Elitizm Nedir ve Neden Anti Elitizm? 


Elit kavramını hem kavramsal hem de tarihsel ve sınıfsal arka planlarıyla ele aldıktan sonra konuyla ilgili üçüncü yazımızda elit ve elitizm kavramlarının bize gerçekte ne anlattığı ve kendimi neden anti elitist olarak tanımladığım sorularına yanıt vermeye çalışacağım. Öncelikle ilk iki yazıdan elimizde kalan birkaç önemli saptamayı yinelemek istiyorum: Birincisi, elitizm kavramının okumuşlukla ilgisi doğrudan değil dolaylıdır ve ikincisi eliti kavramının kültürel referansla ele alınması ve tanımlanması da bu kavramın taşıdığı gerçek anlama aykırı ve dahası bu kavramın anlamını çarpıtan ve perdeleyen yaklaşımlardır. İlki, yani elitizm kavramının okumuşlukla ilişkilendirilmesi -kavramın ilk çıkış dönemlerinde de kısmen var olsa da- esas olarak sanayileşme ve sosyal devlet dönemiyle birlikte eğitim olanaklarının alt sınıflara doğru yaygınlaşmasıyla bağlantılıdır; ikincisi, yani şu zamanda yeniden ağırlık kazanmaya başlayan elit kavramının kültürel referanslarla tanımlanması ise ağırlıkla faşizmler döneminin kirli bir bakiyesidir.

Elit zümre, oligarşik yönetimin icracısı ve perdeleyicisidir…   

Oysa kavramın içeriği dolaysız biçimde iktidar-halk ya da yöneten-yönetilen ayrımı ile ilgilidir. Elit kavramı, demokrasi bayrağı altında yürütülen burjuva devrimlerinden sonra hala yönetimin bir azınlık işi olarak kalması ve halkın hala ve esasta yönetilen çoğunluğu tanımlar olmaya devam etmesi gerçeğini açıklamak; hatta ve ekseriyetle meşrulaştırmak amacıyla üretilen bir kavramdır. Eleştirel elitizm teorileri de vardır ama elitizm teorilerinin ağırlıklı kısmının kapitalizmle birlikte de varlığını koruyan oligarşik yönetim yapısını meşrulaştırmak amacını taşıdığı rahatlıkla söylenebilir. Teoriye göre, elit tabaka yetenekli, birikimli ve toplumda saygınlık oluşturan kişilerden oluşur ve tek tek kişilerden ziyade yönetim işlerinde rol alan bir zümreyi tanımlar. Elit zümre, sistemin siyasal, kültürel ve ekonomik vb. yeniden üretiminde aktif rol alan özel ve ayrıcalıkla bir toplumsal kesimin adıdır.

Elit zümre sermaye düzeninin yeniden üretim memurlarıdır… 

Elit zümre esas olarak genel toplumsal yeniden üretim alanından sorumlu genel (eğitim, sağlık vb.) hizmetler alanından farklı olarak ekonomi, siyaset ve kültürel (ideolojik) alanda bizzat kapitalist sistemin yeniden üretilmesi fonksiyonunu ile tanımlanan bur zümredir. Bu anlamda sermaye sınıfının çıkarlarıyla bağlantısı daha dolaysızdır. Elitizm teorilerinin pek çoğunda ekonomik elitler kavramı doğrudan sermaye sınıfını tanımlar nitelikte kullanılmaktadır. Oysa sermaye bütün bu elit tabakaların üstünde ve bu elit tabakaların varlığını korumak ve geliştirmekle yükümlü olduğu -zümresel değil- sınıfsal bir varlıktır. Elit tabaların dolaylı işlevlerinden biri de bizzat bu temel gerçekliğin, yani sermaye egemenliğinin önüne çekilen kurumsal bir perde rolü de oynamasıdır. Devlet elitlerinin özel sektör elitlerinden farkı sermaye ili ilişkilerinin daha dolaylı olması ve tek tek sermaye guruplarının değil bir bütün olarak sermaye sisteminin varlığının yeniden üretimi rolünü üstlenmekte oluşlarıdır. Elit tabaka bir anlamda soylu sınıfların üstlendiği yüksek memuriyet fonksiyonlarının kapitalizmdeki devamı niteliğindedir. Ama aralarında siyasi ve ekonomik olanın belirleyiciliği, kurumsallık düzeyi ve yeni soylu tabakayı temsil eden elit kesime nispeten sınırlı da olsa alt sınıf kökenlilerin de katılma olanaklarının bulunmasıdır.

