Einstein’ın Beynine Ne Oldu?


Hurafe hikayelerini sever misiniz? Size mekanik bilimin en çarpıcı hurafelerinden birinin hikayesini anlatayım isterseniz. Madem ısrar ediyorsunuz, anlatayım o halde.

Bizim Einstein Emmi’yi bilmeyen yoktur. İçi içine sığmaz, fırtınalı, deli dolu biriydi rahmetli. Devrin bilimsel tekniklerinin tümünü ustaca kullanan Nazilerin modern teknolojiyle inşa ettiği gaz odalarına gönderilen bir Yahudi kafilesi içinde olmamak için Amerika’ya kaçtı. Sonrası malum; atom bombası, Hiroşima, Nagazaki falan filan.

Einstein, yazdığı vasiyette, emri ilahi vaki olduğunda yakılmasını istemişti. Öyle yaptılar ama adamcağızı yakmadan önce beynini çaldılar. Çaldıkları beyni parçalara ayırıp muhtelif laboratuvarlara dağıttılar.

Böylece emminizin beyninin nasıl çalıştığını, ne tür aksamı olduğunu, aksamın nasıl bir araya getirilip monte edildiğini, hangi tür hammadde kullanıldığını, mühendislik ve mimari yapısını inceleyip, beynin gizli sırlarını ortaya çıkaracak ve “işte dünyayı anlama ve yorumlamamızda devrim yapan bir zekâ için böyle bir beyin lazım” deyip seri üretime geçeceklerdi. (Sahi bizim rahmetli Mimar Sinan’ın beyni de aynı akıbete uğramıştı değil mi?)

Gülmeyin ama! Gaye tam anlamıyla buydu; Einstein’ın beyninde fiziksel olarak istisnai bir şey olduğuna ve beynin doğru bilimsel analizinin Einstein’ın dehasını açıklayabileceğine inanıyorlardı. Dinin hurafelerinden daha korkunç ve kontrolsüz olan, mekanik bilimin evrensel hurafeleridir neticede.

Hurafelerinin tesirinde olarak hiçbirisi de Einstein onların kullandığı analitik mekanik düşünme yollarını kullanmış olsaydı Einstein olamazdı diye düşünememişti.  Çünkü onlar canlı bir organizmayı da herhangi bir makine olarak tahayyül edecek kadar zıvanadan çıkmış durumdaydı. Mekanik bilimin metotları marifetiyle parçalarını inceleyerek bütünün bilgisine varacak, tabiatını anlayacaklardı. Bir bisikleti parçalarına ayırıp analiz etmek ve birçok bisiklet üretmek gibi.

Bir insanı bir odaya kapatıp, bir koltuğa oturtup, o kişinin tecrübe dünyasında birbirinin içine geçmiş, her birisi de kendi dışındaki ilişkilere uzanıp çevresinde anlam bulan ağın ilmiklerini çözerek meseleyi kavrama çabası da bu hurafenin bir parçası. Hakikatte ise insanlar hiçbir şey görmez, görmek istediklerinden başka, hiçbir şey işitmez, işitmek istediklerinden başka. Bunu da bir başına, canı istediği için yapmaz. Bu bir çevre ve ilişki meselesidir ve insan ilişkiler ağı içinde bir detaydır sadece.

Mesele bununla kalsa iyi. Bu saplantı öyle bir noktaya vardı ki, mekanik analitiğin toplumlara da uygulanabileceğine, toplumların da önceden belirlenmiş bilimsel uygulama ilkelerine göre hareket eden, fonksiyonu ve amacı belli aparatlara indirgenebileceğine inanıldı ve hikayesini bildiğimiz insan öğüten diktatörlükler ortaya çıktı.

Hikâyemize dönersek, beynin parçaları bir daha ortaya çıkmadı ama rahmetlinin beyninden parça kapanlar, türlü türlü şaklabanlıklarla ortaya çıkmaya başladı; yok beynin bazı bölgeleri enteresanmış, yok beyni normal bir beyinden daha hafifmiş, yok sol kumanda alanında kıvrımlar, ön lobda glialar cirit atıyormuş…

Bizim köyün imamı bile bunların söylediklerinden daha makul şeyler söylerdi. Malumunuz, bir köy imamına, olabilecek en saçma, en akıldışı bir şey dahi sorulsa bilmiyorum demez diyemez, zira onun değil dinin itibarı mevzubahistir.

İmamdaki bu her şeyi bilme mecburiyeti bir tavır olarak, memleketin modernist, bilimselci ve bilhassa sol cenahına eksiksiz olarak sirayet etmiştir; bilimin cevap veremediği soru yoktur ve bilimin muhafızları olarak onların da bilim adına cevap vermeyecekleri bir husus yoktur.

Maalesef bu hurafeciliğin çok ama çok ağır bedeli oldu ve olmaya devam ediyor. İnsanların beynine elekroşoklarla, lobotomi teknikleriyle müdahale edildi, toplumların gelişim seyri sekteye uğratıldı, ideolojilere kurban edildi, narin ekolojik sistemin ayarlarıyla oynandı.

Mevzu dağılıyor. Toparlanıp hikâyeyi bitireyim. Cansız dünyaya ait şeyler için nispeten anlamlı olabilecek metotlarını canlı organizmaya da uygulamaya kalkışan bizim mekanik bilimciler rahmetlinin beynini alıp parçalamakla kaldılarsa da bilimin namusunu kurtarmak adına, beynin sol lobundaki anormaliteyi adamcağızın keman çalma tutkusuna bağladılar. Anlayacağınız, olan rahmetlinin beynine oldu. RGeriye de rahmetliden bizle ve mekanik bilimcilerle dalga geçercesine bir karış dışarıya uzattığı diliyle bir fotoğrafı kaldı.

M. Şirin ÖZTÜRK
Latest posts by M. Şirin ÖZTÜRK (see all)