Çimento sektörünün çevrede yarattığı olumsuz etkiler


Yaşadığımız çevrelerde birçok sektör, yaşam alanlarındaki canlı yaşamında çok büyük olumsuz etkiler yaratıyor. Bu etkiler, havada, suda, gıdada, toprakta ortaya çıkmaktadır. Özellikle partikül madde ve çeşitli gazlar ile atık akarları ortama bırakan belli başlı sektörler olmaktadır. Bunlar, Tekstil, Seramik, Madden, taş ve mermer ocakları, Jeotermal Santraller, Termik Santraller ve Çimento Fabrikalarıdır. Çimento sanayisi günümüzde küresel sera gazlarının %8’inden sorumludur ve bu emisyonların yarısı fosil yakıtlardan değil üretim sürecinden kaynaklanmaktadır. Ayrıca, atık depolama ve arıtma tesislerinde oluşan karbondioksit, metan ve diazotmonoksit gazlarıdır. Çimento fabrikalarının üretim süreçlerinde, bacalarından salınan ve havayı kirleten küçük partiküller (PM10 ve PM 2,5) hastalık ve ölümlere neden olmaktadır. Partikül miktarı arttığı sürece hastalık ve ölümlerde de artışlar görülmektedir. Partiküllerin çapı ile sağlık etkisi de ilişki göstermektedir. Bu kirletici partiküller, toksit ve kanser yapıcı ağır metalleri de taşıdıklarından daha da tehlikeli olabilmektedirler. Ayrıca çimento tozunun toprağı kirletmede kaynaklı 2 km mesafeye kadar yayıldığı da ayrı bir gerçekliktir. Çimento fabrikası bacalarında çıkan tozlar ağaçların ve diğer bitkilerin gelişmesini engellemektedir. Çimento endüstri kirliliğinin bitkilerde klorofil ve fotosentez aktivitesini de olumsuz etkilediği bilinmektedir.

Çimento Fabrikalarının enerji ihtiyaçları için Termik Santralleri ise, atık kullanılarak enerji üretilmektedir. Bunu da atık lastik ağırlıklı olarak sağlamaktadır.  Lastiğin herhangi bir geri kazanım işlemi yapılmadan doğrudan yakılması sonucu bacagazları içerisinde yüksek oranda CO2 (karbondioksit) ve SO2 (kükürtdioksit) açığa çıkmasına sebep olmaktatır. Her iki gaz da çevre ve insan sağlığı açısından son derece zararlı bileşenlerdir. Unutulmamalıdır ki küresel ısınmaya sebep olan sera gazlarının başında CO2 gelmektedir. 

Daha önce yukarda sıraladığımız sektörlerin çoğu hakkında yazmıştık. Şimdi ise şehir merkezlerinin içinde kalan ve çevresini aşırı kirleten Çimento fabrikalarının olumsuz etkilerini, ilgili bakanlığın kendi metinlerinden aktararak açmaya çalışacağız. Üstelik bu metin 2009 yılında yayınlanmış. O tarihten bu yana kendi belirttikleri olumsuzlukları görmelerine rağmen, durumun düzeltilmesi için hiçbir adım atılmamıştır. Tam tersine bu işletmeler yaşam alanları içinde daha da kapasite artımına giderek genişletilmişlerdir. Ayrıca tarım alanları ve kent merkezleri içinde hala bu fabrikaların üretime devam etmesi büyük tehlikelere zemin hazırlamaktadır.  2009 Yılında Çevre ve Orman bakanlığının, “Çed Rehberi ve Çimento Fabrikaları” adlı belge Haziran 2009’da yayınlanmıştır. Şimdi aşağıya uzunca aktaracağım alıntı, olayı tüm çıplaklığı ile göstermektedir.

“Çimento Fabrikalarının Çevreye olumsuz etkileri:

Özetle çimento tesislerinin en önemli çevresel etkileri baca çıkışı gaz ve toz emisyonları, malzeme depolanması, malzeme ocakları, fabrika içi yollar ve nakliyeden kaynaklanan partikül madde ve toz emisyonları sonucu hava kalitesinin düşmesi, yaş sistemlerden atık su üretimi ve özellikle malzeme çıkarma, kırma-eleme ve kırıcılardan kaynaklanan gürültü oluşumudur. Çimento tesislerinden kaynaklanan potansiyel olumsuz etkiler aşağıda sunulmaktadır:

 – Tüm tesis işlemlerinden, kırıcı (konkasör ünitesi), ön homojenizasyon ve hammadde stoklama ünitesi, hammadde değirmen (farin) ünitesi, farin stok ve homojenizasyon ünitesi, kalsinatörlü ön ısıtıcılı – döner fırın ve klinker soğutma ünitesi, kömür öğütme ünitesi, çimento öğütme ve kurutma üniteleri, malzeme depolama ve yükleme, taşıt trafiğinden kaynaklı atmosfere partikül madde yayılımı;

 – Yakıt yakılmasından kaynaklanan fırın gazı (SOx ve NOx) yayılımı;

