Din vs Yapay Zekâ. Apokaliptik Bir Dünyaya Karşı Açılan Cephe


Paolo Benanti, bir papaz. Sabahın erken saatlerinde gözlemleyecek olursanız, sıradan bir din adamı olduğu sonucuna ulaşabilirsiniz. Roma’da bir manastırda yaşıyor. Erkenden uyanıyor ve güne duayla başlıyor. Aynen, bir papazdan bekleyebileceğiniz gibi…

Gün ilerlerken, işler yavaş yavaş değişmeye başlıyor. Benanti’nin eğitimi din konuları ile sınırlı kalmamış. Mühendislik eğitimi almış. Bu kadarıyla da yetinmeyip ilgisini “etik” alanına doğru genişletmiş. Bir bünyede toplanan bu ilginç bileşim, onu Papalık Gregorian Üniversitesi’nde “yapay zekâ etiği” dersleri verir konuma getirmiş. Kendisi, aynı zamanda, Papa Francis’e yapay zekâ konusunda danışmanlık yapıyor. Kısaca, günün ilerleyen saatlerindeki görüntüsü değerlendirildiğinde, sıra dışı bir papaz profili ile karşı karşıya olduğumuz sonucuna ulaşabiliriz.

Papaz Benanti’nin biyografisi şüphesiz ilgi çekici ancak şu ana kadar anlattıklarımız içerisindeki en ilginç şey değil. Papa’nın yapay zekâ konusuna ilgi göstermesi ve bu konuda danışmanlık alıyor olması ilgiyi (haklı olarak) cezbediyor. Gerekçesini anlamaya çalıştığımızda şunu görüyoruz: Papalık, yapay zekâ konusuna çok hassas çünkü bunun toplumun en savunmasız üyelerini, işlerini ellerinden alarak olumsuz etkileyebileceğinden ve dünyada zaten can yakıcı boyutta olan eşitsizliği daha da artırabileceğinden endişe duyuyor.

Eşitsizlik deyince bunu pek de hafife almamak lazım. Oxfam 2019 Gelir ve Servet Dağılımı Raporu’na baktığımızda ürkütücü istatistiklerle karşılaşıyoruz. 2018 yılında en zengin 26 kişinin sahip olduğu servetin 3,8 milyar yoksul insanın toplam servetine eşit olduğunu görülüyor. 26 kişiye karşı 3,8 milyar kişi! Dünya nüfusunun yaklaşık yarısını temsil eden bu insanların büyük bölümü de günde 5,5 doların daha azı ile geçinmek zorunda. Kısaca, bu insanlar hayat mücadelesini sürdürebilmek için mutlaka çalışmak ve para kazanmak zorundalar. Aksi takdirde hayati risklerle karşı karşıya kalabilirler.

Papalığın endişesi, işte bu insanlara yönelik. Toplumun savunmasız konumdaki bu üyeleri, yapay zekâ tarafından işsiz bırakılmaları halinde hayat mücadelesinde çaresiz kalabilirler. Bu küçümsenecek bir risk değil. Çok büyük toplumsal hareketlere, büyük kırılmalara sebebiyet verebilir. Bu durum, Dünya Ekonomik Forumu’nun Global Riskler 2022 raporunda da ön plana çıkıyor. Küresel ölçekte önümüzdeki on yıl hüküm sürecek en ciddi riskler sorulduğunda, uzmanlar tarafından yapılan sıralamada ilk beşe bu konuyla ilgili iki riskin girdiğini görüyoruz: Dördüncü sırada sosyal uyumun erozyonu, beşinci sırada ise geçinme krizleri. Bu risklerin yaratabileceği krizlerin önüne geçebilmek için birçok devlet, çok yönlü çalışmalar gerçekleştiriyor.

İşte, yapay zekânın bu anlamda yaratabileceği risklere karşı mücadele etmek için Benanti, Mart 2020’de, yapay zekâ dünya çapında yaygınlık kazanırken “insan onurunun” her zaman bir öncelik olarak göz önünde bulundurulacağına dair bir taahhüt olan Rome Call’un taslağının hazırlanmasına yardımcı olmuş.

Rome Call, genel bir ifade ile “yapay zekâ konusunda bir etik çağrısı”. Şu ana kadar Papalık Yaşam Akademisi, Microsoft, IBM, FAO ve İtalya İnovasyon Bakanlığı tarafından imzalanmış. Amacının, uluslararası kuruluşlar, hükümetler, kurumlar ve özel sektör üzerinde ortak sorumluluk hissini artırmak olduğu ifade ediliyor. Yakında kapsama alanı genişler ve yeni yeni kuruluşlar imzacı olarak katılırsa şaşırmamak lazım.

İnsanı ve insanlığı merkezine alan bir dijital inovasyon ve teknolojik ilerleme önemli. Böyle bir gelecek yaratamazsak, karşı karşıya kalabileceğimiz riskleri yönetmek mümkün olamayabilir.

Bu çabaların samimi yönde, kavramlar bozulmadan ve esnetilmeden sürdürülmesi ve genişletilmesi, eminim teknolojik gelişmelerin toplumlar genelinde yarattığı endişelerin sonlanmasına büyük fayda sağlayacaktır.

Bir sonraki yazıda görüşene kadar, sağlıcakla kalın.

Özgün ÇINAR