Ermeni Soykırımı


Ermeniler, Asurlular, Romalılar, Persler gibi 3.000 yıllık bir tarihe sahiptir. Dolayısıyla sınıflı bir toplumun mensubu olarak Ermenilerin tıpkı Romalılar, Bizanslılar, Persler, Osmanlılar, Araplar ve Kürtler gibi inişli çıkışlı ilişkileri olmuştur. Filologlar “Ermenia-Armania” kelimesini Farsçada “yüksek ülke”, “dağlık ülke” anlamına geldiğini söylüyorlar. Anadolu’nun doğu ve kuzey bölgelerinde zamanla Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da Kürtlerle yaşamış, tarihi süreç içinde kuzeye ve batıya doğru göç ederek yayılmışlardır. Güneyde Kilikya Bölgesi denen Adana, Mersin ve Alanya bölgesinde yaşadılar. Zamanla Bursa, Kayseri, İstanbul, Kütahya, İzmir, Diyarbakır, Halep ve Beyrut’a kadar uzandılar. 1375 yılında Kilikya’daki Ermeni Krallığı, Memluklular tarafından yıkılınca Müslümanların egemenliği altına girdiler. Osmanlı döneminde mimarlık, ticaret, sanat ve müzik ile uğraştılar. Mardin Antik kenti Ermenilerin mimarideki erişilmez başarısıdır. Ermeni Alfabesi, 4. yüzyıldan beri vardır. İttihat ve Terakki’nin hâkim olduğu dönem öncesinde Osmanlılar ile olan iyi ilişkilerinden dolayı “sadık millet” olarak kabul görmüşlerdi. Sözü fazla uzatmadan Ermeni Soykırımı’na kısaca değinmek istiyoruz.  

Birleşmiş Milletler’in Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılmasına Dair Sözleşmesi, soykırımı “ulusal, etnik, ırksal ya da dinsel bir grubun tamamen ya da kısmen imha etme niyeti ile işlenen eylemler” olarak tanımlamıştır.  

9 Aralık, 1948 tarihinde Birleşmiş Milletler Genel Kurulu Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi’ni kabul etmiş ve 1951 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Sözleşme, avukat Raphael Lemkin tarafından Ermeni Kırımına, Simele Katliamına ve Holokost’a (Yahudi Soykırımı) atfedilen soykırım terimini yasal olarak tanımlamaktadır. Sözleşmeye taraf ülkeler, soykırım suçunu önlemek ve cezalandırmakla yükümlüdürler. Sözleşmeye onaylayan ülke sayısı 140’tır. [1] Türkiye Sözleşmeyi 23 Mart 1950’de onaylamıştır. 5630 Sayılı Onay Kanunu 29 Mart 1950 gün ve 7469 Sayılı Resmi Gazete’de yayınlanmıştır. 

Bir asrı aşkın geçen süreden bu yana iç savaş ve tehcirlere baktığımızda toplumumuz adeta iki zıt kutup haline gelmiş, özellikle ulusalcı sol milliyetçi diye geçinenlerle sağıcı milliyetçi ve ırkçı gruplar tarafından Ermeni soykırımı reddedilmekte, yaşanan olayları soykırım olarak kabul edenler adeta “düşman” ilan edilmektedir. Tarafsız gözlemciler, liberalistler ve sol gruplar ile dünya kamuoyu Ermenilere uygulanan eylemleri “soykırım” olarak kabul etmektedir. Soykırımı kabul etmeyen ülkeler de Türkiye ile olan ilişkilerin tehlikeye girmesinden çekindiklerine yorumlanıyor. Soykırımı reddeden Türkiye ile Pakistan ve Azerbaycan’dır. Türkiye ve Azerbaycan, olayları soykırım olarak herhangi bir ülke tarafından tanınması durumunda açıkça o ülkeleri ekonomik ve diplomatik yaptırımla tehdit etmişlerdir. Yine aynı şekilde Türkiye ile siyasi ve ekonomik ilişkileri kötü giden bazı ülkeler ve kuruluşlar siyasi misilleme adı altında bilinçli veya bilinçsiz soykırımı doğrudan tanımıştır. Geçtiğimiz 2019 yılından bu yana Fransa, Almanya, İtalya, Rusya, Brezilya ve Kanada dışında 29 ülke ile ABD’nin 50 eyaletinden biri hariç tamamı tarafından yaşanan olaylar soykırım olarak kabul edilmiştir. 

