Türkiye Çevre Durum Raporu-2019 Yılı Verilerinden Örnekler

(Ekolojik Koruma Yok Denecek Kadar Az Öne çıkmaktadır)

Daha önce Aydın ili Çevre durum raporlarından alıntılarla durumu aktarmaya çalışmıştık. Şimdi ise Türkiye geneli için Çevre ve Şehircilik Bakanlığının yayınladığı “Türkiye Çevre Durumu Rapor’undan” alıntılarla ülkemizdeki ekolojik yıkım örneklerini aktarmaya çalışacağız. Aydın ve çevresindeki JES’ler, sanki ülkemizde enerji açığı varmış gibi, 1. Derece tarım arazileri ve İncir, Zeytin, Kestane, Üzüm ve benzeri ürünlerin yok edilmesine neden olan JES’ler mantar gibi çoğalmaya başlandı. Biz buna karşı çıkarken, tarım arazilerinin ve sebze ve meyvelere zarar veriş derecesinden olması nedeniyle ses yükseltiyoruz. Şimdi Bakanlığın kendi verilerinde, zaten ülkemizde arz fazlası enerji üretiliyor. Buna rağmen bu JES ısrarının rantla ilişkili, olduğunu görüyoruz. Ayrıca İthal kömürle çalışan Termik Santrallerin hala işletilmesi ise ayrıca anlaşılmaz bir durum olarak karşımızda duruyor. Arz fazlası enerjiye rağmen ithal kömürlü Termik Santraller ayrı bir ekonomik külfet olarak ortada duruyor.

“2019 yılı sonu itibarı ile Türkiye’nin elektrik enerjisi kurulu gücü 91.267 MW’a ulaşmıştır.

Ülkemizde 2019 yılındaki elektrik üretimi, kesinleşmemiş verilere göre, yaklaşık 304,3 TWh olarak gerçekleşmiş, Elektrik üretiminde doğalgazın payı 2018 sonu itibarıyla %30,34 iken bu oran 2019 yılı sonunda %18,64’e inmiş ve toplam elektrik üretiminin %29,21’i hidroelektrik santralleri, %17,33’ü yerli kömürden %19,85’i ithal kömürden, %7,16’sı rüzgârdan ve %2,93’ü de jeotermal kaynaklardan sağlanmıştır.”

(2020’de elektrik üretimi 94.801 MW olmuş. Bunun ancak en fazla 49.556 MW’nı tüketiyor. Geriye 45.245 MW fazla güç ortaya çıkıyor. Bu fazlalığın 7000-10.000 MW’lık bölümünü yedek kapasite olarak kullanılması durumundan, kalan bölümüm plansızlıktan kaynaklanan arz fazlalığı atıl kapasite olduğu görülmektedir. Ki normalde ortalama tüketim 45.527MW olarak kayıtlarda geçiyor.)

Yine aynı raporda Sera oluşumuna neden olan emisyonların da yine ağırlıklı olarak elektrik üretimi ile ilişkili olduğunu işaret ediyor.

“2020 6. TÜRKİYE ÇEVRE DURUM RAPORU 3 yılı ulusal emisyonların dan; SO2 emisyonları %70,4 ile elektrik üretim santralleri, %9 ile evsel ısınmadan kaynaklanmıştır. NOX emisyonları %45,7 ile elektrik üretim santrallerinden kaynaklanmıştır.”

“Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından yapılan envanter çalışması sonuçlarına göre, faaliyette olan 236 Organize Sanayi Bölgesinden 104’ünde atık su arıtma tesisi bulunmakta, 58’inin belediye kanalına 6. TÜRKİYE ÇEVRE DURUM RAPORU 5 bağlantısı bulunmakta ve 22’inin atık su arıtma tesisleri ile ilgili proje ve inşaat çalışmaları devam etmektedir. 74 Organize Sanayi Bölgesinde atık su arıtma tesisi bulunmamaktadır.

2008- 2012 yıllarını kapsayan Atık Su Arıtımı Eylem Planı (AAEP) 2014-2023 dönemini de kapsayacak şekilde güncellenmiştir. AAEP ile 2017-2023 yılları arasında toplam 1.422 adet Atık Su Arıtma Tesisi (1.326 yeni AAT ve 96 adet yenilenecek AAT) yapılması öngörülmektedir.”

Su ve topraktaki kirliliğe neden olan atık akarların arıtılmasında gelinen son durumu ise aşağıdaki verilerle açıklık getirilmektedir. 74 OSB’de atık su arıtma sistemi bulunmuyor. 22’sinde ise proje ve inşaat aşamasında imiş. Yani atıklar direk akarsularımıza, göllerimize, denizlerimize akıtılmaktadır. 2023 yılına kadar 1422 adet Atık Su Arıtma Tesisi yapılması öngörülüyor. Bu yapım sürecinde, bu alanlardaki atık sular çevresini kirletmeye devam edecektir. Kısaca atık suların hala %11.7’si arıtılmadan alıcı ortama bırakılmaktadır. Ayrıca arıtma tesisilerin büyük çoğunluğu Biyolojik ve Fiziki arıtma yapabilmektedir. Çok azı Kimyasal arıtma yapmaktadır. Biyolojik ve Fiziki arıtma tesislerindeki kimyasallar yine alıcı ortama bırakılmaktadır. Ve bu akarlar çevre kirliliğine neden olmaktadır.