Elit tabaka kural olarak eğitimli aydın bir tabakadır ama eğitimli aydın niteliğe sahip olmak elit olmakla eşdeğer değildir…  

Yazımızın daha önceki bölümlerinde belerttiğimiz gibi ilk zamanlarda elit tabaka ile toplumun eğitimli kesimleri neredeyse birebir denk düşer bir nitelikteydi. Zira üniversite okuma imkanlarının neredeyse yalnızca üst sınıftan gelen gençlere açık olduğu bir dönemdi söz konusu olan… Ne var ki sanayileşme ve sosyal devlet döneminde üniversite eğitiminin kapitalizmin ihtiyaçları ve alt sınıfların güçlü mücadelesinin bileşkesiyle alt sınıflara doğru bir yaygınlık kazandı. Elit tabaka söylediğimiz gibi sistemi yeniden üretimi işini nispeten dolaysız biçimde üstlenen ve ayrıcalıklı bir zümredir. Üniversite eğitimin yaygınlaşması ile atık pek çok üniversite mezunu yaşam koşullarını iyileştirme imkânı elde etse de elit tabaka mensubu olma şansından da uzakta kalmaya başladı. Ama bana rağmen gerek geçmişin algıları gerekse üniversite mezunlarının kendisini potansiyel bir elit tabaka üyesi olarak görüyor olmaları elit tabaka ile eğitimli tabaka arasında kurulan doğrusal ilişki anlayışının zihinlerde varlığını korumaya devam etmesine yol açtı. Örneğin bugün hem yoksul kesimlerin üniversiteye ulaşma olanağı azalmış durumda ve elde edebilen yoksul kesimler ise genellikle tabela üniversitesi olarak nitelenen sözde üniversitelerde iyi bir eğitimden yoksun bırakılmakta ve hem de çok sayıda üniversite diploması olan genç vasat bir iş bile bulmakta zorlanmakta ve üniversiteli işsiz sayısı her geçen gün çoğalmaktadır. Dolayısıyla elitliğin okumuşlukla hala yoğun biçimde ilişkilendirildiği bugün, gerçekte ve ironik biçimde okumuşların çoğu işçileşme şansından bile yoksun durumda bulunmaktadır.

Elit zümre kafa ve kol emeği ayrımının meşrulaştırıcısıdır…

Bilindiği gibi liberal teorinin en temel savlarından biri insanların yetenek bakımından ontolojik olarak (yaradılıştan kaynaklı) eşit olmadıkları ve biçimsel-hukuki eşitliğin ötesine taşan eşitlik iddia ve çabalarının toplumun esas dinamiği olan bu yetenekli insanların cezalandırılması ve atıl bırakılması anlamına geleceğidir. Bundan dolayı fıtrata aykırı bu tür çabalar toplumsal gelişme üzerinde olumsuz sonuçlar yaratacaktır der, liberal teori. Ama işin çok daha ilginç ve ironik yanı liberalizmin bu temel savının devletçi ve muhafazakâr elitistlerce de aynıyla benimseniyor oluşudur.

Burjuva demokrasisi bu elitist zihniyet temelinde ekonomik ve siyasi alandaki kararlara aktif ve kitlesel bir katılım üzerine şekillenmez. Bilakis halkın bu alanların ya tümüyle dışında tutulması ya da bu mümkün olamıyorsa, etkisiz formel bir katılımla sınırlanması üzerine oturmuştur. Elit kavramı ve elitizm teorileri de değişik bir kavramsallaştırmayla bize aynı şeyi söyler. “Otoriter elitizm teorileri” halkı sahnenin tümüyle dışında bırakırken “demokratik elitizm teorileri” sonuç üzerinde esaslı bir değişiklik yaratmayacak biçimde halkın oy vermesinin yararlı olacağını söylerler; zira halkı sürecin tümünün dışında bırakmak sistemin işleyişi açısından öngörülemez bir risk alanı yaratabilmektedir. İşte elit denilenler doğuştan şanslı doğan ve sayısı çok ama çok az olan bu insan kümesini tanımlar ve bunların yönetim işinin her alanında belirleyici konumda bulunması bu bakış açısına göre en rasyonel ve adil olan seçenektir. Dolayısıyla toplum gücü elinde bulunduran bir azınlık ile güç olanaklarından yoksun bir çoğunluk olarak (halk) ikiye ayrılması kaçınılmazdır..