24 Nisan 1915 tarihinde Osmanlı hükümetinin Ermeni tebaaya karşı giriştiği etnik temizlik, tehcir ve katliamlar ile ilgili konuya geçmeden önce gelişen olaylara bir-iki cümle ile değinmek istiyorum.

19.yüzyılın ortalarınadoğruÇarlık Rusya’sı, İngiltere ve Fransa, Osmanlı’daki Hıristiyan azınlıkların durumu ile ilgili eşit haklar verilmesine ilişkin mevcut yönetime baskı yapmaya başladı. 1839 tarihinden itibaren anayasanın yürürlüğe girdiği 1876 tarihine kadar görevi devralan Tanzimat dönemi Osmanlı hükümetleri azınlık haklarının iyileştirilmesine ilişkin bir dizi kararlar aldı. Ancak Müslümanlar, Hristiyanlarla eşit statüye sahip olmayı reddetmişti. Dolayısıyla ıslahat planı uygulama alanına giremedi. 1870’lerin sonlarına doğru Rumlar ve Balkanlar’daki Hıristiyan uluslar, zayıf durumdaki Osmanlı yönetiminden güçlü devletlerin yardımı ile ayrılmak istiyordu. 

93 Harbi diye bilinen 1877-78 Osmanlı – Rus Savaşı, Osmanlının kaybetmesiyle sonuçlandı ve Rus ordusu Osmanlı’nın doğu illerini işgal etti. Bu işgal, doğudaki Ermeni köylerinden Osmanlı yönetimi tarafından gerçekleştirilen katliamların öncesine denk gelmişti. 3 Mart 1878 tarihinde Ayastefanos Antlaşması, Ermenilere yerel özerklik verilmesine ilişkin maddeler içeriyordu. Bu istekler Osmanlı yönetimi tarafından reddedildi. Osmanlı yönetimi Ermeni nüfusunun yoğun olduğu illerde şartları iyileştirecek ıslahatlar yapmayı kabul etti ve Rusya, ıslahatın garantörü oldu. İngiltere, Rusya’nın garantörlüğünü kabul etmeyerek itiraz etti. Haziran-Temmuz 1878’de Berlin Kongresi düzenlendi. Osmanlının da kabul ettiği 16. Maddenin yeni sürümü, Rusya yerine ıslahatın garantörlüğü daha fazla ülkeye bölüştürüldü. Ancak bu madde muğlaklık arz ediyor ve uygulanması Osmanlı yönetimine kalıyordu. Dolayısıyla bu doğrultuda Ermenilerin talepleri de muğlakta kalmıştı. 

Paylaşım Savaşı’ndan bir ay önce Haziran 1914 tarihinde Erzurum’da Ermeni kongresi yapıldı. Amaç, Ermenilerin olası savaş çıktığında alacakları tavrın kararlaştırılmasıydı. Osmanlı hükümeti İttihat ve Terakki’nin Ermenilerden talepleri vardı. Savaş çıkması durumunda Ermenilerin Osmanlıya sadık kalacağına ilişkin söz vermelerine yönelikti. Ruslara karşı çıkacak savaşta Osmanlıya asker verilmesi diğer bir istekti. Ermeniler, Osmanlı topraklarında yaşayan Ermenilerin sadık olduklarını ancak İttihat ve Terakki hükümetinden bağımsız hareket edeceklerini ilettiler. Rusya Ermenilerinin Rusya’ya sadık olduklarını, olası Kafkasya’daki ayaklanmaya karışmayacaklarıydı. Ancak İttihat ve Terakki partisi, Osmanlı Ermenilerinin Ruslarla bağlantısının olduğunu iddia etmiş ve amaçlarının bölgeyi ayırmak olduğu kanısına varmıştı. Bu konu başka bir makalede incelenebilir. 

