Şairler ile Çocuklar Arasındaki Benzerlik


Şairler ile çocuklar arasında birçok bakımından benzerlikler bulunduğu göze çarpar. Çocuklar da şairler de nesnel gerçeklikten çok kendi gerçeklikleriyle hayatı anlamlandırır. Çocuklarla oyun oynadığınızda hayali bardaklardan kahveler içersiniz, bulutları ya da sıradan nesneleri başka varlıklara benzettiğini fark edersiniz. “Şu bulut ayıya benziyor”, “Bebeğim havada uçuyor” gibi cümleler kuran çocuk aslında var olan malzemeyi doğasındaki yaratıcılıkla nesnel gerçekliğe aykırı bir şekilde yorumlamaktadır. Bulut göstergesiyle yakın olması adına Nâzım Hikmet’in “Bulutlar Adam Öldürmesin” dizesine baktığımızda ise bir şairin de var olan estetik malzemeyi (bulutu), kendi gerçekliği içerisinde yeniden tasarladığı göze çarpmaktadır.

Çocukların gelişim süreci,  içinde bulunduğu kültür ve akranlarının kültürel değerleriyle de etkileşim içerisindedir. Çocuklar, akranlarıyla bir araya geldiği sürece kadar, yani topluluk/ grup içerisinde yer alana kadar kendi gerçekliklerini kendi özgürlükleri içerisinde gerçekleştirmektedir. Ancak ev dışında da bir varlık gösterme sürecine girdiğinde içinde bulunduğu grubunun, topluluğun, toplumun gerçeklikleriyle karşılaşır. İşte tam bu nokta şairle çocuğun yol ayrımlarından birisidir. Çünkü çocukların çoğu toplum tarafından diktelendiği gibi “masum” değillerdir. Bazı çocukların grup içerisinde yer alan diğer çocuklara – özellikle özgüveni düşük, sessiz kalan çocuklara- yaptığı zorbalıklar düşünüldüğünde bu her ne kadar henüz kişiliği oluşmamış çocuklar tarafından gerçekleştirilse de çok masum bir davranış olarak yorumlanamaz. İnsanda var olan “Sürü psikolojisi” bu grubun içerisinde yer alan çocukların zihnini de kontrol etmektedir. Bu nedenle gruba ait olabilmek, değer görebilmek, yani Maslow’un işaret ettiği duygusal ve sosyal ihtiyaçlarını karşılayabilmek için grup içindeki çocuklar zorbalığa başvurma yolunu seçmektedir. Burada dikkat çeken nokta ise çocuklar arası zorbalıklarda bile ahlaki olarak yanlış olsa da şiirsel bir yanın bulunmasıdır. Yazımın girişinde çocukların nesneleri başka varlıklara benzettiğinden bahsetmiştim. Çocuklar, zorbalık noktasında ise karşısındaki akranının kendince kusurlu gördüğü yanlarını başka varlıklara benzeterek şiirsel bir linç girişiminde bulunur. Örneğin kulakları eğri olan bir çocuğun “Kepçe”, kısa boylu olan bir çocuğun “Cüce”, uzun boylu olan bir çocuğun “Deve”, zayıf olan bir çocuğun “Çubuk” lakaplarına maruz kalması şiirdeki istiare sanatının gündelik hayattaki şeklidir. Şair ile çocuk arasındaki fark ise şair, kusurları örten bir şiirsel dil kullanırken, çocukların kusurları daha görünür kılan benzetme yollarına gitmesidir.

Şairler ile çocuklar arasındaki bir diğer benzerlik ise sorgulayıcı olmalarıdır. Orta yaşta bir insana her gün defalara geçtiği yol hiçbir heyecan vermezken, söz konusu yol çocuklar için hayret vericidir. Çünkü çocuk o yolu, orta yaştaki birisi kadar görmemiştir ve bu nedenle bu yola heyecanla bakar. Aynı durum şairler için de geçerlidir. Gözlem yapma hastalığı bulunan şairler geçtiği yolları, ufak detayları, insan ilişkilerini ve bunun gibi birçok unsuru gözlemleme telaşındadır. Bu nedenle şairler için her gün geçtiği yol bile değişik imgeler fısıldayabilecek bir heyecana sahiptir. Şairler dışında kalan insanlar sıradan olayları sıradan şekilde yorumlarken çocuklar ve şairler sorgulama yoluna gider. Nitekim çocuklarla sohbet ettiğinizde en çok duyacağınız kelime “neden” dir. Sizinle 3 yaşındaki yeğenim Ela ile ufak bir diyalogumuzu paylaşmak istiyorum:

   -Ben yemek yemeye gidiyorum
    – neden
    – acıktım
   – neden acıktın
   – yemek yemediğim için acıktım
   – yemek yemediğin için neden acıktın

Bu diyaloga baktığınızda ilk başta sıradan bir sohbet olarak düşünebilirsiniz. Ancak böyle düşünmenizin sebebi yemek ihtiyacının acıkma durumunun ardından gerçekleştiğinin bilincinde olmanızdır. Oysa bir çocuk hayata bir kaşif merakıyla bakması nedeniyle yetişkinlerin sıradan bulduğu şeyleri sorgular. Yemek yemeye gitmenin sebebi acıkmakken, acıkmanın nedenini sorgulamak olağan üstü bir durum değil midir? Şairlerdeki sorgulama sürecine baktığımızda ise her gün yürüdüğü yolun neden her gün yürüdüğü yol olduğunu bile sorguladığını fark ederiz. Kullandığı kelimeleri neden bu anlamlarıyla kullandığını, evdeki nesnelerin başka hangi varlık alanlarının bulunduğunu düşündüğünü gözlemleriz. Görüldüğü gibi bu noktada da şairler ile çocuklar arasında belirgin bir benzerlik söz konusudur.

Tüm bu unsurları düşündüğümüzde şairler ile çocuklar arasında benzer özellikler bulunduğunu söylememiz mümkündür. Bu özellikler şairler ile çocukların kişilik özelliklerine göre değişiklik göstermesi nedeniyle farklılık gösterse de  benzerlikleri de yadsınamaz derecededir. Nitekim var olan gerçekliği değiştirmek isteyen şair istiare ve benzetme sanatlarını bu amacına yönelik kullanırken, akranlarıyla dalga geçmek isteyen çocuk ise karşısındakini linç etmek amacıyla istiare sanatına başvurmaktadır. Görüldüğü gibi belli başlı farklılıklar gösterse de çocuklar ile şairler arasında belirgin özellikler bulunmaktadır.  

Ahmet UÇAR