Elit kavramının ve elitizm teorilerinin bu iddialar açısından da sorgulanması gereken çok önemli boşlukları vardır: İlki, elitlerin yönetim fonksiyonu üstlenmesi onların salt yetenekli ve birikimli olması ile mi ilgilidir? Yoksa toplumdaki ekonomik güç odaklarının çıkarlarının ifadesi kurallara bağlılık, bu çıkarları korumak ve geliştirmek konusundaki sadakat, yetenek ve birikim kadar ve hatta çok daha önemli değil midir? Yani bu teoriler elit tabaka ile toplumdaki ekonomik güç odakları arasında ikincisinin belirleyici olduğu ilişkiyi perdelemekte değil midir?

İkincisi yetenek eşitsizliği dediğimiz şeyin ne kadarı doğuştan ve ne kadarı da sistemik eğitim ve fırsat eşitsizliği nedeniyledir?  Eşitsizliğe dayalı bir sistemde doğuştan gelen yetenek kadar, hatta çok daha fazla, bu yetenekleri geliştirme olanaklarına sahip olup olmamak belirleyici değil midir? Bunun da bizatihi ekonomik eşitsizlikle yakından ilgisi yok mudur? Bırakalım eşit kalitede eğitime ulaşma olanaklarının bulunmasını sıradan bir eğitime bile ulaşma olanağından yoksun bir çoğunluğun varlığı koşullarında toplumdaki ekonomik, siyasi vb. rol üstlenme konusundaki ayrımların bu eşitsizliklerden muaf bir yetenek eşitsizliği ile açıklanması ne kadar olanaklıdır? Çok daha önemlisi toplumda ekonomik ve siyasi başarı kazanmış ve elit tabakadan sayılan kaç kişi gerçek anlamda liyakatli olduğu için bu başarıyı elde etmiştir? Ki yükselişte liyakat kriteri kural olarak elit tabakaya çok ama çok yetenekli olabildikleri için dahil olabilen bazı alt sınıf kökenliler açısından geçerli bir kural değil midir?

Tam da burada Diderot, D’Holbach, Rush, Priestley gibi radikal aydınlanmacıları anmadan geçmek olmaz. Onların liberal aydınlanmacılarla tartışmalarının önemli bir boyutu tam da bu alandaydı. Radikal aydınlanmacılar liberallerin aydınlanmacılığını halkı dışarıda bırakan sınırlı ve ikiyüzlü bir aydınlanmacılık olarak niteliyorlardı. Onlara göre çözüm topyekûn bir aydınlanma yaşamasıyla yani halkın da aydınlanma sürecinden eşit biçimde nasiplenmesiyle olanaklı olabilirdi. Liberallerin halkı yetenek ve bilgi sahibi olmak açısından ontolojik bir yetersizlikle suçlayan değerlendirmelerine D’ Holbach mealen “içinde bulundukları onca dezavantajlı koşullara rağmen çok önemli filozoflar yoksul halkın içinden çıkmadı mı?” sorusuyla yanıt veriyordu.

Elit tabaka yetenekli ve birikimle de halk sınıf ve katmanları zır cahil ve beceri yoksunu mu? 

Toplumun halkı oluşturan ezilen alt tabakalarının potansiyel yeteneklerini geliştirecek eğitim olanaklarından yoksun olması bu kesimlerin ekonomik, siyasal ve kültürel alanlarda rol almak bakımından tümüyle yeteneksiz ve bilgisiz olarak değerlendirilmesi sonucunu doğurmaz. Toplumdaki her bireyin öne çıkan bir ya da birkaç yeteneği vardır. Bu yeteneklerini eğitim sistemi aracılığıyla geliştirme olanağından yoksunluğu kendi özel gayretleriyle ya da iş pratikleri ve deneyimleri aracılığıyla geliştiremeyeceği anlamına gelmez. Yoksul halk tabakaları tüm dezavantajlarına karşın D’Holbahc’ın da dikkat çektiği gibi içinden çok sayıda aydın, sanatçı, zanaatkar, usta ve önemli siyasi liderler çıkarmıştır.