Ermeni Soykırımı’nın anlamı 106 yıl önce 24 Nisan 1915 tarihinde Osmanlı hükümeti olan İttihat ve Terakki’nin Ermeni yurttaşlarına karşı giriştiği etnik temizlik, tehcir ve katliamlar sonucu bir ulusun topyekûn yok edilmesini ifade eder. Bu girişim 1915 ilkbaharından, 1916 sonbaharına kadar süren bir harekâttır. Yani bir buçuk yıl devam eden bir temizlik harekâtıdır. Öldürülen Ermeni sayısı 800.000 ile 1.800.000 arasında olduğu tahmin ediliyor. Tehcir edilen Ermeni sayısının 1.200.000 olduğu tüm kaynakların uzlaştığı bir rakamdır.  

Birinci Paylaşım savaşı ile birlikte 20-45 yaş grubu Ermeniler Osmanlılarca askere alınmış, bunu yol yapım işleri ile angaryalarda kullanılmak üzere 15-20 ve ardından da 45-60 yaş grubu Ermeniler takip etmiştir. Savaş başladıktan sonra Ermeni gönüllülerinin bir kısmı milis gücü olarak dağlara çıkmış, bir kısmı da Rus Ordusu’na “Ermeni Gönüllü Tugayları” olarak katılmıştı. Ermeni milislerin neden olduğu Osmanlı asker ve sivil kaybı sayısı ile ilgili kesin rakamlar verilmemiştir.  

10 Ocak 1915 tarihinde Rus ordusu, Sarıkamış’ı ele geçirdikten sonra Doğu Anadolu’da ilerlemeye devam etti. Cephedeki yenilgiler sonucunda özellikle Sarıkamış hezimetinden sonra Teşkilat-ı  Mahsusa birliklerinin büyük bir bölümü Ermeni köylerinin yanı sıra Kürt köylerinde talan ve yağma eylemlerine başla, bu olaylarla birlikte Şubat 1915’te Osmanlı ordusundaki Ermeniler silahsızlandırıl. 19 Nisan’dan itibaren Van’da isyan başla, Ermenilerin isyanı sonrasında Mayıs ayı içinde Rus birlikleri Van’ı ele geçirdiler. Aynı tarihlerde Van çevresine 250.000 Ermeni toplandı. Ağustos ayı sonlarına doğru Osmanlı Devleti’nin Van’ı bir süreliğine ele geçirmesinin ardından Rus ve Ermeni güçleri şehri tekrar ele geçirdi ve 18 Nisan’da Bitlis isyanı başla. 

24 Nisan 1915 tarihinde Dâhiliye Nazırı (İçişleri Bakanı) Mehmet Talat Bey, Ermeni Komite merkezlerinin kapatılması, elebaşlarının tutuklanması kararını aldı. Talat Bey, 1908-1918 arasında Osmanlı Devleti siyasetine yön veren en önemli aktörlerden biriydi. Bâb-ı Âli Baskınından sonrasında Said Halim Paşa kabinesinde Dâhiliye Nazırlığına (bugünkü adıyla İçişleri Bakanlığı) getirildikten sonra devletin siyasetinin en önemli belirleyicilerinden biri hâline geldi. Talat Paşa 4 Şubat 1917 ile 8 Ekim 1918 tarihleri arasında Osmanlı Sadrazamı (Başbakan) olarak görev almıştı. Enver Paşa ve Cemal Paşa ile birlikte Üç Paşalar iktidarını kuran Talat Bey (Talat Paşa), Osmanlı Devleti’nin I. Dünya Savaşı’na girmesinde ve Ermeni Tehcirinde rol oynamıştı. 

