yapılır. Bu yardım en az Devlet yardımı alan siyasi partinin ikinci fıkra gereğince almış olduğu yardım ve genel seçimlerde aldığı toplam geçerli oy esas alınarak kazandıkları oyla orantılı olarak yapılır. Bu fıkra uyarınca yapılacak yardım bir milyon Türk Lirasından az olamaz. Bunun için her yıl Maliye Bakanlığı bütçesine yeterli ödenek konulur.

Ben kapatma davasına dair Cumhur İttifakı’nın en önemli beklentisinin de bu olduğunu düşünüyorum. Cumhur İttifakı’nın iktidarını konsolide edebilmesinin, berkitebilmesinin önündeki en önemli engel HDP’nin %10 barajını geçebilmesidir. Bunun, 2015’ten bu yana, 1980 sonrasında kurulan tüm siyasi dengeleri altüst eden bir gelişme olduğunu hatırda tutmak gerekiyor. HDP’nin kapatılarak maddi imkanlarının kısıtlanması, onun siyasi olarak tecrit edilmeye çalışılması ile birleşerek %10’un altında kalmasına yol açabilir mi? bunu bekleyip görmek gerekiyor. Ancak ben Cumhur İttifakı’nın stratejisinin bu yönde olduğunu, HDP kapatıldıktan sonra da erken seçim düğmesine basılma ihtimalinin hayli yüksek olduğunu düşünüyorum.

Mete Kaan KAYNAR
Latest posts by Mete Kaan KAYNAR (see all)