Bu durum elit tanımına girme ya da girmemenin asıl ölçütünün eğitimsizlik ve yeteneksizlikten ziyade bu eğitimin ve yeteneğin ne yönde oldu ve ne yönde kullanıldığıyla da ilgili olduğunu ortaya koymaktadır. Nitekim iş burada eğitim kadar eğitimin içeriği ve yetenek kadar yeteneğin hangi doğrultuda kullanıldığı gibi konuları da kapsamaktadır. Örneğin birisi yaptığı işte son derece yetenekli ve bilgili diye otomatikman elit sayılmaz. Eğitiminizin ve yeteneğinizin kapitalist sistemin ihtiyaçları ekseninde gerçekleşmesi ve bu doğrultuda kullanılması çok daha belirleyicidir. Sizin kullanım değeri çok yüksek ürün ya da hizmetleri çok ustalıkla üretiyor olmanız yetmez ürettiğiniz ürün ve hizmetlerin aynı zamanda karı realize edebilecek bir değişim değeri de olması gerekir. Ya da ürettiğiniz fikirlerin kendi içinde değerinden ziyade bunun kapitalizm açısından ifade ettiği yarar ya da zarar sizin elit tabaka içinde mi yoksa dışında mı kalacağınızı belirleyen temel bir unsurdur. Örneğin bugün planlama konusunda çok harika fikirlere sahip olmanızın elit tabaka açısından bir kıymeti harbiyesi yoktur ya da sizin motor tamiratı konusunda sayılı bilgili ustalardan olmanız elit tabaka içinde sayılmanızı sağlamaz. Ya da eğer bozulması imkânsız bir akıllı telefon üretme projesi geliştirmeniz sizi elit tabaya dahil olamamanızın sebebi olurken belirli bir süre zarfından bozulan ve tamiri mümkün olmayan bir akıllı telefon üretmeniz bu katmana dahil olmanızı sağlayabilecektir.

Yani elit tabakaya dahil olmayı belirleyen yaptığınız işlerin niteliği ve insanlığa yarar düzeyi değil kapitalist sistemin ekonomik ve siyasal ihtiyaçlarına denk düşmesi ve onu yeniden üretecek ve geliştirecek bir mahiyet açısından ne ifade ettiğidir. Yetenek ve eğitim düzeyiniz buna göre hiyerarşikleştirilir ve elit tabaka kapitalizmin dolayız bir ürünü ve temsilcisi olarak bu hiyerarşinin en üstünde yer alan bir ayrıcalıklı kaymak tabakanın adıdır.

Siyasi süreçlere katılım hangi tür bilgi ve yetenekle bağlantılıdır… 

Elitizm teorilerinin önemli ismi Pareto’ya göre siyasi mücadele eni sonu iki elit tabakanın kendi iç çatışmalarından ibarettir. Bu tür durumlarda halk ya etkisiz bir elemandır ya da elitler mücadelesinin piyonlarınlardır. Pareto’ya göre ne yapılırsa yapılsın bu gerçek değişmez ve günün sonunda varılacak sonuç yine iktidar alanlarının elitlerin elinde kaldığı ve çoğunluğu oluşturan düşük vasıflı ikincilerin (halk) ise yönetilen konumunu sürdürdüğü bir durum olacaktır.

