“Sağlıkta Şiddet Artarak Devam Ediyor”


17 Nisan’da yürürlüğe giren Sağlıkta Şiddet Yasası’na rağmen, sağlık çalışanlarına yönelik saldırılar durmuyor. Sağlık ve Sosyal Hizmet Çalışanları Sendikası (Sağlık-Sen) Ocak ayı Sağlıkta Şiddet Raporu’nu yayımladı. Kamuoyuna ve medyaya yansıyan olayların derlenmesiyle hazırlanan raporda, Ocak ayı boyunca sağlık kuruluşlarında 13 şiddet olayı yaşandığı açıklandı. 13 olayın 10’unun hem sözlü hem fiili, 2’sinin sözlü, 1’inin ise taciz şeklinde yaşandığı bilgisi paylaşıldı.

19 sağlık çalışanının şiddete maruz kaldığı bu olaylarda 45 saldırgan yer aldı. Rapora göre şiddet olaylarının 10’u hasta ve hasta yakınları, 1’i yönetici, 2’si de “kendini bilmez kimseler” tarafından gerçekleştirildi. Sağlık çalışanlarına şiddet uygulayan saldırganların 22’si ifadeleri alındıktan sonra serbest bırakıldı, 2’si tutuklandı, 19’u hakkında hiçbir işlem yapılmadı, 2 saldırgan hakkında ise adli soruşturma başlatıldı.

Şiddet olaylarının 11’inin hastanelerde, 2’sinin saha çalışmalarında yaşandığının kaydedildiği raporda, şiddete maruz kalan sağlık çalışanlarından 6’sının doktor, 6’sının hemşire, 4’ünün 112 çalışanı, 3’ünün de farklı alanlarda görev yapan sağlık personeli olduğu aktarıldı.

Sağlık-Sen’in geçen ay yayınladığı ve 2020 yılının son altı ayını kapsayan raporda da kamuoyuna yansıyan 117 şiddet olayının meydana geldiği bildirilmişti. 361 saldırganın yer aldığı bu olaylarda 231 sağlık çalışanının şiddete maruz kaldığı kaydedilmişti.

“Sağlıkta şiddet bireysel değil organize gerçekleştiriliyor”

Raporda, Birleşmiş Milletler (BM) tarafından 2021’in “Sağlık Çalışanları Yılı” kabul edildiği hatırlatılarak, sağlıkta şiddetin son bulması için bunun milat kabul edilmesi istendi. Raporda “Ancak bunun için alınacak yegane tedbirin, sağlık birimlerindeki iç güvenlik önlemlerini artırmak olmadığı da açıktır. Çözüm yolu, yaşlısından gencine, hastasından sağlıklısına 84 milyonun topyekun duyarlılık göstermesinden geçmektedir. Bunun da yolu bir sağlık çalışanına uygulanan şiddetin, 84 milyona yönelik olduğu anlayışının içselleştirilmesinden ve ona göre tavır alınmasından geçmektedir. İnsani olan da ahlaki olan da hukuki olan da budur” ifadeleri kullanıldı.

Sağlık-Sen Başkanı Semih Durmuş, sağlık çalışanlarının Corona virüsü salgınıyla zorlu koşullarda mücadele ettiği bir dönemde şiddete uğramasına tepki gösterdi. Raporun yalnızca kamuoyuna yansıyan şiddet olaylarını kapsadığını, birçok olayın gündeme gelmediğini vurgulayan Durmuş, “Her ay sağlıkta şiddet raporu yayımlıyoruz. Sağlıkta şiddetin azalmadığını aksine artarak devam ettiğini görüyoruz. 2020 yılı nasıl geçmişse 2021 yılının verileri de Ocak ayı itibariyle benzerlikler gösteriyor. Yani aynı şekilde şiddet devam ediyor” dedi. 19 sağlık çalışanına yönelik olaylarda 45 saldırganın yer aldığına dikkat çeken Durmuş, “Yani her bir şiddet vakasını 3-4 kişi birlikte gerçekleştiriyor. Bireysel bir tutum ve davranış değil, sanki organize bir şeymiş gibi karşımıza çıkıyor. Sağlık çalışanları bunlara karşı kendini koruyabilme noktasında ne yapabilir? Tabii ki hiçbir şey yapamaz. Kendini savunmaktan başka, ortamdan uzaklaşma çabası içinde olmaktan başka yapabileceği hiçbir şey yok” diye konuştu.

“Vatandaş devletin varlığını hissederse şiddet uygulayamaz”

Sağlıkta şiddetin önlenmesinde etkin ve caydırıcı yasaların gerekliliğine dikkat çeken Durmuş, “Bunları koruyacak olan yasadır, devletin varlığıdır. Yargının üzerine bu noktada çok ciddi görevler düşmektedir. Yargı bu tür saldırıları gerçekten ciddiye almalı, saldırganların saldırı yöntemlerini ortadan kaldıracak tedbirler üretmeli. Bu cezaları ağırlaştırmalıdır ki insanlar şiddet uyguladıklarında bunların ağır cezalarının olduğunu bilsinler ve kendilerini geri çeksinler. Hastanelerde de sağlık kurumlarında da devletin varlığını vatandaş hissederse orada şiddet uygulayamaz diye düşünüyoruz” dedi.

