Aşk…

Aşk öncelikle bir duygu veya heyecan; tıpkı korku, kıskançlık, nefret, öfke gibi. Duyguları biz karar vererek, isteyerek, seçerek yaratmıyoruz. Duygular bizde aniden ortaya çıkıp, bizi sarmalarlar; kendimizi onların içinde buluveririz. Bizi ele geçirir geçirmez de tüm dünya deneyimimize kendi renklerini verirler. Örneğin, âşık olan birisine dünya diri, canlı, cıvıl cıvıl görünür. Sanki her köşeden, her kapının arkasından bir sürpriz çıkacakmış gibi dünyamız beklentilerle, yeni imkânlarla dolar. Bir başkalığın kapısı açılmıştır; âşık olduğumuz kişinin ilgimize karşılık verip vermediğini, ne hissettiğini bize anlatan izleri dikkatle takip ederiz. Her şeyi doğru anlayıp anlamadığımızı defalarca kendimize sorarız. Aşk kişiyi kendi kendisiyle konuşur hale getiren bir duygudur. Kıskançlığı aşkla karıştırmamak lazım. Kıskançlıkta sahip olduğumuz birini kaybetme korkusu vardır; nesneler kaybetme korkusuyla anlamlanır, her jest, her olay görünmeyenin, bilinmeyenin bir izi, bir işareti haline gelir; şüpheyle sorgulanır. Korku içinde ise kendimiz veya sevdiklerimiz için endişeleniriz; dünya her an karşımıza çıkabilecek tehditlerle dolar ve bizi önlem almaya çağırır. Kısacası, ne hissettiğimiz dünyamızı nasıl yaşadığımızı ve başkalarıyla nasıl ilişki kurduğumuzu etkiler.

Kime âşık olduğumuz bir seçim konusu değildir; kendimize eğer durup dururken bir aşk icat etmiyorsak, âşık olduğumuz kişiyi seçmeyiz. Neden âşık olduğumuzu da bilmeyiz. Niye o kişiye değil de bu kişiye âşık olduk? İşte büyük bir muamma. Keşke özelliklerini çok beğendiğimiz insanlara âşık olabilsek, hayat ne kadar şahane olurdu… Ne var ki bunu başaramayız, zira aşk sebeplere dayanmaz. Âşık olduğumuz kişiye akıllı olduğu için, güzel olduğu için, saygıdeğer olduğu için, erdemli olduğu için âşık olamayız. Bir sürü akıllı, güzel, erdemli insan var; bu özellikler neden o biricik kişiye âşık olduğumuzu açıklamıyor. Aşkın sebepsiz olması, açıklanamaması, neden sorusuna verebileceğimiz bir yanıtımızın olmaması aşkı aşk yapan şeylerden biridir. Eğer birini özelliklerinden dolayı seçerek hayatımıza almışsak ona ‘aşk’ değil, sevgi, saygı, hayranlık demek sanki daha uygun olur. Böyle mantıklı davranan, aklıyla ilişkiye giren insanlar olabilir, ancak buna aşk demekte zorlanabiliriz.

Aşkın bir sebebi olmasa bile, kişiden kişiye değişen koşullar içerisinde, bu duyguyu yaşama biçimimizi, mizacımıza, ahlaki karakterimize, dünya görüşümüze, hayat felsefemize, benimsediğimiz politikalara dayanan seçimlerimiz belirler. Ruh hallerimizin öznesi olmadığımız halde, duygularımızı nasıl yaşadığımız, nasıl seçimler yaptığımız, davranış biçimlerimiz kim olduğumuzu başkalarına tarif eder, bizi toplumsal bağlamda belirler. Bizi kuran ne varsa aşkı yaşama biçimizde ortaya çıkar ve âşık olduğumuz insana da görünür hale gelir. Aşk insanı yakın bir ilişkide kendini başkasıyla paylaşır, konuşur, tartışır hale getirdiği için bir kişisel dönüşüm imkanını da taşır. Bilinmezlikler azaldıkça, hayat beraber deneyimlendikçe, insanlar birlikte dönüşmeyi ve sorunlarını birlikte çözmeyi başarabildikleri ölçüde aşk sevgiyi doğurur.

Bu yüzden uzun, meşakkatli, insanların birbirini iyi tanıdığı ve birlikte büyüdükleri ilişkilerin büyük değeri vardır; çünkü insan o ilişkilerin aynasında kendisini daha iyi tanır. Aşkı sayılarla tarif edecek olsak, onu birle değil, iki ile tarif etmek gerekir. İlke olarak üçüncülere açık veya kapalı olsun, aşk iki kişinin birlikte yaşayabilmesiyle ilgilidir. Birlikte yaşamak derken aynı mekânı paylaşmaktan söz etmiyorum. Aynı mekânda, şehirde hatta ülkede olsunlar veya olmasınlar aşıklar birlikte yaşarlar çünkü aralarında bir bağ, bir akış vardır. İnsanın iç dünyasında ötekine verdiği yerle ilgili bir mesele aşk. Çok uzun süre görmediğiniz birine de âşık olabilirsiniz.

Aşkın temel meselesi nedir peki?

Kendini veya başkasını silmeden, yok etmeden, kendini ifade ederek ve başkasının kendisini ifade etmesine izin vererek birlikte yaşayabilmek. İfade öncelikle arzunun ifadesidir; sadece sevgiliye duyduğumuz arzunun ifadesi değil söz konusu olan; hayattaki tüm arzularımız, gerçekliğimizi üretebilecek diğer arzularımızın da ifadesine olanak tanıyan bir ilişkide olmak çok değerlidir. Eğer insanın bir ilişkiyi var etmesinin koşulu onun kendisinden ve arzularından vazgeçmesi ise o aşkın kendini başkasına feda etmeye dayandığını ve kişiyi kendisi olma yolunda desteklemediğini söyleyebiliriz. En güzel aşk, engel olmayan, özgür hissettiren, kişisel gelişim hikayemizi oluşturmamıza olanak tanıyan aşktır. Sevgililer günü kutlu olsun!

Zeynep DİREK

Latest posts by Zeynep DİREK (see all)

Yazarın sayfamızdaki diğer yazıları