Kafe Kültürü


Gidilen mekânlarda kenarda hissetme duygusu ne acayip! Mekân dediğim; yalnız başına kahveni yudumlarken bir şeyler okuduğun yazıp çizdiğin bir kafeden söz ediyorum aslında. Basit, gelenekli, mütevazi ve zarif.
Mahallenin kahvesi gibi bir şey…

Cihangir’deki kafelere gittiğimde kendimi kenarda hissediyorum oraya ait değilim.
Karaköy’deki kafelerde de aynı hisleri taşıyorum.
Taksim’de de öyle..
Bağdat Caddesi, Nişantaşı keza öyle..
Moda’da gençliğim geçti oralar da değil..
Çay bahçeleri vardır eski, köylü kurnazı esnafın tavrından dolayı hiç çekilmez hâlde..
‘Bebek Kahve’ falan mı dediniz… Kendi klanını oluşturmuş, körler sağırlar misali varoluşunu sürdürür her daim..
Pierre Loti tepesi orası da değil..
Hacı Mustafa 1864’e gidin dekorasyona bakınca anlayacaksınız söylediklerimi..
Balat son zamanlarda oldukça popüler hâle gelmeye başladı oraya da uzağım..
AVM’lerde girdiğin karaktersiz mekânlar mı onları da geçiniz…
Üsküdar, Salacak, Kuzguncuk oralar da değil benim için.
Dekorasyon dergilerinden çıkma, ya da üst üste konulan oradan buradan toplanmış eski eşyalarla dekore edilmiş veya bir mimara verilerek -al kardeşim yap bir şekil- denilerek meydana gelen karakteri oluşmamış mekânlar..
Sadece Karaköy Lokantası’nda devam eden geleneği hissederim ama orası da kafe değil..
Arnavutköy, Bebek, Sarıyer oralarda da yok vallahi..

Aslında yanlış bir şeyi sorguluyorum sanırım, kafe kültürü bize ait bir şey değil en temelinde..
Ama gene de yaratılanlar bir acayip!

Aynı kalan hiçbir şey yok, geleneğin devam edebildiği hiçbir yer yok..
Çocukluğumun ‘Baylan Pastanesi’ var onun da müdavimleri yok artık!

Bana da ne oluyor ki değil mi..
Pek tabii öyle belki de..
Orada kenardasın burada bilmem ne..
Öyleyim vallahi..

Tabii ben buralarda Paris’teki dünyanın en eski kafesi olduğu kabul edilen 1686’dan beri varlığını sürdüren Le Procope, Café de la Paix, Les Deux Magots, Café de Flore, Viyana’daki Cafe Central’i falan bulacağımı mı zannediyorum. Onu bulmayayım ama bizden olan şeylerle varlığını sürdüren, gelenekli bir sıcaklığa da mı hasret kalacağız?

Kafe kültürü 1990’lı yılların başında İstanbul’da oluşmaya başladığında bir ince belli çay bardağının dahi bu mekânlara girebilmesi yılları aldı. Küçümsenirdi hatta..

Görüntüsü modern Avrupa kafelerini andıran ama içerisine konan hiçbir objenin zamanla karakter oluşturamadığı irite eden mekânlar…

Tarihi Vefa Bozacısı bile aynı kalmadıktan sonra ben neden konuşuyorum ki..

Arzu BURSA
Latest posts by Arzu BURSA (see all)