 Ermenilerin tehcir edilmesi, tutuklanması ve çocukların zorla Müslümanlaştırılması dönemine denk gelen süre içinde İttihat ve Terakki’nin lider kadrosunda yer alan ve Padişah Sultan Mehmed Reşad’ın yeğeni ile evli olan Enver Paşa görevlendirildi. Enver Paşa aynı zamanda Panislamizm ve Pantürkizm (Turancılık) akımının da lideriydi. 1.200.000 Ermeni’nin Suriye Çölüne sürülmesi sırasında susuz ve açlıktan kırılan, tecavüze uğrayan, ayak uyduramadığı için öldürülen ve hastalıklar yüzünden ölenlerin sorumluluğu İttihat ve Terakki Cemiyeti/Partisi’ne aitti. İstanbul’da Divan-ı Harp rütbesini geri alındı ve gıyabında ölüm cezası verilerek 1 Ocak 1919 tarihinde de askerlikten ihraç edildi. 

Olayların başlangıcı, 24 Nisan 1915 tarihinde 2.345 Ermeni aydının ve 290 kişilik “Ermeni Komitesi” üyesinin tutuklandığı iddiasıyla başlamış, Komite üyeleri ve aydınlar 2016 tarihine kadar İstanbul’da (rehin) tutulduğu iddiası devam etmiştiOsmanlı İmparatorluğu ve mirasçısı Türkiye Cumhuriyeti Soykırım sözcüğünün Osmanlı yönetiminin sonlarına doğru gerçekleşen toplu katliamları tanımlamak için doğru terim olmadığını belirterek, reddetmiştir. 

Enver Paşa 1918 yılında, yani Birinci Paylaşım Savaşı sonrasında Osmanlı’nın diğer ittifak devletleriyle birlikte kaybetmesinin ardından Odesa’ya, oradan da Berlin’e hareket etti, daha sonra Rusya’ya geçti. 1921 Ekim’inde Orta Asya Müslümanlarını sömürgeci İngilizlere karşı birleştirme ve bir İslam birliği kurma niyetiyle Teşkilât-ı Mahsusa eski liderlerinden Kuşçubaşı Hacı Sami ve diğer ittihatçılarla birlikte Batum’dan Buhara’ya geçti. 1922 Şubat’ında komutasında topladığı Basmacı birlikleri Duşanbe’yi ele geçirdi ve oradaki Sovyet Garnizonunu tutsak aldı. Ardından Horasan üzerinden yürüyerek Kızılordu birliklerinin Buhara ve Horasan’dan çekilmesini sağlamaya çalıştı. 28 Haziran 1922 tarihinde Kafiran Savaşı’nı kaybederek, 4 Ağustos 1922 Tacikistan’da Belçivan yakınlarında Agop Melkovian komutasındaki Bolşevik Ruslara karşı yapılan çatışmada üzerine düşen havan topuyla öldü ve Çeğen köyüne gömüldü. Talat Paşa da Paylaşım Savaşı’nı İttifak devletlerinin kaybetmesinden sonra İttihat ve Terakki Cemiyeti’ni feshedip ülkeyi terk etti. 1921 yılında Berlin’de, Hardenberg Caddesi’nde bir Ermeni tarafından öldürüldü. 

Enver Paşa’nın Naaşı, Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in 1995 tarihinde yaptığı Tacikistan gezisi sırasında gündeme getirildi. 30 Temmuz 1996 tarihinde Cumhurbaşkanı başdanışmanı ve bilim adamları grubu ile birlikte cesedin diş yapısında teşhisi konularak devlet töreni ile diğer ihanet çetesi mensubu Talat Paşa’nın yanına gömüldü. 


[1] Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi, Wikipedia. 

Mazhar ÖZSARUHAN
Latest posts by Mazhar ÖZSARUHAN (see all)