Sağlık çalışanlarına yönelik suçlarda cezaların yarı oranında artırılmasını öngören sağlıkta şiddetin önlenmesine ilişkin en son düzenleme, 2020 yılı Nisan ayında yapıldı. Düzenlemeye göre, görevleri sebebiyle sağlık çalışanlarına karşı işlenen, Türk Ceza Kanunu’nda yer alan ‘kasten yaralama’, ‘tehdit’, ‘hakaret’ ve ‘görevi yaptırmamak için direnme’ suçlarında ilgili kanunlara göre belirlenecek cezalar yarı oranında artırıldı. Söz konusu suçlarda Türk Ceza Kanunu’nda yer alan hapis cezasının ertelenmesi hükmünün de uygulanmayacağı yasaya girdi.

“Caydırıcı cezalar uygulanmıyor”

Ancak Durmuş, sağlıkta şiddet olaylarında yasaların uygulanarak caydırıcı cezaların verilemediği görüşünde. Ankara Keçiören Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde 21 Eylül 2020’de sağlık personelinin kapıyı tutarak kendilerini korumak zorunda kaldığı saldırı olayını hatırlatan Durmuş, “Bunların karşılığında orada bu tür saldırıları yapmış olan kişiler caydırıcı nitelikte bir ceza almıyorlar. Çok hafif cezalarla tekrardan toplumun arasına karışıyorlar. Dolayısıyla bunlar olumsuz örnek teşkil ediyor. Şiddet uygulayacak olan diğer kişilerin cesaretini arttırıyor. Halbuki sağlıkta şiddet uygulayacak olan bir kişi bunun cezasının çok ağır olduğunu bilmeli” dedi. Raporda saldırganlardan ikisinin mahkeme tarafından adli kontrol şartıyla tahliye edildiği, saldırganlara getirilen tek yasağın ise “konutu terk etmeme” olmasının pandemi koşullarında manidar olduğu ifade edildi.

Diğer yandan raporda, Bursa’da dişini çekerken canını yaktığını iddia ettiği hekimi bıçakla yaralayan şahsa verilen 11 yıl 8 aylık hapis cezasının İstinaf Mahkemesi tarafından bozulduğuna da yer verildi. Doktora yönelik bıçaklama eylemine devam etmemiş olması sebebiyle sanığın cezasının 6 yıl 3 aya indirildiği, bu kararla birlikte tahliye edildiği kaydedildi.

“Şiddete giden yolu ortadan kaldırmalıyız”

Sağlık çalışanlarının yaşadığı şiddet olaylarında gerekli güvenlik tedbirlerinin alınması ve yasal sürecin başlatılması için başvurabildiği Sağlık Bakanlığı’nın ‘beyaz kod’ uygulamasının da bu olayların gün yüzüne çıkmasına katkı sağladığını söyleyen Sağlık-Sen Başkanı Durmuş, bu uygulama üzerindeki şikayetlerin kamu davası niteliğinde olduğunu hatırlattı. Bu yolla sağlık çalışanıyla şiddet uygulayan saldırganın yargı sürecinde karşı karşıya kalmasının da önüne geçilmeye çalışılıyor.

Durmuş, “Sağlık çalışanları eskiden karakola giderek ifadelerini veriyorlardı. Artık kendi kurumlarında karakola gitmeden, adliyeye gitmeden ifadeleri alınır oldu. Bunları kamunun avukatları savunur oldu. Bir dizi tedbirler alındı. Ama bu tedbirler şiddet uygulandıktan sonrasına yönelik tedbirler. Bu tedbirlerin de sonuç itibariyle yeterli düzeyde şiddeti azaltmadığını görüyoruz. Dolayısıyla bizim asıl şiddete giden diğer unsurları önlememiz ve ortadan kaldırmamız gerekiyor. Buna kafa yormamız, bunlara yönelik çözümler üretmemiz gerekiyor” şeklinde konuştu.