– Elektrostatik filtrelerin çalışmaması sonucu oluşabilecek hava kirliliği (elektrik kesintisi, dalgalanmaları karbonmonoksit yükselmesi gibi);

– Sıvı atıklardan veya atık yığınlarından oluşan sızıntılardan kaynaklanan su kirliliği;

– Fırının ilk çalışmaya başlatılması sırasında hava kirliliği (elektrostatik toplayıcı yoksa);

 – Tehlikeli atıkların yakılmasından veya atık yağların yakıt yerine kullanılmasından kaynaklanan toksik hava kirleticilerinin (eksik yanma ürünün ya da kurşun gibi metallerin) atmosfere yayılımı;

 – Tehlikeli atıkların bulundurulması ve depolanmasının çevreye oluşturacağı risk;

– Transit yapıların bozulması, fabrikaya ham madde, yakıt ya da çimento taşıyan ağır kamyonların oluşturduğu tehlikeler;

– Hammadde çıkarılmasından ve nakliyesinden kaynaklı yüzey sularında erozyon/ tortulaşma riski,

– Özellikle malzeme çıkarma (taş ocağı) faaliyetlerinden kaynaklı gürültü oluşumu.

Çevresel, sosyal ve ekonomik açıdan en uygun yer seçimi için ÇED kapsamında önerilen adımlar aşağıda sıralanmaktadır.

Yer seçim süreci:

 1. Potansiyel alanların kısa bir listesinin hazırlanması (hem tercih edilen hem de alternatif alanları içerecek);

2. Her alanın ekolojik ve sosyo – kültürel anlamda tanımlanması;

3. Doğal ve sosyo – kültürel kaynakların bozulması anlamında her alanın etkileri özümseme kapasitesinin analiz edilmesi,;

4. Ciddi çevresel sınırlamaları olan alanların elenmesi;

5. Etkilenmesi muhtemel yöre halkının görüşlerinin alınması; (Görünen o ki alanda yaşayan halkın görüşü pek bir anlam ifade etmiyor.)

6. Malzeme yapılacak alanlara yakınlık;

7. Ulaşım ağına yakınlık;

8. Alternatiflerin ve önerilen yerin uygunluğa göre sıralanmasını kapsamaktadır.

Aşağıdaki maddeler yer seçimi sürecinde göz önünde bulundurulmaları tavsiye edilmektedir, bu maddeler endüstri kullanımına uygun olmayan alanların belirlenmesinde kullanılabilir:

– Hammadde çıkarılacak ocağa olan yakınlık;

– Su kaynağı olarak kullanılan besleme alanları veya halkın kullanımında olan rezervuar;

– Alıcı ortama deşarj edilmeden önce arıtma yapılmasının gerekliliği;

– Mevcut hava kalitesinin düşüklüğü;

– Çimento fabrikalarında kullanılması muhtemel atık ürün kaynaklarına (çelikhane curufu, tufal atığı, termik santrallerin kül ve curuf atıkları, mermer ocaklarının dekapaj atıklar ) yakınlığı;

– Nesli tükenme tehlikesi altında olan türlerin yaşam alanları;

– Alanın (veya geçiş yollarının), sağlık kuruluşları, okullar ve konutlar gibi alanlara uzaklığı, – Deprem ve heyelan riski olan alanlar gibi jeoteknik açıdan uygun olmayan alanlar, (fabrikalar hala kent merkezlerinde kalmış durumda ve okul, sağlık kuruluşu ve konutların dibinde üretime devam etmektedir.)

– Tarımsal gelişim ve orman alanlarına uzaklık.” Vb. vb. sıralayıp gitmektedir. Yukarıdaki bilgilere bakıldığında, çok iyi vurgular yapılmıştır. Doğru tespitler yapılmıştır. Ancak Çimento Fabrikalarının çalışma şartları ve kuruldukları alanlar dikkate alındığında, bunların hiç biri pekte dikkate alındığı söylenemez. Çimento fabrikaları hala şehir merkezlerinde tüm hızıyla çalışmaya devam ediyor. Hatta Söke’deki çimento fabrikası kapasite artırımına giderek, çalışma hacmini daha da genişletmiştir. Burada yaşayan başta insanlar olmak üzere tüm canlı yaşamını ve bunların yaşam alanları dikkate alınmıyor. Tarım arazilerinin içinde olması da ayrı bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. İzmir, Elazığ, Bursa, İstanbul ve diğer birçok ilimizde çimento fabrikaları da kent merkezlerinde kalmıştır. Hala çevrelerine zehir saçmaya devam etmektedirler. Bakanlığın “Çed rehberi ve Çimento Fabrikaları” adlı belgede ileri sürdükleri tezler hala hayata geçmiş görünmüyor. Kısaca toplum ve onu kuşatan canlı yaşamının yaşam alanlarının tahrip edilmesine izin verilmektedir. İnsan yaşamı bu fabrikalara feda edilmektedir.


https://haliccevre.com/images/PDF/Sektorel_rehber_cimento_yeni.pdf