Yine bu belgede dikkatimizi çeken Çevre Etki değerlendirme işlemlerinde son birkaç yılda yoğun artış görülmektedir.2019 öncesi 26 yıllık süreçte yıllık ortalama 220 ÇED olumlu kararı verilirken, 2019 yılında 440 Çed olumlu kararı verilmiştir. Yine 2019 öncesi 26 yılda 54 ÇED olumsuz kararı verilirken, 2019 yılında ÇED olumsuz kararı hiç verilmemiştir. Yine 2019 yılı öncesi 26 yılda 1076 adet ÇED Gerekli kararı verilmişken, sadece 2019 yılında ise sadece 71 adet ÇED gerekli kararı verilmiştir. Bu veriler bile Ekolojik yıkımın en açık göstergeleridir.

“Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği kapsamında 2019 yılında 440 ÇED Olumlu 2.418 ÇED Gerekli Değildir ve 71 ÇED Gereklidir Kararı verilmişken, 1993-2019 yılları arasında 5.728 adet ÇED Olumlu, 63.112 ÇED Gerekli Değildir, 54 ÇED Olumsuz ve 1.076 adet ise ÇED Gereklidir kararı verildiği görülmektedir. Kararların sektörel dağılımında ise, Petrol-Madencilik Sektörü’nün ÇED Olumlu Kararlarının %28’ini, ÇED Gerekli Değildir Kararlarının ise %49’unu oluşturduğu görülmektedir.”

Çevre korumaya verilen önem ise her geçen yıl önemsizleştiği ise Gayrisafi yurt içi hasıla içindeki payında görülüyor. 2017 yılında Çevre koruma harcamalarına ayrılan pay, Gayrisafi yurt içi hasılanın % 1.1’i iken bu 2018 yılında hemen % 1’e indirilmiştir.

“Çevre koruma harcamalarının %47,5’ini atık yönetimi hizmetleri, %35,6’sını atık su yönetimi hizmetleri, %6,8’ini biyolojik çeşitliliğin ve peyzajın korunması, %3,6’sını toprak, yer altı ve yüzey sularının korunması ve kalitesinin iyileştirilmesi ve %6,5’ini ise diğer konularda yapılan çevre koruma harcamaları oluşturmuştur. Ayrıca gayrisafi yurt içi hasıla içindeki payı 2017 yılında %1,1 iken, 2018 yılında %1 olarak gerçekleşmiştir.”

Ülkemizdeki mevcut kullanılabilinir su kaynaklarının, kullanım alanlarına dağılımı da verilmiştir. Burada en dikkat çeken tarımsal sulamada kullanılan miktardır. Bu alandaki suyun kullanımını devletin ilgili birimlerinin iyi bir planlama ve doğru su kullanımını göstermeleri gerektiği kanaatindeyiz.

“Ülkemizde mevcut 112 milyar m3 kullanılabilir su kaynağının halen yararlanma oranı yaklaşık %39 olup, 32 milyar m3’ü sulamada, 7 milyar m3ü içme ve kullanmada, 5 milyar m3’ü sanayide kullanılmaktadır. Bu durumda ülkemiz su kaynaklarının yaklaşık %73’ü sulama, %11’i sanayi, %16’i kentsel tüketim için kullanılmakta iken bu oranlar Dünyada %70, %22, %8, Avrupa’da ise %33, %51 ve %16’dır.”

Yine bu rapora göre 2018 yılında kaynaklarda çekilen suların kullanıldığı alanlar ise şöyledir: Belediyelerin kullanım için çektiği su miktarı; 6.19 milyar m3/yıl. Termik Santraller için çekilen su miktarı; 7.87 milyar m3/yıl. İmalat Sanayine, 2.68 milyar m3/yıl. Sulama için çekilen su miktarı; 43.95 milyarm3/yıl ve diğer alanlarla birlikte yıllık çekilen su miktarı ise toplamda 61.24 milyar m3/yıl olmaktadır. Yani Belediye sınırları içinde yaşayan insanların kullanımından daha çok suyu Termik santraller ve İmalat sanayi kullanmıştır. Şöyle ki Türkiye’de yaşayan 84 milyon insanın kullandığı su miktarı 6.19 milyar m3/yıl iken Termik Santraller ve imalat sektörü yıllık 10.55 milyar m3/yıl su kullanmıştır. Hala yetkililer vatandaşın su tasarufunda bulunmasını istiyor. Termik Santralleri görmüyorlar…

2020 yılı Ağustos ayına kadar kurulu Enerji Santral sayıları ise şöyledir: 184 Biyokütle Enerji Santrali vardır. 54 Jeotermal Enerji Santrali vardır.(bunu 35 adedi sadece Aydın’da bulunuyor.) 15 adet İthal Kömürle çalışan Termik Santral vardır. 48 adet Linyit Kömürü ile çalışan Termik Santral vardır. 4 adet te taş kömürü ile çalışan Termik Santral çalışmaya devam etmektedir. Bunların yarattığı emisyonlar sonucu sera oluşumunu artık bizim tekrar etmemize gerek kalmamaktadır. Sayılar ortadadır.


https://webdosya.csb.gov.tr/db/ced/icerikler/tc-dr_2020-rapor-v18-web-20210217135643.pdf