Müzik ve Öteki


Çok eski çağlarda yazılmış bir şiire denk geldim bu gün. Diyor ki: Herkesin ölüsü kendine kutsal; Çingene mezarlığında piramitler vardır.

Bu şiir üzerine epeyce düşündükten sonra üzerimde oluşturduğu etkiyi sorgulamaya başladım. Bana göre burada bir ötekileştirme hissi var.

İnsanlar çağlardan beri kendilerini ait hissettikleri gruplar içerisinde uyumlu olmaya çaba gösterirlerken, diğer tarafa ait olduğunu düşündükleri bireyleri ötekileştirerek daha hafife alma veya eleştirmek zorundaymış hissine kapılıyorlar sanki.

Zihnimizdeki “önyargılar” ile karşımızdaki “öteki” arasında net bir ilişki vardır.

Önyargılarımız arttıkça öteki’ni giderek daha itici ve tehlikeli algılamaya başlarız. Ötekinden kaçındıkça ve onunla çatıştıkça da ona ilişkin yeni ve daha güçlü önyargılar ediniriz. Ötekiyle aramızda bir duvar varsa, bu duvarın harcı önyargılarımızdır diyor sevgili Cüceloğlu. Yattığı yer incitmesin ne güzel adamdı.

Müzik dünyasında da ilk çağlardan beri süregelen ötekileştirme konusu, toplumların müzikal anlayışları ve hatta bestecilerinde bile araştırma konularına tez olacak kadar belirgin gözüküyor.

Özellikle Batı dünyası, kişisel gelişimde olduğu gibi kendi üstünlüğünü ispat edebilmek için  müzik sanatında da doğuyu ve doğuluyu hor görerek, incitecek düzeyde aşağılayarak kendine yer açmaya çalışmış ve adına oryantalizm diyecek kadar geniş bir konuya malzeme olmuş.

Bir yandan da aslında Osmanlı Saray müziğini çok merak etmişler, keşişlerle, gezilerle, hatta bizzat besteciler ziyaret ederek, makamsal tınılara bence hayran olmuşlar.

Tabii bu hayranlıklarını dile getirememişler ama o etki ile yazdıkları müziklerin içinde bolca makamsal dizileri kullanarak,çok farklı dokular ile ünlü olmuş eserlere imza atmışlar.

Müzikle ilgili yaptığım araştırmalarda oryantalizm konusunu okurken baktım ve çok şaşırarak gördüm ki doğunun etkisinde kalarak eseler veren bestecilerin sayısı ne kadar da çokmuş. Ben tam 43 besteci ve eserine ulaştım. Tüm eserleri de dinleyerek makamsal kısımlarını nota üzerinden analiz etmeye uğraştım. İnanın yaptığım çalışmalar içinde en keyif aldıklarımdan biriydi.

Çok bilinen eserlerden Mozart’ın Türk marşı gibi severek dinlediğimiz, Korsakof’un

Şehrazat’ı, Debussy’nin Arabeskleri, Strauss’un Mısır ve Poloveç dansları, hatta Borodin’in Prens Igor operasının içinde yer alan yine Poloveç danslarına kadar çok sayıda eserde oryantalist dokular olması, makamsal müziğe olan ilginin giderek artması, müzik formları dersime konu yaptığım şarkiyatçılık meselesi, incelenmeye değer modal yapılar batılıların doğululara bakış açısını çok şık özetliyor.

Siz ne düşünürsünüz bilmem ama her ne kadar ötekileştirmeye uğraşmış olsalar da gizli bir hayranlık ve kıskançlık seziyorum ben.

Hem Strauss hem de Borodin’in Poloveç dansları bestelemesi çok manidar değil mi?

‘Poloveç’ Rusların Türklere verdiği bir isimdir. Kimi ‘ Soluk Benizli’ diye, kimi de

‘Ova İnsanı’ diye yorumlar, Kuzey Türkleri sarışın , bazen de kızıl saçlı idiler. Kafkas Türklerinde de bu izlenir. Anadolu’nun çeşitli yörelerinde yerleşmiş Yörüklerde de çok ‘Soluk Benizli’ vardır.

Sen hem soluk benizli de, hem de operalarına konu yap, üstüne müzikler bestele. Bunun içinde gizli hayranlık yatıyor bence.

Aslında aynı mesele resim sanatında da dile gelmiş.

Bazı resimlerin anlattığı hikayeleri okuyunca, müzik gibi resimde de oryantalizm vurgusu ilgimi çekti.

Jean-Léon Gérôme’nin 1879 da resmettiği Yılan Oynatıcısı isimli tabloda

Çıplak bir genç çocuk, yanında bir adam flütünü çalarken bir yılan tutuyor ve farklı yaşlardan bir grup erkek onu izliyor. Erkekler renkli türbanlar ve giysiler giyiyorlar ve sahnenin geçtiği oda güzel Arabesk karolara ve taş bir zemine sahip.

Oldukça erotik olduğu düşünülen bu Gerome tablosunda,

Doğu, egzotik, yozlaşmış, şehvet düşkünü, sırlarla dolu bir yer olarak gösterilmiş.

O dönem sanatında doğu yalnızca şehvet düşkünlüğüyle değil, aynı zamanda kan ve kılıç objeleriyle de barbar bir toplum olarak yansıtılmak istenmiş.

Antoine Jean Gros’un  1804

Napolyon Yafa’daki Veba Evinde isimli tablosunda da

Napolyon’un vebadan hasta olan Fransız askerlerini ziyaret etmek için Yafa’ya

gittiği bir sahne resmedilmiş. Napolyon tarafından görevlendirilen askerlere infaz edin emrini verdiği düşünülüyor. Resimde bir adamın yarasına dokunduğunu bile gösteriyor.

Günümüzde de

Kingdom of Heaven film müziğinde

Vangelis’in Roxane’s Dance adlı müziğinde ve

Yanni’nin 1001isimli çalışmasında yine ötekileştirme ve oryantalist bakış açıları görüyoruz.

Eserleri merak edip dinlemek isteyen olursa bana ulaşsın hemen link atarım ve nerede oryantalist doku var dadika saniye olarak da belirtebilirim.

Bence bizler bile bu günün insanları olarak bazen birbirimizi ötekileştirip,değiştirmeye çalışarak başarısız insan ilişkilerine imza atmıyor muyuz?

Sanat alanında üzerine eserler verilmiş olan bu konuyu biz insanlar iyice özümseyip, birbirimize olan toplumsal bakış açımızı genişletmek, yenilemek adına bir daha değerlendirsek ve hatta aslında her bir insanın sanat eseri olduğunu hissederek kendi eserlerimize boyut katmayı düşünsek, bireysel ve toplumsal atılımlarla yürüsek, hatta koşsak çok güzel olmaz mı?

Gülnur ÜNLÜTÜRK
Latest posts by Gülnur ÜNLÜTÜRK (see all)