Oysa gerçekte siyasal süreçlere katılım ile elit olmak arasında kurulan bu dolaysız ilişki hiç de sağlam temellere sahip bir yaklaşım değildir. Her şeyden önce siyaset hiç de iddia edildiği gibi salt bilgi ve yetenek esası üzerinde şekillenmez. Siyaset teknik bilgi ve yetenek sahibi olmanın ötesinde bir iştir. Farklı çıkarların kamusal temsil ve ifade alanı olmasının yanı sıra yönetimin içerik ve rotasını etkileme ve hatta belirleme işidir. Bir toplumsal kesimin dertlerini ve çıkarlarını en iyi o toplumsal kesimin üyelerinin bileceği ve dillendireceği açıktır. Dolayısıyla siyasetteki karar süreçlerine aktif katılım açısından gerekli olan bilgi, yüksek bir vizyon sahipliği değildir, bu aktif siyasal katılım için değil siyasal önderlik açısından gerekli bir vasıftır. Siyasal önderlik açısından ise akademik eğitimin kuşkusuz kolaylaştırıcı bir yanı olmakla birlikte (ki yukarıda söz ettiğimiz gibi halk katmanları içinde lise ve üstü diplomalı insan sayısı önemli oranlara ulaşmıştır) asıl gereken eğitim sendika, demokratik kitle ve meslek örgütleri ve partiler bünyesinde yürütülen siyasi mücadelelerle ve siyasi kitle çalışmalarının deneyimleriyle elde edilen eğitimdir. Dolayısıyla halk kitlelerinin siyasete doğrudan ve aktif biçimde katılmalarını sınırlayan bir ontolojik bilgi ve yetenek yoksulluğundan söz etmek nesnelliği olmayan bir iddiadır.

Asıl sorun halkın yetenek ve bilgisizliğinde değil de kapitalizmin siyaseti dışlayan ve bunu dar bir siyasal elitin teknikerlik hizmetine indirgeyen bir sistem olmasındadır. Özellikle neo liberalizmle birlikte bu hal çok daha belirginleşmiş siyaset ve halk arasında zaten zayıf olan temsiliyet ilişkisi tümden zedelenmeye başlamıştır. Halk arasında anti elit söylemlerin karşılık bulmasının temel sebebi de budur. İşte siyaset elitleri dediğimiz ise sermaye programlarını siyasi teknikerlik üslubuyla uygulayan ve esas olarak da halkın dışında konumlanan ayrıcalıklı bir zümrenin adıdır.

Niçin anti elitistim? 

Aslında buraya kadar anlattıklarım bu sorunun cevabını da açık biçimde ortaya çıkarır niteliktedir. Ama yine de maddeler halinde sıralayarak bitireyim:

  1. Elit tabaka ekonomik güç sahiplerinin çıkarları doğrultusunda sistemin yeniden üretim işlerini üstlenen bir zümreyi tanımladığı için anti elitistim.
  2.  Elit tabaka, bu rolü üstlenmek için gerekli olan zekâ ve yeteneğe doğuştan gelen -dolayısıyla da değiştirilemez- bir ayrıcalık olarak sahip olduğu iddia edilen ve dolayısıyla  her daim halkın üstünde ve dışında özel ve imtiyazlı bir tabaka olarak tanımlandığı için anti elitistim… İ
  3. Elit tabaka, iktidarın gerçek kaynağı olan ekonomik güç eşitsizliğini perdeleme ve meşrulaştırma görevi gören bir zümre olduğu için anti elitistim.
  4. Kafa ve kol emeği arasındaki ayrımı kafa emeği lehine bir imtiyaz olarak kalıcı biçimde kurumsallaştırmanın ürünü ve temsilcisi bir zümre olduğu için anti elitistim…
  5. Toplumdaki temel eşitsizliğe karşın toplum yine de her bireyinin kendine has pratik ve düşünsel yeteneklerinin bir bileşkesidir. Bir yeteneğin ya da bir iş ya da mesleğin diğerinden daha değersiz ve hele hele karar süreçlerine katılım açısından elverişsiz-niteliksiz olduğu iddiasına katılmadığım için anti elitistim.
  6. Elit zümrenin toplumun emekçi çoğunluğunun çıkar ve isteklerinin siyasal alandan olanaklı olduğunca dışlanması amacının sınıfsal bir aleti olması nedeniyle anti elitistim.

Sonuç yerine… 

Üç yazıdır ele aldığım bu konunun aydınlar ve elitlik, faşizmin ya da otoriter rejimlerin anti elitizminin gerçek niteliği ve bu kesimlerin anti elitist söylemlerine karşı alınması gereken pozisyon gibi çok önemli boyutları üzerine, ne yazık ki henüz söylemek istediklerimi söyleyemedim. Ama daha da uzatıp sıkıcı olmamak kaygısı ve ileride bu başlıklara yeniden dönmek kaydıyla bu konuya biraz ara vereceğim. Gelecek hafta başka güncel bir konuda buluşmak üzere…

Mahmut ÜSTÜN