Burjuvazinin kutsalına dokunmak

Kapitalizm, üretim araçlarının özel mülkiyetine ve bunların kâr amacıyla işletilmesine dayanan ekonomik sistemdir. Serbest piyasa ekonomisi olarak 16. yüzyılda ortaya çıkan kapitalizm, özel mülkiyetsermaye birikimiücretli emek, artı değer sömürüsü ve rekabetçi pazar ilişkisine dayanır. Kapitalizm kendisinden önceki üretim biçimlerinden farklı olarak kendine özgü özel meta üretiminin geçerli olduğu, her şeyin alınıp satıldığı ve her şeyin fiyatının olduğu bir sistemdir.

Kapitalizmi tanımı bakımından iki temel özelliğinden söz edilebilir. Birincisi, üretimin salt kar amacı güdümlenerek yapıldığı ve bu artı değerin de pazarda satıldığı bir ekonomik sistem olmasıdır.  İkincisi de kapitalizmin ücretli emeğe dayalı bir ekonomik sistem, bir üretim tarzı olmasıdır. Karl Marks, üretici güçler ve üretim ilişkilerinin belirli bir tarihsel andaki ilişkileriyle üretim biçimini belirlediğini söylemiştir. Marks’a göre, kapitalizm üretim araçlarına ve sermayeye sahip olan burjuva sınıfının çıkarına işleyen, onu meşru kılan bir sistemdir.

Metaların kullanım değeri ve piyasa içindeki değişim değerini birbirinden ayıran Marks’a göre sermaye, yeni bir meta üretmek amacıyla satın alınan metanın yarattığı ekstra değişim değerinden oluşur. Emek gücünün kendisi kapitalizmde bir meta haline gelir, emek gücünün değişim değeri ücret olarak yansır, fakat bu da kapitalist için ürettiği değerden daha azdır. Bu farklılık artı değer yaratır ve kapitalistin sermaye birikimini ve kârını oluşturur. Kapitalist üretim biçimi işçilerin yarattığı artı değere el koyma biçimiyle farklılaşır.

Bir üretim tarzı ve toplum biçimi olan kapitalizmin “özel mülkiyet, veraset, özel girişim, serbest piyasa ve rekabet” gibi temel ilkeleri var. Bunlar sistemin egemen sınıfı olan burjuvazi için dokunulmaz ve kutsaldır. Burjuvazi bu kutsal hakları feodal çağda yoğun mücadeleler sonucu elde ederek kendi sınıf çıkarlarını koruyan devletini kurmuştur. Ekonomik gücünden dolayı politikaya da egemen olan burjuvazi, devletin ve hükümetlerin kendi kutsalına dokunmasına müsaade etmez. Batıda kendi ulusal dinamikleri ile gelişen kapitalist sistemlerde burjuva devlet ve hükümetler, burjuvazinin bu haklarını korur ve her koşulda kollar. Bu burjuvazinin hem sınıf çıkarları hem de toplumsal meşruiyeti için gerekli bir durumdur.

Özel mülkiyet hakkı, 1789 İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesi’nde tanınıp güvence altına alındı. Bu Bildirge’den beri hemen tüm kapitalist anayasa ve yasalarda, “dokunulamaz ve kutsal” bir hak olarak yer aldı. Her türlü emek ve artı-değer ile artı-ürün üzerinde tahakküm sağlayan özel mülkiyet hakkı, egemen sınıf olan burjuvazinin devleti ile birlikte siyasal, toplumsal, ekonomik ve askeri kurumlar, kanunlar, tüzükler ve yönetmeliklerle korundu. Burjuvazi kendisine siyasal ve toplumsal meşruiyet kazandırmak için bazı demokratik hakları yukarıdan aşağını doğru devlet eliyle verdi. Ancak sistemin temel çelişkileri nedeniyle gelişen sınıflar mücadelesi egemen sınıfların çıkarlarını tehlikeye düşürdüğü her durumda, başta kapitalizmin ikinci temel sınıfı olan işçi sınıf olmak üzere, diğer tüm emekçi sınıflar, etnik, kültürel ve inançlar kesimler ağır baskı, terör ve sömürü koşullarına mahkum edildi.

Kapitalist emperyalist sistemin geri bir uzantısı olan ve burjuva demokratik devrimini tamamlamamış Türkiye gibi ülkelerde tekelci burjuvazi kendi kutsalını bile koruyacak durumda değil. Esas olarak devletin desteğine ve emperyalizmle işbirliğine dayanarak palazlanan ve bu çizgisinden sapmadan varlığını sürdüren Türkiye burjuvazisi, iktidarını tek başına değil diğer egemen sınıflarla ittifaklar kurarak sürdürüyor. Emperyalizm, tekelci sermaye ve büyük toprak sahiplerinin ittifakına dayanan oligarşik diktatörlüğün belkemiğini yerli tekelci sermaye oluşturmasına rağmen, kendi sınıf çıkarlarını tek başına koruyamıyor. İktidardaki partiler ve hükümetler, burjuvazinin kutsalına dokunabiliyor. Burjuvazi ve onun sözcüleri kurumlar bu duruma ya seslerini çıkaramıyor ya da mırın-kırın etmekten öteye gidemiyor.

Kapitalist sistemde partiler müesses nizam-ı koruma ve kollama önkoşuluyla iktidara gelir veya getirilir. Genel oy hakkı ile iyice iğdiş edilmiş seçim sistemleriyle de olsa belirli aralıklarla yapılan genel seçimler sistemin restorasyonunu sağlar. Ancak iktidar partileri uyguladıkları ekonomi politikalarıyla kısa yoldan ve haksız rekabete dayalı olarak devlet imkanlarından yararlanan yeni burjuva katmanlar yaratmıştır. Bu süreçlerde yolsuzluk, yoksulluk ve yasaklar her iktidar döneminde özgün bir niteliğe bürünerek yağma ve yandaşlık kültürü oluşturmuştur. Devletin askeri ve bürokratik eliti dahil, parti liderlerinin ailesi, akrabaları, parti kadroları ile iktidara yandaşlık ve yalakalık yapan herkes faydalanmaktadır. Bu durum, işçi ve emekçi sınıfların devrim ve demokrasi mücadelesinde izleyeceği toplumsal ittifaklar politikasını etkilemektedir.   

 

Şaban İBA

1948 yılında Develi’de doğdu. Üniversiteyi Ankara’da okudu. FKF ve TİP’te çalıştı. Dev-Genç’te MYK üyeliği yaptı. THKP-C içinde yer aldı.
12 Mart’ta Dev-Genç ve 15-16 Haziran Olayları’ndan yargılandı. 1975’ten sonra Kurtuluş hareketinin kurucularındadı. 12 Eylül darbesinden sonra TKKKÖ kurucusu ve yöneticisi olmaktan yargılandı. 12 Mart ve 12 Eylül dönemlerinde iki kez idam cezası istemiyle İba, toplam 11 yıl cezaevinde yattı.

Yazarın sayfamızdaki diğer yazıları