Hak, hukuk, adalet ve toplumsal meşruiyet

15 Şubat 2019’ya Yeni Yaşam Gazetesi’nde yazmıştım. 31 Mart yerel seçimleri öncesi Saray kaynaklı kulis haberlerinde AKP’nin, Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin nasıl çıkarılabileceğini düzenleyen Anayasanın 104. Maddesindeki sınırlayıcı hükümleri aşma planından söz ediliyordu. Başkanlık rejiminin sorunsuz devamı için AKP, 31 Mart yerel seçimlerinden sonra Anayasada açıkça yasayla düzenleneceği öngörülen alanlar dışındaki tüm yasaları kaldırmayı planlıyordu. Çünkü Anayasanın 104. Maddesine göre, “Cumhurbaşkanı, yürütme yetkisine ilişkin konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarabilir. Anayasanın ikinci kısmının birinci ve ikinci bölümlerinde yer alan temel haklar, kişi hakları ve ödevleriyle dördüncü bölümde yer alan siyasi haklar ve ödevler Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle düzenlenemez. Anayasada münhasıran kanunla düzenlenmesi öngörülen konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılamaz” hükmünü aşma çabasıydı.

Mevzuatta yapılacak tarama sonucunda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılmasını engelleyen ve yönetmelikle düzenlenebilecek mevcut yasaların tümü ya da bazı maddeleri meclisten çıkarılacak torba yasalarla yürürlükten kaldırılması düşünülüyordu. Böyle bir durumda Erdoğan, anayasal engele takılmadan her konuda kararname çıkarabilecek ve yetkileri daha da sınırlandırılacak meclis ise göstermelik bir kurum haline getirilecekti.

31 Mart seçiminin ortaya çıkardığı tablo nedeniyle merkezin yerelde vesayet sorunu önem kazanınca Bahçeli, “Büyükşehirleri seçelim, o da ilçe belediye başkanlarını seçsin” diyerek rejimin tahkimatına yönelik bir öneri yaptı. Bu öneri, Büyükşehirlerde belediye başkanlığının başka partiden, belediye meclisindeki çoğunluğa ise farklı partinin sahip olmasından kaynaklı ortaya çıkacak sorunlara çözüm üretmek gibi görünse de, Bahçeli’nin asıl amacı Cumhur İttifakı’nın kaybettiği Büyükşehirleri yeniden ele geçirmek ve rejimi tahkim etmekti.

30 büyükşehirde belediye başkan adayının ekibi ile birlikte seçime girmesi, oy pusulasında büyükşehir belediye başkan adayının isminin altında birlikte çalışacağı ilçe belediye başkanlarının da yer alması, yani büyükşehir ve ilçe belediye başkan adayları tek pusulada olmasını içeren bu öneri, AKP tarafından olumlu karşılandı. AKP Grup Başkanı Naci Bostancı, “Sayın Bahçeli, kamu hizmetinin daha iyi verilmesi ve büyükşehir belediye başkanı ile ilçe belediye başkanı arasında, hizmet etme çalışmalarını, çabalarını sekteye uğratacak siyasal farklılıkların olmaması için, bu değerlendirmeyi yaptığı kanaatindeyim. Buna ilişkin çalışmalar ortak mutabakat ile yapılır” diyerek konunun Cumhur İttifakı gündemine girmesini sağladı.

AKP tarafından kabul edilebilir görünmesi üzerine hızını alamayan Bahçeli bu kez, “Büyükşehirlerde muhtarlıkların kaldırılmasını” önerdi. “Büyükşehirlerde muhtarların eskisi kadar etkin olmadığını, bu yüzden yeni bir düzenleme yapılması gerektiğini” vurgulayan MHP kurmayları bu iki öneriyi revize ederek AKP’ye sundu. Böylelikle daha önce AKP’nin üzerinde çalıştığı ve büyükşehirler dışında kalan illerin “Bütünşehir” kapsamına alınmasını öngören taslak ile birlikte TBMM’ye getirme süreci başladı.

“Bütünşehir” projesi, yerel yönetimlerin “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne uyumunu” içerecek yeni düzenlemeleri içeriyordu. AKP tarafından 2018 yılı başında gündeme getirilmiş ve 22 Şubat 2018’de kamuoyuna açıklanması planlanmasına rağmen, bu değişikliğin hayata geçirilmesi 31 Mart yerel seçimlerinden bir yıl önce yapılması gerektiğinden ve o günlerde gündemde erken genel seçimler olduğundan taslağın kamuoyuna açıklanmasından vazgeçilmişti.

Bu taslağa göre, 30 büyükşehrin dışında kalan iller “Bütünşehir” sayılacak ve Büyükşehirlerde olduğu gibi tüm belde belediyeleri kapanacak ve merkeze bağlanacaktı.  İllerdeki “Merkez ilçe” statüsü son bulacak, Bütünşehire geçilecek illerde belde belediyeleri ve köy muhtarlıkları kalkacaktı. Merkeze bağlı köyler de mahalleye dönüştürülecek. İl özel idareleri aracılığı ile verilen hizmetler kaynaklarıyla birlikte il belediyesine geçecekti. Yerel seçimlerde kırsaldaki seçmen de il belediyesine oy atmış olacaktı.

Şimdi, yerel seçimlerden sonra ortaya çıkan durumdan dolayı başkanlık rejiminin tahkimatı, özellikle de merkezin yerel yönetimler üzerindeki vesayetinin daha sıkı kurallara bağlanması önem kazanıyor. 31Mart’ta geleceğini riske sokacak düzeyde bir seçim yenilgisi yaşayan AKP-MHP koalisyon iktidarı, İstanbul, Ankara, İzmir, Adana, Mersin ve Antalya gibi kentlerin büyük rantını kaybetmek istemeyecektir. Çünkü sadece iktidarın değil, iktidara destek olan İslami cemaatlerden derneklere, ihalelerden beslenen yandaş müteahhitlerden iktidar destekli yeni zenginlere kadar, geniş bir kesimin beslendiği rantlar bu kentlerde yoğunlaşmıştır. Dolayısıyla iktidar başta bu Büyükşehirler olmak üzere muhalefetin elindeki yerel yönetimleri çalıştırmamak ve rantları kontrol etmek için her türlü merkezi vesayet düzenlemesini yapmaktan kaçınmayacaktır.

Bu bağlamda iktidarın ilk planda yapabileceklerini şöyle sıralayabiliriz: Cumhurbaşkanı, Strateji ve Bütçe Başkanlığı vasıtasıyla bu kentlere kaynak aktarmayacak, belediyelerin yaptığı ihalelere müdahale edecek, bu kentlerin tüm imar yetkilerinin Çevre ve Şehircilik Bakanlığı çatısı altına toplanması sağlanacak, borçlu olan ve el değiştiren belediyelerden borçların hızla tahsil edilmesi için yaptırımlar uygulayacaktır.

Bütün bunları düşünerek muhalefet hızla kendini toparlayarak hak, hukuk, adalet ve toplumsal meşruiyet temelli demokratik muhalefet başlatmalı, bunun için tüm devrimci ve demokratik güçleri kapsayan geniş demokratik platformlar kurmalıdır.

 

Bunları da beğenebilirsin Yazarın diğer kitapları