“Şiddetin nedeni sağlıkta dönüşüm politikaları”

İzmir Tabip Odası Başkanı Dr. Lütfi Çamlı da cezalarla caydırıcılık sağlanabileceğini ancak sağlıkta şiddetin tamamen önüne geçilemeyeceği görüşünde. Basına konuşan Çamlı, “Sağlıkta şiddetin yapısal birtakım nedenleri var. O da ülkemizde uygulanmakta olan sağlıkta dönüşüm politikaları. Sağlıkta dönüşüm politikaları hastanın beklentilerini artırmıştır. Yani sağlık hizmetinde hastaya adeta her şeyin her an sunulabileceği sanal bir ortam yaratmaya çabalanmıştır. Dolayısıyla hastanın beklentilerinin yüksek olması, daha doğrusu kışkırtılmış bir sağlık talebinin ortaya çıkması, bu beklentilerinin karşılanamaması durumunda şiddete dönmektedir. Sağlıkta dönüşüm politikalarında tırnak içinde müşteri memnuniyeti ön planda tutulduğu için yani sağlığın kalitesi değil de algısı iyi tutulmaya çalışıldığı için ne yazık ki beklentilerin de böyle yüksek tutulması çoğu zaman sağlık çalışanına şiddet olarak geri dönmekte” dedi.

Çamlı, AKP’nin iktidara geldikten sonra 2003 yılında sağlık hizmetlerine erişimin kolaylaştırılması amacıyla uygulamaya başladığı Sağlıkta Dönüşüm Programı’yla ortaya çıkan yüksek hizmet beklentisi dizginlenmeden şiddet sorununun çözülemeyeceğini kaydetti: “Sağlıkta dönüşüm politikalarının sağlıkta kaliteyi değil de niceliği önceleyen, yani ‘ne kadar çok hasta bakılırsa, ne kadar çok hasta ameliyat edilirse sağlık hizmeti o kadar yüksek olur’ düşüncesinden bir kere uzaklaşmamız gerekiyor. Hekimlerin ya da sağlık çalışanlarının hastalarına daha kaliteli bir sağlık hizmeti verebilmesi için, hastaya ayırdıkları süreyi daha uzun tutabilmesi için performans ya da buna benzeri sistemlerden vazgeçilmesi gerekiyor.”

“Hastanelerde iç güvenlik yeterli değil”

9 Şubat’ta Rize’de hastanede kadın psikiyatri doktoruna orakla saldırıldığını hatırlatan Çamlı, hastanelerde iç güvenlik önlemlerinin de artırılması gerektiğini belirtti. Çamlı, “Sağlık çalışanlarının sağlığı ya da güvenliği işveren olarak Sağlık Bakanlığı’nın ciddi bir şekilde düzenlemesi gereken bir konudur. O yüzden hastanenin giriş-çıkışlarında mutlaka düzenli kontroller yapılmalıdır. Bir AVM’ye girerken bile bir taramadan geçiriliyorsunuz. Bugün birçok resmi kuruma, vergi dairesine ya da adliyeye girerken bile ciddi bir arama, tarama güvenlik bariyerinden geçiyorsunuz. Oysa hastanelerimizde böyle değil. Orakla, daha önce silahla, bıçakla, birçok yaralayıcı ateşli ya da ateşsiz silahlarla hastanelere girilmiş ve sağlık çalışanlarına şiddet uygulanmıştı” dedi.

“Şiddet dili ortadan kaldırılmalı”

Hasta-hekim iletişiminin önemini de vurgulayan Çamlı, bu iletişimde yaşanan sorunlara yönelik sağlık kuruluşlarında iç eğitimler düzenlenmesi gerektiğini söyledi. Özellikle ülkeyi yönetenlerin şiddet dilini terk ederek sağlıkta şiddetin önlenmesine katkı yapacağını söyleyen Çamlı, “Ne üzücüdür ki şu ana kadar yüzlerce binlerce sağlık çalışanı şiddete maruz kalmasına rağmen ülkeyi yöneten en tepe noktadaki isimlerden ciddi bir kınama duyamadı, sağlık çalışanları. Bakanlık tarafından bu anlatılanların çok da ciddiye alınmadığı, başta Türk Tabipler Birliği olmak üzere sağlık meslek örgütleriyle bu alanda ortak bir çalışma, ortak bir anlayışla olayın üzerine gidilme çabası olmadığını üzülerek görmekteyiz. Burada başta Türk Tabipler Birliği ve diğer sağlık meslek örgütleri konunun bir bileşimi. Onlar da alınacak tedbirlerde masada olmalı” ifadelerini kullandı.

Şiddet dilinin ortadan kaldırılmasında televizyondaki yapımların büyük görev alabileceğini ifade eden Sağlık-Sen Başkanı Durmuş da “Bu şiddet sadece sağlıktaki bir sorunumuz değil, toplumun genelinin bir sorunu. Dolayısıyla sağlıktaki bütün bu şiddet vakalarının ortadan kaldırılabilmesi için toplumun geneline görev düşüyor. Özellikle dizi filmlerine, televizyon programlarına çok görevler düşüyor. Oradaki şiddet vakalarının bir kahramanlık örneği olarak topluma sunulmaması gerekiyor. Topluma doğru örnekler verilirse ben toplumun bilinçaltına doğru örneklerin yerleşeceğine inanıyorum. Dolayısıyla sağlıkta şiddet bu yönüyle ortadan kaldırılabilir” diye konuştu.